Connect with us

Sağlık Haberleri

Erkeklerde en sık görülen 2. kanser!

Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser olan prostat kanseri günümüzde giderek yaygınlaşıyor. Özellikle 50 yaşından sonra görülme sıklığı artan …

Published

on

Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser olan prostat kanseri günümüzde giderek yaygınlaşıyor. Özellikle 50 yaşından sonra görülme sıklığı artan ve her 7 erkekten 1’inin kapısını çalan prostat kanserinin sebebinin kesin olarak bilinmemekle birlikte obezitenin, kolesteroldan zengin batı tipi beslenmenin ve genetik faktörlerin riski artırdığını vurgulayan Acıbadem Üniversitesi Maslak Hastanesi Minimal İnvaziv ve Robotik Üroloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ali Rıza Kural “Prostat kanseri sinsice ilerlediği ve başlangıçta hiçbir hastada hiçbir yakınmaya yol açmadığı için ileri evrede karşımıza çıkıyor. Bu nedenle ailesinde baba veya kardeşinde prostat kanseri olanların, ayrıca ailesinde meme kanseri olanların genetik olarak risk arttığından 40 yaştan itibaren; yoksa 50 yaşından itibaren erken tanı için her yıl serum PSA (prostat spesifik antijen) tayini ve parmakla rektal muayene (PRM) yaptırması erken teşhis için kritik önem taşıyor” diyor. Prof. Dr. Ali Rıza Kural, Eylül ayı Dünya Prostat Kanseri Farkındalık Ayı ve 15 Eylül Dünya Prostat Kanseri Farkındalık Günü kapsamında yaptığı açıklamada, en sık sorulan 8 soruyu yanıtladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

SORU: Prostat kanseri tanısı için sadece PSA baktırmak tek başına yeterlidir deniyor. Parmakla yapılan muayeneyi yaptırmak istemiyorum. Ne yapmalıyım?

CEVAP: PSA baktırmak tabii ki önemlidir. Ancak az sayıda da olsa PSA’yı çok üretmeyen saldırgan kanserler de vardır. Ayrıca her yükselen PSA kanser var anlamına gelmez, başka nedenlerle de PSA yükselebilir. Yaşa özgü PSA normal de olsa parmakla prostat muayenesi (PRM) bu hastalar için çok önemlidir. PSA değeri ne olursa olsun PRM’de sertlik bulunması prostat kanseri şüphesi uyandırmalı ve gerekli görüntülemelerden sonra mutlaka biyopsi yapılmalıdır.

SORU: Bir yakınımda hiçbir şikayeti olmamasına rağmen yapılan tetkiklerde prostat kanseri saptandı ve bize sürpriz oldu. Prostat kanseri belirti vermez mi ?

CEVAP: Prostat kanseri erken dönemde herhangi bir yakınmaya yol açmaz. İleri evre kanserlerde tümör kitlesinin idrar yollarına bası yapması nedeniyle zor ve sık idrar etme, menide kan gelme, kemik ağrıları ve kilo kaybı olabilir. Bu nedenle erken tanı önemlidir. Aile öyküsü varlığında 40 yaşından itibaren, yoksa 50 yaşından itibaren her yıl gerekli testler ve muayeneler yapılmalıdır.

SORU: PSA değerim yüksek çıkınca gittiğim doktor hemen biyopsi yapalım dedi. Bunun üzerine telaşlandım ve ikinci bir görüş almak için gittiğim ürolog önce MR yapalım, sonucuna göre karar verelim dedi. Ayrıca başka parametrelere de bakacağını söyledi. Hangi yoldan gitmeliyim ?

CEVAP: Her PSA yüksekliği prostat kanseri varlığı anlamına gelmez. Total PSA ile serbest PSA değerlerini oranladığımızda serbest/total oranı 0.19’dan daha düşükse kanser şüphemiz artar. Diğer bir ölçüm “PSA dansitesi”dir. Bu ölçümde PSA değeri prostat hacmine bölünür ve bulunan değer 0.15’ten yüksekse yine prostat kanseri şüphemiz artar. Son yıllarda PSA’nın bir fraksiyonu olan Pro-PSA’dan hesaplanan Phi değerinin olması gerekenden yüksek bulunması da prostat kanseri şüphemizi artırır. Bütün bu değerlendirmelerle birlikte şüphe oluştuğunda prostatın yüksek çözünürlüklü fotoğrafı olarak tarif edebileceğimiz Multiparametrik Prostat MR’ı mutlaka çekilmeli ve gerekiyorsa biyopsi yapılmalıdır.

