Connect with us

Kültür-Sanat Haberleri

İBB Şehir Tiyatroları’nın yeni oyunu “Veba” salgında kaybettiklerimizin anısına sahneleniyor

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları Albert Camus’nün yazdığı, Neil Bartlett’in uyarladığı, Genel Sanat Yönetmenimiz Mehmet …

Published

on

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları Albert Camus’nün yazdığı, Neil Bartlett’in uyarladığı, Genel Sanat Yönetmenimiz Mehmet Ergen’in çevirip yönettiği Veba’yı seyirciyle buluşturuyor. Oyun, 15-18 Eylül, 22-24 Eylül, 29 Eylül-2 Ekim tarihleri arasında Müze Gazhane Büyük Sahne’de.

Veba’nın yönetmeni Mehmet Ergen, oyunun zamanlamasını vurguluyor:

“Dünya çok zor bir dönemden geçti. Yeni bir sahne açarken hem döneme dair anlamlı bir hikâyeyle bir başlangıç yapalım dedik, hem de kaybettiklerimiz için bir saygı duruşunda bulunalım istedik.”

Nobel Ödüllü yazar Camus’nün faşizm alegorisi olarak kaleme aldığı eserde, veba salgını sırasında yaşanan kaotik durum anlatılır. Karantina döneminde verilen mücadele, belirsizlik ve korkunun egemen olduğu bir dünya canlandırılıyor.
Dramaturgisini Ergün Özdemir’in, müziğini Sinan Arslan’ın, sahne-kostüm tasarımını Gamze Kuş’un, ışık tasarımını Murat Selçuk’un, efekt tasarımını Metin Küçükyılmaz’ın yaptığı oyunun fotoğraflarını Nesrin Kadıoğlu çekti. Oyunda Sevil Akı, Serdar Orçin, Emrah Can Yaylı, Burteçin Zoga, Tankut Yıldız, İrem Arslan, Özgür Dereli, Burak Davutoğlu, Ergun Üğlü, Cafer Alpsolay rol alıyor.
Albert Camus’nün Veba’sı
Albert Camus Veba’sında hayatın zevklerine düşkün, alışkanlıklarına bağlı, hastalığı ve ölümü yaşamlarından çıkarmış bir kentin hikâyesini anlatır. Sakin bir Akdeniz şehri olan Oran, korkunç bir felaketi karşılamaya hiç hazır değildir.
İnsanların sükûneti ölü farelerin şehrin her yerinde ortaya çıkmasıyla bozulur. Toplu halde ölen, can çekişen farelerin çığlıkları herkesi şaşkına çevirir.
Eserde salgının tüm aşamalarına tanık oluyoruz. Fiziksel salgın ahlaki salgına dönüşüyor. Veba insan ilişkilerini alt üst ediyor, toplumun hatalarını ve güçlü yanlarını ortaya çıkarmaya hizmet ediyor. Camus eserde Oran’ın günlük yaşamında vebanın neden olduğu dönüşümleri ustalıkla ortaya koyuyor.
Fransız oyun yazarı, yönetmen Antonin Artaud tiyatro ve vebanın her ikisinin ortak yönüne vurgu yapıyor: “tiyatro, veba gibi, […] çatışmaları çözer, güçleri serbest bırakır, olasılıkları serbest bırakır ve eğer bu olasılıklar ve bu güçler karanlıksa, bu vebanın ya da tiyatronun değil, hayatın suçudur”
Veba bugün yeniden okunabilecek büyük bir eserdir. Kitapta semboller bulunmaktadır: durumlar, tipler ve fiziksel nesneler bir yandan kendilerini öte yandan kendilerini aşan başka şeyleri temsil ederler. Romanda veba, 1937’de etkisini göstermeye başlayan Nazizim’i, salgını önleme çabaları ise Nazizim’e karşı direnişi temsil eder.
Vebanın Tarihine Kısa Bir Bakış
Uzun bir dönem boyunca vebanın kaynağının Mısır’da Nil nehri olduğu düşünüldü. Hastalık, Antik Yunan halklarının yaptığı savaşlarla, Roma ordularının seferlerinin dönüşünde Avrupa kıtasına taşınmıştır.
542’de ortaya çıkan “Justinien vebası” çok korkunçtur. Dönemin tarihçilerinin belirttiğine göre acımasızca yayılmış ve ne yaş, ne de cinsiyet tanımıştır. Her farklı ırka, her coğrafyaya nüfuz etmiş ve İstanbul’un da arasında bulunduğu birçok şehri yerle bir etmiştir. Bizans salgınlarında saray kapılarını kapatır ve saray duvarlarının çevrelerine iki sıra korunma teli çekilirdi.
Papa IV. Clement’in ölü sayıcılarının tahminlerine göre, 1348-1351 yılları arasında Kara Ölüm, Avrupa’da 23.840.000 insanı ölüme mahkûm etmiştir. Şehirlerde, kasaba ve hatta köylerde neredeyse yaşayan kalmadı. Hayatta kalanlar dağlara kaçtı. Bütün yaşam alanları kendi başına dolaşan hayvanlara kaldı. Tarım alanlarını işleyen çiftçiler ortadan kalkınca araziler çayır ve orman alanlarına dönüştü. Terk edilmiş gemiler Akdeniz’de başıboş yüzüyordu.
Veba başladığında bütün Fransızlar panik halindeydi. Fransa topraklarındaki ölümler sayılamayacak kadar büyüktü. Avignon, Marsilya, Montpelier ve Paris’te yüzbinlerce kişi öldü.
Veba, Çin, Hindistan, Rusya, Balkanlar, Yunan Adaları, Kuzey Afrika kıyılarında asırlarca değişik dönemlerde etkili oldu.
Salgın Sonrasında Sanat
Ölüm, acı, keder temaları sanatçılar tarafından çok fazla işlenmiş, çizilmiş, yontulmuş ve karakterize edilmiştir.
Edebiyat, vebalı günlerin korku dolu izlerini taşır. Salgın sonrası dönem zihniyetinin ve kültürünün yeniden şekillenmeye başladığı ortamda şan, şöhret, makam, servet fark etmeksizin insanların kendilerine iyi bir ölüm hazırlamalarını öğütleyen temalar edebiyatın da ana konularından birisi haline gelir.
Kara Ölüm’den sonraki süreçte yapılan heykellere, resimlere, gravürlere, edebi eserlere, dinsel metinlere kadar her şeyde hayatın merkezine yerleşen ölüm gerçekliğine, eşitliğine vurgu yapmayan çalışmalar tam anlamıyla tamamlanmış sayılmazlardı.
Salgın Edebiyatı
Sophokles’in Oidipus mitinden hareket ederek yazmış olduğu Kral Oidipus tragedyası, Thebai kentine musallat olmuş ve kenti kırıp geçiren bir veba salgını ile açılır. Sofokles’in Kral Oidipus (M.Ö. 5. yy) eseri salgın edebiyatının bağımsız bir tür haline gelmesini sağlayan ilk eserdir.
1348’de veba Floransa’yı kasıp kavurdu. Boccaccio’nun 1349-1353 yılları arasında yazdığı başyapıtı Decameron on gün boyunca anlatılan yüz öyküden oluşur. Yedi genç kız ve üç genç adam, salgından kaçmak için on gün boyunca kırsala sığınır. Bu kapalı alanda, kahramanlar zaman geçirmek ve kapılarındaki kıyameti unutmak için hikâyeler anlatmaya çalışacaklardır.
La Fontaine’nin Veba Hastası Hayvanlar’ında Kral, halkını vebadan kurtarmak için “en suçlu”nun kurban edilmesini önerir. Kurban edilecek kişi en dürüst olan eşek olacaktır. Salgın burada siyaset dünyasının, yalanın ve adaletsizliğinin bir alegorisidir.
Robinson Crusoe’nun yazarı Daniel Defoe, tarih ve kurgu arasında bir metin olan Veba Yılı Günlüğü’nde Londra nüfusunun 20’sinin veya yaklaşık 100.000 kişinin öldüğü 1665’teki Büyük Veba’yı anlatır. Veba burada hem ölümcül bir hastalıktır, hem de şehrin sosyolojisinin ve yoksul ya da zengin, hayatta kalmak için en aşırı eğilimleriyle karşı karşıya kalan herkesin kaderinin bir ifşasıdır. Yavaş yavaş ölümün önemsizleşmesi eserde şöyle anlatılır: “Hemen hemen her evde, özellikle felaketin başlangıcında, sadece ağlayıp ağıt yakıldı; sona doğru kalpler katılaştı ve ölüm o kadar çok göz önündeydi ki, insanlar artık sevdiklerinin bakışlarından o kadar etkilenmiyorlar, her biri bir saat sonra ölüme çağrılmayı bekliyordu.”
Albert Camus ilhamını, özellikle bugün yeniden okunmayı hak eden bu metinden almıştır.
Vebanın Sonuçları
14. yüzyıl vebasından sonra Avrupa’da emek gücünün değeri artmış, işçi ücretleri yükselmiştir. Hijyenin önemi keşfedilmiş, sokaklarda hayvanların dolaşması yasaklanmış, Paris’te ilk kanalizasyon inşa edilmiştir.
Vebanın neden olduğu şiddetli sarsıntı sonucunda Tanrı’nın gazabı ve insanların günahına karşılık bir bela olarak algılanması, bazı insanları hiç olmazsa hazları yaşamaya yöneltirken, diğer bir kısmını da diğer uca, münzeviliğe itmiştir.
Yahudi ve Çingeneler vebanın nedeni olarak suçlanmışlardır. 20. Yüzyılın ortalarına kadar bu iki millet göçlere zorlanmış, hakları ellerinden alınmış ve katliama maruz kalmışlardır.
Veba, hastalığı önlemede başarısız olan din adamlarının ve hekimlerin itibarının sarsılmasına neden olmuştur.
Pek çok düşünüre göre Orta Çağ vebanın getirdiği ekonomik ve sosyal olayların sonucunda kapanmıştır.
Kaynaklar
John Cruickshank, Albert Camus ve Başkaldırma Edebiyatı
Antonin Artaud, Tiyatro ve Veba
Dr. Jean Lauminier’e Göre: Tarih Boyunca Veba Ve Yarattığı Felaketlere Bakış; Haktan BİRSEL, Nahid MALAZİZİ
Salgın ve Kent: 1347 Veba Salgınının Avrupa’da Sosyal, Politik ve Ekonomik Sonuçları; Kemal Özden – Mustafa Özmat