SORU: Yapılan inceleme ve biyopsi sonucu bende prostat kanseri saptandı. Biyopsiyi yapan doktor hemen ameliyat önerdi. Gittiğim diğer bir doktor ise ameliyata veya herhangi bir tedaviye gerek yok takip edelim dedi ? Kafam karıştı, ne yapmalıyım?

CEVAP: Her prostat kanserli hastada ameliyat veya diğer tedaviler gerekli olmayabilir. Yapılan biyopside örneklerin bir veya ikisinde, dokunun yarısından azında Gleason Skor 3+3:6, yani saldırgan olmayan kanser varsa bu hastalar ameliyat veya diğer yöntemlerle tedavi edilmemeli, düzenli olarak takip edilmelidirler. Binlerce hasta üzerinde yapılmış olan ve yıllar süren çalışmalarda bu tümörlerin çoğunun hastalara yaşamları süresince zarar vermediği görülmüştür. Böyle bir durumda Aktif İzlem yöntemi uygulanarak 6 ayda bir PSA tayini ve iki yıl içerisinde MR çekip odaklanmış biyopsi yapılması yeterlidir. Bu hastaların 5 yıl içerisinde ancak yüzde 25-30’u tedavi gerektirecektir. Diğerlerinde ise ömür boyu hiçbir tedavi gerekmeyecektir.

SORU: İdrar şikayetlerim beni çok rahatsız etmiyor ama ileride kanser olmayayım diye şimdiden prostat ameliyatı olmak istiyorum, sakıncası var mıdır?

CEVAP: Prof. Dr. Ali Rıza Kural “İyi huylu prostat büyümesinde genelde idrar yolundan girerek (gland çok büyükse robotik ameliyat) yaptığımız ameliyatlarda prostatın “Transizyonel Zon” dediğimiz bölümünü çıkartırız. Böylece idrar yolu açılarak hastalar rahat idrar yaparlar. “Periferal Zon” dediğimiz prostatın kabuk kısmını hastada bırakırız. Prostat kanseri de çoğunlukla bu bölümden çıkar. Sonuçta iyi huylu prostat ameliyatı olmak kanser riskini ortadan kaldırmaz. Ayrıca iyi huylu prostat büyümesi nedeniyle ameliyat ettiğimiz özellikle genç yaştaki hastaların PSA düzeylerini ilerleyen yıllarda takip ederiz ve gerektiğinde PRM yaparız” diyor.

SORU: Yapılan biyopside prostat kanseri saptandı. Doktorum açık ameliyat önerdi. “Açık ameliyatta elimle daha iyi hissediyorum” dedi. Diğer bir hekim de kesinlikle Robotik ameliyat önerdi. Ne yapmalıyım ?

CEVAP: Robotik Radikal Prostatektomi ameliyatı, son 20 yıldır giderek artan sayıda uygulanmaktadır. İlk yıllarda açık cerrahi mi yoksa robotik cerrahi mi uygulanmalı sorusunun cevabı artık verilmiştir. Kanser kontrolü açısından iki yöntem arasında belirgin fark olmasa da idrar kontrolü ve cinsel ereksiyonun düzelmesi robotik ameliyatlarda belirgin şekilde daha iyidir. Ayrıca robotik radikal prostatektomi ameliyatlarında kan verilme oranları yüzde 1’in altında olup, ameliyat sonrası iyileşme hızı da 2 misli daha kısadır. Artık günümüzde ameliyat öncesi her türlü detaylı anatomik bilgiye ulaşabildiğimiz için “elimle daha iyi hissediyorum” görüşü artık geçerli değildir. Ekonomik yönden ulaşılabiliyorsa Robotik ameliyat tercih edilmelidir.

SORU: Vitamin kullanmak prostat kanserini önler mi ?