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Kültür-Sanat Haberleri

Sinema Perdesinde Aralıksız Dizi Keyfi: “Arkası Şimdi!” – İnternet Haber

Pera Film, pandemi ile online platformlara ve bilgisayar ekranlarına sıkışan izleme deneyimini yeniden sinema perdesine taşıyor. Aralıksız dizi …

Published

on

By

Pera Film, pandemi ile online platformlara ve bilgisayar ekranlarına sıkışan izleme deneyimini yeniden sinema perdesine taşıyor. Aralıksız dizi gösterimlerinden oluşan Arkası Şimdi! başlıklı program, 29 Eylül – 23 Ekim tarihleri arasında Pera Müzesi’nde ücretsiz izlenebilir.

Pera Müzesi Film ve Video Programları, dizilerden oluşan programı Arkası Şimdi!ile salon gösterimlerine geri dönüyor. İnternet yapımlarının giderek arttığı, büyük film festivallerinin dahi yarışma bölümleri oluşturduğu bir format olarak diziler, son yıllarda birçok önemli yönetmenin de filmografisine girmeye başladı. İlki 2019’da gerçekleştirilen Arkası Şimdi!’nin ikinci programında, Avustralya ve ABD’den, yapım yılı 2014’ten 2018’e yayılan beş dizi izleyicilerle buluşuyor.

Aile ve birey mercek altında
Stand-up gösterileri Nanette ve Douglas ile tanınan Avustralyalı komedyen Hannah Gadsby, Hannah Gadsby’nin OZ’u adlı yapımda, ülkesinin ulusal kimliğini keşfe çıkıyor. Keskin zekâsı ve her şeyin derinine inme arzusuyla kıtanın dört bir yanını dolaşan Gadsby, bu sürecin sonunda Avustralya kimliğine dair bilinen her şeyi baştan tanımlıyor.