CEVAP: Vitamin kullanma konusu yıllardır çok konuşulmuştur. Özellikle Selenyum ve E vitamininin bir dönem kullanılması tavsiye edilmişse de “Select” çalışması bunun bir yararının olmadığını göstermiştir. Bugün prostat kanserinden sakınmak için; bu 5 basit ama etkili önlemi almak yani; yağdan fakir beslenmek, bol meyve ve sebze yemek, süt ve süt ürünlerini çok fazla tüketmemek, bol sıvı almak ve egzersiz yapmak önerilmektedir. Herhangi bir vitamin veya ilacın yararı yoktur.

SORU: PSA seviyesinin yüksek olduğunu söylediğimde eczaneden bazı ilaçlar önerdiler. Satın aldım ama kullanma konusunda tereddütteyim; kullanmalı mıyım?

CEVAP: Prof. Dr. Ali Rıza Kural “5 alfa redüktaz inhibitörü dediğimiz ilaçlar (Finasteride, Dutasteride) özellikle prostat boyutlarını bir miktar küçültebilirler ve PSA düzeylerini de yarıya kadar indirebilirler. Ancak bu ilaçların libidoda azalma veya ereksiyon kusuru gibi yan etkileri olabilir. Ayrıca PSA değerinin bu ilaçlarla birlikte düşmesi, kanser şüphesiyle takip ettiğimiz hastalarda yanılgıya yol açabilir. Bu tip ilaçlar kanser olmadığından emin olduğumuz, daha çok ileri yaş ve prostat volümü 50 ml.’nin üzerinde olan hastalarda şikayetleri azaltmak amacıyla hekim kontrolünde kullanılmalıdır” diyor.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Sağlık Haberleri

Aliağa Meslek Hastalıkları Hastanesi Yükseliyor – İnternet Haber

Aliağa Belediyesi ile Dokuz Eylül Üniversitesi iş birliğinde Çaltılıdere Mahallesi’nde hayata geçirilen İzmir’in tek Mesleki ve Çevresel …

Published

on

By

Aliağa Belediyesi ile Dokuz Eylül Üniversitesi iş birliğinde Çaltılıdere Mahallesi’nde hayata geçirilen İzmir’in tek Mesleki ve Çevresel Hastalıklar Hastanesinin inşaatı hızla devam ediyor. Aliağa Belediyesi tarafından yapılan kaba inşaatın yüzde 40’ı tamamlandı.

Dokuz Eylül Üniversitesi Mesleki ve Çevresel Hastalıklar Hastanesi’ndeki inşaat çalışmaları Aliağa Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü kontrol ve koordinesinde yürütülüyor. Aliağa Belediye Başkanı Serkan Acar’ın “2019-2024 Aliağa Gelişim Vizyonu” çerçevesinde projelendirilerek Dokuz Eylül Üniversitesi iş birliğinde başlatılan hastane yatırımı tamamlandığında bölgede büyük bir ihtiyacı karşılayacak.

İNŞAAT MÜHENDİSİ TUĞBERK ESENYEL, “BUGÜNE KADAR 19 BİN METREKÜP BETON DÖKÜMÜ YAPTIK”

Hastane kaba inşaatında çalışmaların yoğun bir şekilde sürdüğünü belirten Aliağa Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü İnşaat Mühendisi Tuğberk Esenyel, “Meslek Hastalıkları Hastanemizin C Blok eksi bir tabliyesinin betonunu döküyoruz. Bugünkü döküm miktarımız 550 metreküp. Kaba inşaatımızın yüzde 40’nı tamamladık. Hastane inşaatımız esnasında bugüne kadar 19 bin metreküp beton dökümü yaptık. Aynı zamanda bin 700 ton demir imalatı yapılırken 29 bin metrekare kalıp imalatı yapıldı. C Blokta zemin ve birinci kat tabliyelerine geçeceğiz. İki döküm sonrasında C Bloğumuz tamamlanıyor. Hastanenin A ve B bloklarında imalatlarımız devam ediyor. Yakın bir zamanda duvar imalatına başlayacağız” dedi.