Ödüllü filmi 52 Salı ile çok konuşulan Sophie Hyde’ın imzasını taşıyan Lanet Adelaide, Güney Avustralya’nın Adelaide şehrinde yeniden bir araya gelen bir ailenin hikâyesini anlatıyor. Annelerinin evi satacağını öğrenen aile mensuplarının, birliktelik duygularını kaybederek kaosun içine sürüklenmesini konu alan dizi, geçmişle yüzleşme halindeki altı karakterin bakış açısından anlatılıyor.

Karşınızda, Desmondo Ray!karanlık bir dünyada aşkı arayan tuhaf bir adamın hikayesini konu alıyor. Aşkın en beklenmedik yerden çıkabileceğini, karanlık ve kasvetli bir dünyada dahi kalbin her zaman yıldızları takip etmesi gerektiğini gösteren animasyon dizinin yönetmenliğini Steve Baker üstleniyor.

Kadın sinemacılardan dizi skeçler
Yönetmen Shaina Feinberg, kadınlar ve kuirlerden oluşan bir arkadaş grubunu odağına alan Dinette dizisinde, gerçekleri sakınmadan söyleyen bir oyuncu kadrosuyla kırılgan maskülinite ve patriyarka konularını skeçler halinde işliyor.

Sarah Silverman’ın yapımcılığını üstlendiği Lütfen Anla Beni ise her bölümde birbiriyle taban tabana zıt iki komedyeni gerçek bir terapist ile karşı karşıya getiriyor. Terapist seansı yürütmeye çalışırken iki sevgili ya da kardeşi canlandıran komedyenler bu kurgulanmış ilişkinin çılgınlığını gözler önüne seriyor. Böylece izleyiciyle kurgusal bir ekran ortaklığı oluşturuluyor.

Arkası Şimdi! programı, 29 Eylül – 23 Ekim tarihleri arasında Pera Müzesi Oditoryumu’nda ücretsiz izlenebilir.

Bu program kapsamındaki gösterimler ücretsizdir. Rezervasyon alınmamaktadır. Yasal düzenlemeler uyarınca aksi belirtilmediği sürece tüm gösterimler 18+ uygulamasına tabidir.

Gösterim Programı
Arkası Şimdi! 29 Eylül – 23 Ekim

29 Eylül Çarşamba
19.00 Lütfen Anla Beni (56′)

6 Ekim Çarşamba
19.00 Karşınızda, Desmondo Ray! (45′)

8 Ekim Cuma
19.30 Hannah Gadsby’nin OZ’u (85′)

9 Ekim Cumartesi
15.00 Dinette, 1. sezon (73′)
16.45 Dinette, 2. sezon (58′)

13 Ekim Çarşamba
19.00 Lütfen Anla Beni (56′)

15 Ekim Cuma
19.30 Lanet Adelaide (95′)

16 Ekim Cumartesi
15.00 Dinette, 1. sezon (73′)
16.45 Dinette, 2. sezon (58′)

20 Ekim Çarşamba
19.00 Karşınızda, Desmondo Ray! (45′)

22 Ekim Cuma
19.30 Hannah Gadsby’nin OZ’u (85′)

23 Ekim Cumartesi
15.30 Lanet Adelaide (95′)

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Kültür-Sanat Haberleri

Kadıköy Plak Günleri başlıyor – İnternet Haber

Kadıköy Plak Günleri, 2 Ekim Cumartesi Kadıköy Belediyesi bahçesinde başlıyor. Bu yıl plaklar halk ozanı, usta Neşet Ertaş anısına dönecek …

Published

on

By

Kadıköy Plak Günleri, 2 Ekim Cumartesi Kadıköy Belediyesi bahçesinde başlıyor. Bu yıl plaklar halk ozanı, usta Neşet Ertaş anısına dönecek.

Kadıköy Belediyesi’nin bu yıl 5’incisini düzenlediği Kadıköy Plak Günleri 2 – 3 Ekim tarihlerinde Kadıköy Belediyesi’nin Hasanpaşa’da bulunan merkez binası bahçesinde başlıyor. Etkinlik, 25 Eylül 2012 yılında aramızdan ayrılan halk ozanı Neşet Ertaş’ın anısına düzenleniyor. Program kapsamında, Bozlak geleneğinin yeni temsicilerinden biri olan müzisyen İsmail Altunsaray, “Neşet Ertaş Anısı”na bir konser verecek ve konserinde usta sanatçının eserlerini seslendirecek. İki gün boyunca sürecek programda bu yıl da plakçılar stantlarını açacak ve plak koleksiyoncularına ve müdavimlerine keyifli bir buluşma yaşatacak. Programda ayrıca söyleşiler, imza günleri ve dj performansları da yer alıyor.

Programın ilk günü saat 12.00’de analog müzik şöleniyle başlayacak. İlk gün programında Türk popunun ilk kadın seslerinden Ayferi ile “Çal Çingene Çal” başlıklı söyleşi ve imza günü gerçekleşecek. Program, müzik yazarı Murat Beşer’in “Plak Kültürü ve Koleksiyonerlik” söyleşisi ile devam edecek. Beşer’in konukları koleksiyoner Ercan İmre ve pek çok müzik türüne ait yeni, nadir ve ikinci el plakların bulunabileceği Rainbow45 Records mağazasından Salih Karagöz olacak. Birinci günün son söyleşisi müzik yazarı Artemis Günebakanlı’nın “Yeni Oyuncular: Değişen Müzik Sektöründe Kuralları Kendin Yazmak” söyleşisi olacak. Günebakanlı’nın konukları müzisyen Nilipek ve Nova Norda olacak. Halk müziğinin duayen sanatçısı Ümit Tokcan ise yeniden basılan “Hekimoğlu” plaklarını sevenleri için imzalayacak. Birinci gün programı, müzik grubu Lalalar’ın konseri ile kapanışını yapacak.

BOZKIRIN TEZENESİ NEŞET ERTAŞ’IN ANISINA KONSER

Kadıköy Plak Günleri ikinci gününde de açılışını analog müzik şöleniyle yapacak. Gün boyu, plak koleksiyoneri Volkan Judocu; radyocu, müzik eleştirmeni, koleksiyoner Mete Avunduk ve koleksiyoner Abanoz’un dj performansıyla plaklardan müzik sesleri yükselecek. Programın ikinci gün söyleşisinin konuğu yazar Kanat Atkaya olacak. Radyo Eksen Yayın Yönetmeni Gülşah Güray’ın moderatörlüğünü yapacağı söyleşi 18.00’de başlayacak. Kadıköy Plak Günleri saat 21.00’de gerçekleşecek konserle kapanışını yapacak. Konser, 2012 yılında aramızdan ayrılan Türk Halk Müziği’nin değerli ismi Neşet Ertaş anısına yapılacak. “Bozkırın Tezenesi” adına yapılan konserde, Türk Halk Müziği sanatçısı İsmail Altunsaray, usta sanatçı Neşet Ertaş’ın türkülerinden oluşan birbirinden değerleri eserleri seslendirecek.

PROGRAM

02 EKİM CUMARTESİ 2021

12.00 Açılış “Analog Şölen Başlıyor”

14.00 Muhabbet- İmza / Ayferi “Çal Çingene Çal”

16.00 Muhabbet / Murat Beşer (Müzik Yazarı) “Plak Kültürü ve Koleksiyonerlik”

Konukları : Koleksiyoner Ercan İmre ve Rainbow45 Records’dan Salih Karagöz

18.00: İmza: Halk müziğinin duayen sanatçısı Ümit Tokcan

“Yeniden basılan Hekimoğlu plaklarını sevenleri için imzalayacak”

19.00 Muhabbet / Artemis Günebakanlı (Müzik Yazarı)

Konukları: Nilipek. ve Nova Norda

Yeni Oyuncular: Değişen Müzik Sektöründe Kuralları Kendin Yazmak

21.00 Konser / Lalalar

23.00 Yarın görüşmek üzere

03 EKİM PAZAR 2021

12.00 Açılış “Analog Şölen İkinci Gününde”

14.00 Dj Performans / Volkan Judocu

16.00 Dj Performans / Mete Avunduk

18.00 Radyo Eksen Söyleşisi

Radyo Eksen Yayın Yönetmeni Gülşah Güray’ın konuğu Kanat Atkaya

19 .00 Dj Performans / Abanoz

21.00 Konser / İsmail Altunsaray “Neşet Ertaş Anısına”

23.00 Seneye görüşmek üzere

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Kültür-Sanat Haberleri

Sabancı Vakfı 6. Kısa Film Yarışması’nın Kanaat Önderi Avrupa Film Akademisi Başkanı, Golden Globe ödüllü yönetmen Agnieszka Holland oldu. – İnternet Haber