TAM DONANIMLI HASTANE TÜRKİYE’DE ÖNEMLİ BİR MERKEZ OLACAK

Sadece Aliağa’nın değil bölgenin sağlık alanında ihtiyaçlarına cevap verecek olan 200 yatak kapasiteli tam donanımlı modern hastane, 52 bin 464 metrekare kapalı alana sahip olacak. Bölgedeki vatandaşlara hizmet verecek tam donanımlı hastanede acil servis, mikrocerrahi, yanık ünitesi, fizik tedavi ünitesi, hiperbarik oksijen tedavi ünitesi gibi önemli birimler yer alacak. Hastalıklara tanı konulması açısından da ülke genelinde önemli bir merkez olacak. Hastane; E87 Uluslararası Karayolu üzerinde ve Kuzey Ege Otoyolu çıkışında bulunmasıyla önemli bir ulaşım bölgesinde yer alıyor. Hastaneye aynı zamanda denizden ve helikopterle ulaşım imkanı da bulunuyor. Hastane, çalışanlarıyla bölgede istihdama doğrudan, yan sektörlerle birlikte dolaylı katkısı olacak. Hastanenin 2022 yılında tamamlanması hedefleniyor.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Sağlık Haberleri

Distimi depresyonu nasıl anlaşılır? – İnternet Haber

Depresyonun genellikle 6 aya kadar geçmesinin beklendiğini belirten uzmanlar, “geçmeyen depresyon” diye de adlandırılan ‘distimi’nin normal …

Published

on

By

Depresyonun genellikle 6 aya kadar geçmesinin beklendiğini belirten uzmanlar, “geçmeyen depresyon” diye de adlandırılan ‘distimi’nin normal depresyon kadar ağır belirtileri olmasa da hayat kalitesini bozduğunu ifade ediyor. Birçok nedenle ortaya çıkan distiminin isteksizlik, iştah kaybı, uyku bozuklukları, cinselliğe yönelik ilgide azalma gibi belirtiler gösterdiğini kaydeden uzmanlar, distiminin etkilerinin en az 2 yıl sürdüğüne dikkat çekiyor. Uzmanlar, tedavi sürecinin aylar ve hatta yıllar boyu sürebileceğinin de altını çiziyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Ömer Bayar, ‘distimi’ olarak adlandırılan geçmeyen depresyon rahatsızlığı ile ilgili önemli bilgiler ve tavsiyeler paylaştı.

Tanı için en az 1-2 hafta gerekiyor

Depresyonun toplum içerisinde oldukça tanınan bir rahatsızlık haline geldiğini vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Ömer Bayar, “Depresyon belirtileri de hemen hemen herkes tarafından biliniyor. Genelde uzmanlar depresyonun 6 aya kadar geçmesini bekler. Bir tanı koyabilmek için en az 1-2 haftalık bir süreç gerekebiliyor. Klasik majör depresif bozuklukta gördüğümüz iştah kaybı, enerjide düşüş, isteksizlik, motivasyon kaybı, hayata dair olan ilgide ve faaliyetlere olan istekte azalma, uyku problemleri, kilo kayıpları gibi belirtiler görülüyor.” dedi.

Şiddeti arttıkça bireyde regresyon oluşuyor

Depresyonun şiddeti arttıkça kişide regresyon halinin yani elini ayağını işten güçten çekme durumunun oluştuğunu belirten Bayar, “Bu durum hayattan kopma evresine kadar gelebiliyor ve sonunda bir çıkış yolu bulamama, intihara sürüklenme gibi durumlara kadar ulaşabiliyor. Bu da depresyonun ciddiyetini ve şiddetini gösteriyor. Elbette herkes depresyonu aynı şiddette ve ölçüde yaşamıyor. Depresyon kişiden kişiye göre farklılık gösteriyor.” ifadelerini kullandı.

Distimi en az 2 yıl sürüyor

Geçmeyen depresyon diye de adlandırılan ‘distimi’nin bir depresyon türü olduğunu söyleyen Uzman Klinik Psikolog Ömer Bayar, “Distimi bir yanıyla sızı depresyon gibidir. Kişide normal depresyon kadar ağır belirtiler görünmese de bir sızı şeklinde hayat kalitesini bozacak, zaman zaman sıkıntıya sokacak ve varlığını da sık sık hissettirecek türden bir etkiye sahip olduğunu söyleyebiliriz. En az 2 yıl sürüyor. Majör depresyon kadar sık olmasa da isteksizlik, iştah kaybı, uyku bozuklukları, cinselliğe yönelik ilgide azalma gibi belirtilerin görüldüğü bir süreci kapsıyor.” diye konuştu.