Sabancı Vakfı tarafından bu yıl “Konu Uzun Film Kısa” sloganı ile 6. kez düzenlenen “Kısa Film Yarışması”nın kanaat önderi, ödüllü Polonyalı …

Published

on

By

Sabancı Vakfı tarafından bu yıl “Konu Uzun Film Kısa” sloganı ile 6. kez düzenlenen “Kısa Film Yarışması”nın kanaat önderi, ödüllü Polonyalı yönetmen Agnieszka Holland oldu.

Toplumsal sorunlara sinema aracılığıyla dikkat çekmek amacıyla “Kısa Film Uzun Etki” sloganıyla 2016’da başlatılan Sabancı Vakfı Kısa Film Yarışması’nın bu yılki teması, “Yeni Dünyada Yeni Meslekler”. Yarışmanın bu yılki kanaat önderi Agnieszka Holland video mesajında genç sinemacılara şunları söyledi: “Pandemi bize işlerimizde farklı bir yaklaşıma ihtiyacımız olduğunu, farklı şeylerin daha önemli olduğunu gösterdi. Sahip olmanın daha önemsiz olduğunu, asıl önemsememiz gerekenlerin: insanlar, gezegenimiz ve hayvanlar olduğunu hepimize öğretti.”

Her yıl farklı temalarla düzenledikleri Sabancı Vakfı Kısa Film Yarışması’nın, sanatın kitleleri etkileyen gücünü kullanarak toplumsal sorunlara dikkat çekmek ve farkındalık oluşturmada büyük önemi olduğunu söyleyen Sabancı Vakfı Genel Müdürü Nevgül Bilsel Safkan, “İstatistikler gösteriyor ki pandeminin orta ve uzun vadede etkilediği konulardan biri de meslekler. Burada da dijitalleşmenin etkisiyle büyük bir değişim ve dönüşüm söz konusu. OECD’nin yayınladığı “Geleceğin İşleri Raporu”na göre gelecekte bugün mevcut olan işlerin yüzde 14’ü tamamıyla otomatikleşmesi tahmin edilirken, yüzde 32’sinin belirgin bir şekilde değişiklik göstereceği öngörülüyor. Ayrıca üretim sektöründe çalışmakta olan insan gücü yüzde 20 azalırken, hizmet sektöründe çalışanların sayısının yüzde 27 artacağı tahmin ediliyor. Biz de bu yılki temamızla genç sinemacılara değişen ve yenilenen bu dünya düzeninde yeni şeyler söyleyebilmeleri için ilham vermek istedik. Bu yıl kanaat önderi olarak seçilen ismimiz ise Polonya yeni dalga akımının da değerli bir temsilcisi olan usta sinemacı Agnieszka Holland oldu. Bugüne kadar sanat yoluyla imza attığı işlerle monotonluğa karşı çıkarak var olanı değiştirmek için çaba gösteren Holland’ın yarışmacılarımıza da önemli bir rehber olacağından şüphem yok” dedi.

6. Sabancı Kısa Film Yarışması’nın bu yıl kanaat önderi olarak dünyanın çeşitli festivallerinden ödülle dönen, Polonya sinemasının en önemli isimlerinden birini ağırladığına dikkat çeken Kısa Film Yarışması Sanat Yönetmeni Zeynep Atakan, “Agnieszka Holland, yaşadığımız çağın ‘yaşsız ve zamansız’ bir bilge kişisi. Geçmiş ile gelecek arasında dünyanın değişen yaşam koşullarında,her durumda üretmeye ve vizyon katmaya devam ediyor. Geleceğin meslekleri için kanaat önderinin kim olacağı konusunu düşünürken, geçmişi ve yaşananları bilen ve üretmeye devam eden biri olması fikri çok önemliydi. O nedenle Agnieszka Holland’ın bu yılki temamızın kanaat önderi olmasının yarışmaya katılacak sinemacılar için çok önemli olduğunu düşünüyorum” dedi.