Birçok sebeple ortaya çıkabiliyor

İnsanların distimi yaşamasını tek bir sebebe bağlamanın mümkün olmadığını belirten Bayar, “Bir yanıyla biyolojik etmenler, beyin kimyasının ya da çeşitli hormonsal yapıların bozulması veya bunu tetikleyen sağlık problemleri olabilir. Özellikle alkol-madde kullanımlarında bir süre sonra kişinin ruh sağlığı bozulmaya başlar ve bunun getirilerinden birisi de depresyon olabilir. Çevresel olaylar, hayatta yaşanan büyük kayıplar, büyük maddi problemler, travmatik deneyimler, gelişim süreci gibi etmenler distimiye sebep olabilir. Distimi, akut yani anlık yaşanan bir rahatsızlıktan ziyade yıllar içerisinde gelişen ve sürekliliği olan bir kişilik örüntüsü gibidir.” dedi.

Terapi aylar, yıllar boyu sürebilir

Uzman Klinik Psikolog Ömer Bayar, ‘Klinik gözlem ve araştırmalar yapıldıktan hemen sonra uygulanacak psikoterapi ve farmakoterapi tedavisinin oldukça faydasının görüldüğü yapılan çalışmalar sonucu gözlemlendi’ dedi ve sözlerini şöyle tamamladı:

“Elbette, bu süreçte sabır büyük önem taşıyor. Özellikle danışan ilaç kullanmaya başladıktan sonra tedavinin bir süreç olduğunu unutmamalı. 2-3 hafta içerisinde bu sorunun çözülmesini beklememek, tedavi sürecinde bir istikrar sağlamak önemlidir. Terapi aylar, hatta yıllar sürebilen bir yolculuktur. Bazen farkında olunmayan geri plandaki etmenler kişiyi bu ruhsal sıkıntıya itebilir. Bunları da terapistle keşfetmek ve çözümlemek zaman alabilir. Bu yüzden süreç boyunca tedaviye olan inancın ve güvenin kaybedilmemesi gerekiyor.”

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Sağlık Haberleri

Kilo Verme Sonrası Yüzdeki Sarkma ve Yorgun Görüntü Giderilebiliyor – İnternet Haber

Fazla kiloları nedeniyle mide küçültme ameliyatı olanların ardından vücuttaki sarkmaları önlemek için operasyon geçirdiğini ancak yüz germe …

Published

on

By

Fazla kiloları nedeniyle mide küçültme ameliyatı olanların ardından vücuttaki sarkmaları önlemek için operasyon geçirdiğini ancak yüz germe işlemini ihmal ettiğini söyleyen Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Osman Kelahmetoğlu, “Özellikle fazla kilo verenlerin yüzlerinde de sarkma olabildiği için bu kişiler olduğundan yaşlı görülebiliyor. Böyle durumlarda yüz germe ameliyatı gereklidir. Bu işlem 50 yaş üstünde yapıldığında kişi 15 yaş genç gibi görünebiliyor” dedi.

Mide küçültme ameliyatı sonrasında ya da diyetle fazla kilo verilmesi sonrasında karında, bacak, kollar ve vücudun diğer bölgelerindeki sarkmalara dikkat çeken Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Osman Kelahmetoğlu, yüz germe operasyonlarına yönelik bilgi verdi.

45 KİLO VE ÜSTÜNDE HAFİFLEYENLEN DİKKAT

Yaşlılığa bağlı insanların yüzünde sarkmalar yaşanmasının doğal olabildiğini hatırlatan Doç. Dr. Kelahmetoğlu, “Bu sarkmalar genç görünümün kaybına neden olabilir. Ayrıca son yıllarda çokça yapılan mide küçültme ameliyatlarından sonra ani kilo verilmesi nedeniyle hastalarda yüz sarkmalarını görüyoruz. Özellikle 45 kiloya yakın ve üstende kilo kaybetmiş kişilerde yüz sarkması ortaya çıkabiliyor. Hasta o kadar kilo verince göbek bölgesi, sırt, popo, meme, kollar ve üst bacakta sarkmalar oluşuyor. Kişiler genelde bu bölgelerde sarkmalardan şikayetçi olur, düzeltilmesini ister” diye konuştu.

KİŞİ DAHA YAŞLI GÖRÜNÜYOR

Yüzde sarkmalara ilişkin bilgi veren Doç. Dr. Kelahmetoğlu, “Kişilerde kaşlar aşağıya doğru sarkmaya başlıyor, orta yüz de sarkar. Burun ve dudak arasındaki oluk belirginleşir, öne doğru gelir. Dudak etrafındaki çizgiler belirginleşir. Çene altındaki bölgelerde sarkmalar olur, çenedeki açılar belli olmaz. İşte yüzde böyle durumların geliştiği hastalarda germe ameliyatlarını yapmak gerekir. Çünkü kendi yaş popülasyonlarına göre çok daha yaşlı görünürler” dedi.

KİŞİLERİN YÜZDE 20’SİNDE YÜZ SARKMASI GÖRÜLÜYOR

Mide küçültme ameliyatı olanların yaklaşık yüzde 20’sinde yüz sarkması görüldüğünü ancak kişilerin genelde bunu ihmal ettiğini söyleyen Doç. Dr. Osman Kelahmetoğlu, bu oranın kilo verme hızına ve miktarına bağlı olarak değişebildiğini anlattı. Kilo verme sonrası ortaya çıkabilen bu şikayetler için yapılacak düzeltme ameliyatlarında zamanlamanın çok önemli olduğunu ifada eden Doç. Dr. Kelahmetoğlu, “Bu ameliyatları aşama aşama yapmak gerekli. Mide küçültme ameliyatı olan kişi 12-18 ay kadar bekleyip, hedef kilosuna ulaşınca düzeltme operasyonunu gerçekleştiriyoruz. Belli beslenme düzeninin oluşmasını da önemsiyoruz.” diye konuştu.

YÜZDEKİ YORGUN GÖRÜNTÜ GİDERİLİYOR

Oluşabilecek bu sarkmalar için tek seçeneğin ameliyat olmadığını da hatırlatan Doç. Dr. Osman Kelahmetoğlu, “Sarkmalara ameliyatsız uygulanan teknikler de var. Ama en etkilisi yüz germe operasyonudur. Hastadan alınan yağ dokusu hacim kaybı yaşanan yerlere dolduruluyor. Çene hattını, elmacık kemikleri belirgin hale getiriliyor. Bu sayede yorgun görüntüyü giderebiliyoruz” diye konuştu.

Kişi eğer sigara içiyorsa doku kaybı yaşanmaması için ameliyattan bir ay önce bunu bırakmasını istediklerini hatırlatan Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Osman Kelahmetoğlu. Bununla birlikte kan değerlerinin iyi olması için beslenme düzenine de dikkat edilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

AMELİYATTAN SONRA DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

Ameliyattan çıkan hastayı pıhtı olmaması için hemen hareketlendirmek gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Osman Kelahmetoğlu, “Hastanın ameliyattan sonra da sigara içmemesi son derece önemli. Bununla birlikte özellikle tansiyon hastalarında kanama yaşanmaması için tansiyonunu da dengede tutmaya çalışıyoruz. Yüz bölgesine yapılan estetik cerrahiden sonra hastaya özel bir bandaj takıyoruz. Kulak önünde, arkasında oluşan küçük izler de 6-9 ay içerisinde çok az belirgin halde olacak şekilde azalacaktır. Hastaların özel bandajı 4 hafta takmaları gerekir. Ameliyattan 1 hafta sonra dikişleri alınan hastanın normal hele gelmesi yaklaşık üç ayı bulabiliyor. Genç bir hastaysa operasyondan sonra kendi yaş grubu gibi görünecektir. Ancak özellikle 50 yaş üstü bir hastaya yüz germe ameliyatı yapıyorsak 15 yaş gençleşme söz konusu olabiliyor. 40’lı yaşlarda bu operasyonu geçirenler ise 7 yaş kadar gençleşme gözleniyor” dedi.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Trending