Uluslararası ödüllü sinemacı

Prag’daki ünlü film okulu FAMU’dan mezun olduktan sonra film kariyerine başlayan Agnieszka Holland, 1978 yılında çektiği ilk uzun metrajlı filmi “Provincial Actors” ile 1980 senesinde Cannes Film Festivali’nde Uluslararası Eleştirmenler Ödülü’nü kazandı. Genellikle politik ve/veya Polonya ile ilgili temalarda filmler yapan Polonyalı yönetmen, 1985 senesinde “Angry Harvest” ile “Yabancı Dilde En İyi Film” dalında Akademi Ödülleri adaylığı kazandı. 1990’da yönettiği “Europa Europa” filmi ile Altın Küre ödülünün sahibi oldu ve bu filmle Akademi Ödülleri’ne ikinci adaylığını “En İyi Senaryo” dalında kazanmış oldu. Akademi Ödülleri’ne üçüncü adaylığını ise 2011 senesinde “In Darkness” filmiyle kazandı. “Spoor” / “Pokot” isimli filmi, Nobel ödüllü Olga Tokarczuk’un “Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde” isimli romanından uyarlandı ve 2017’de Berlinale’de Gümüş Ayı ödülünün sahibi oldu. Mr. Jones (2017-2018) ve “Charlatan” (2018-2019) filmlerinin prömiyerleri Berlinale’de gerçekleşti.

Senarist olarak, yakın arkadaşı Krzysztof Kieslowski ile onun beğenilen üçlemesi “Üç Renk”in (1993) senaryosunda iş birliği yaptı ve uzun zamandır arkadaşı ve akıl hocası olan Andrzej Wajda için birkaç senaryo yazdı. Seçildiği Aralık 2020’den bu yana Avrupa Film Akademisi Başkanlığını yürütmekte olan Holland, ayrıca televizyon ve dijital platformlar için yapılan birçok projede yapımcı ve/veya yönetmen olarak yer aldı. Agnieszka Holland’ın film çalışmaları, inanç ve tasavvuf meseleleriyle ilgilenen Yahudi ve Katolik köklerini yansıtır. Sık sık; bir çıkış yolu arayan, kendini gerçekleştirmeye çalışan, mutluluğun peşinden koşan ve başarısız olan veya şüpheli bir uzlaşmaya razı olmaya zorlanan insanları tasvir eder ve çalışmaları, insanların kritik durumlarla “ahlaki” olarak nasıl başa çıktığı sorusunu ortaya koyar.

Son başvuru tarihi 19 Kasım

Sabancı Vakfı 6. Kısa Film Yarışması için başvurular 19 Kasım 2021’e kadar devam edecek. Yarışmaya başvuracak eserlerin en fazla 5 dakika uzunluğunda olması ve yeni meslekler konusunu ele alması gerekiyor. Eserler, öncelikle ön jüri tarafından değerlendirilecek ve finale kalan en az 10 en fazla 15 eser arasından jüri son değerlendirmeyi yapacak.

Yarışmaya başvuran eserlerin yönetmen (eser sahibi) ve / veya yapımcısından en az birisinin T.C. veya K.K.T.C. vatandaşı olması gerekiyor. Bir kişinin birden fazla eser ile başvurabileceği yarışmaya daha önce herhangi bir yerde gösterilmemiş ve ödül almamış eserler kabul edilecek. Eser sahiplerinin bugüne kadar çekmiş olduğu herhangi bir uzun metraj filmi bulunmaması gerekiyor.

Yeni dünya düzeninde dijitalleşme ve yapay zeka ile birlikte gelen yeni mesleklerin ve kaybolacak iş kollarının hayatımızdaki etkilerini ve bu konuda yapılması gerekenleri en iyi şekilde sunan, kriterlere uyan, akılda kalıcı ve yaratıcı bulunan eserlerin birincisine 25 bin TL, ikincisine 20 bin TL, üçüncüsüne 15 bin TL ödül verilecek.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Trending