Connect with us

Sağlık Haberleri

Temizlik Takıntısının Kökeni Geçmiş Travmalara Dayanıyor

Saatlerce temizlik yapan, ellerini, saçlarını yıkayan, hayatını temiz olmak üzerine kuran kişiler, bu takıntı yüzünden çok zor bir hayat yaşıyor …

Published

on

Saatlerce temizlik yapan, ellerini, saçlarını yıkayan, hayatını temiz olmak üzerine kuran kişiler, bu takıntı yüzünden çok zor bir hayat yaşıyor. Ancak bu takıntıdan kurtulmak sanıldığından daha kolay. Temizlik hastalığının tedavisinde çoğu kez psikoterapinin yeterli olduğunu söyleyen DoktorTakvimi uzmanlarından Psk. Didem Çengel temizlik takıntısına ilişkin merak edilenleri anlatıyor.

Sil, süpür, toparla hopp olmadı elleri bir daha yıka, kapının dışında soyun ve koşa koşa banyoya git, tekrar sil, süpür silkele, toparla… Kirlenmiş midir herhangi bir yer? Mutfak da temizlensin tamam! Şimdi yeniden, bir, iki, üç, dört ve beş! Evet, beş kere yıkadık elleri… Üç kere şampuan yapmazsam kesin kötü bir şey olacak… Saatler süren, bir türlü bitmek bilmeyen, asla yeterli olduğuna inanılmayan temizlik rutinleri… Peki, temiz olmak neden insanın hayatını zorlaştırır? Bu sorunun yanıtını DoktorTakvimi uzmanlarından Psk. Didem Çengel veriyor.

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB), kişinin günlük yaşam aktivitelerini bozacak şekilde tekrarlayan düşünce ve davranış örüntüsüne girmesi olarak tanımlanıyor. Psk. Çengel, zihinde istemsiz bir şekilde beliren ve kişide huzursuzluk yaratan düşüncelere obsesyon (takıntı), bu obsesyonların yarattığı huzursuzluğa karşı kişinin rahatlamak için yaptığı davranışlara kompulsiyon veya ritüel dendiğini anlatıyor. Temizlik takıntısının bir obsesif kompulsif bozukluk olduğunu söyleyen Psk. Çengel, farklı nedenlerle ortaya çıkabilen hijyen takıntısının kökeninin genellikle geçmiş yaşam travmalarına dayandığına dikkat çekiyor. Çengel, şöyle devam ediyor: “Aile içerisinde kurulan bağın niteliği, ebeveynlerin pek çok davranışı, pis, kirli ya da kötü olarak değerlendirmesi, aile üyelerinin temizlik hastalığı, cinselliğin günah, ayıp ve pis olarak değerlendirilmesi ve bastırılması, şiddete maruz kalmak, ilgi ve ihtiyaçlarının karşılanamadığı bir ortamda yetişmek bu takıntıya neden olabiliyor. Ayrıca çevresel ve genetik faktörlerin etkisini de göz ardı etmemek gerekiyor.”

Temizlik hastalığının belirtileri nelerdir?

“Bir kişinin günlük yaşamının akışını bozan, işlevselliğine engel olduğunda, hayatın normal akışı içerisinde devam etmekte zorlanmalar başladığında ya da çevreyle ilişkiler etkilendiğinde temizlik hastalığından söz edilebilir” diyen Psk. Çengel, tüm bunların dışında kişinin belirgin bir kirlilik ya da dağınıklık olmasa bile yoğun bir temizlik yapma isteği duymaya ve saatlerce bitmek bilmeyen şekilde temizlik yapmaya başladığında bunun bir sorun haline dönüştüğünün altını çiziyor. Temizlik hastaları için kişisel temizliğin çok önemli olduğunu söyleyen Psk. Çengel, bu kişilerin duş alma sürelerinin diğerlerine göre daha uzun olduğunu ve ne kadar yıkansalar bile akıllarının bir köşesinde hala tam anlamıyla temizlenmediğine dair soru işaretleri bulunduğunu ifade ediyor.

Sürekli kirlenme korkusuyla karşı karşıya kalan temizlik hastalarının tekrarlayan bir şekilde el yıkama takıntısına sahip olduğunu hatırlatan Psk. Çengel, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bazı ileri vakalarda elleri sık sık ve bazı hijyen maddeleriyle yıkamak kaynaklı yaralar ya da çatlaklar oluşabilir. Temizlik yaparken 3, 5, 7 gibi tekrarlara ihtiyaç duyması da başka bir davranış örüntüsüdür. Temizlik hastaları özellikle yaşadığı alana dışarıdan gelen her şeyi pis bulduğu için defalarca kere yıkama gereksinimi hissedebilir. Ne kadar temizlik yapılırsa yapılsın yeterli gelmez, pis olduğu düşüncesi devam eder, pislikten arınmadığını düşünür. Temizlik hastalığı yaşayanlarda da bazı durumlara karşı takıntılı davranışlar görülebilir. Bazı hastalarda sürekli olarak kirli olma düşüncesi kendini gösterirken, bazı temizlik hastaları karşılaşılabilecek olumsuz durumlar ile tekrarlayan düşüncelere sahip olduğu davranışlarını kaçınmak amaçlı yineleyebilir. Örneğin; ellerimi üç kez yıkamazsam, anneme bir şey olabilir.”

Psikoterapiyle tedavi mümkün

DoktorTakvimi uzmanlarından Psk. Çengel, temizlik hastalığının tedavisinde bazı vakalarda ilaç tedavisi ve psikoterapi önerilirken, çoğu kez psikoterapinin yeterli olduğunu söylüyor. OKB ve takıntıların tedavisinde kullanılan en etkin yöntemin bilişsel davranışçı terapi yöntemi olduğunu anlatan Psk. Çengel, “Aslında temizlik hastalarıyla tedavi sürecinde en önemli aşama bilişsel yeniden yapılandırma yapabilmektir. Zihnimiz olumsuza odaklanma eğilimindedir. Takıntı ise zihnin olumsuz filtresine sürekli odaklanıp, tuzağa düşüren ve sizi sürekli esir gibi hayata yerden bakmanıza neden olan, tekrarlara sahiptir. Bilişsel terapiyle yapılan yeniden çerçeveleme, kişinin çarpıtılmış düşünceleriyle çalışır. Bunu bir örnekle açıklamak gerekirse; çok yoğun temizlik takıntısı yaşıyorsanız gerçekten neyi temizlemeye çalıştığınıza bakın, elleriniz ya da eviniz değil temizlemeye çalıştığınız aslında düşünceleriniz. 50 kez yıkadığınız şey, düşünceler ve kaygınız…”

Tüm tekrarlayan davranışların düşünceler ve onun yarattığı kaygıyı giderebilmek için gerçekleştiğini belirten Psk. Çengel, dünyaya düşüncelerle bakarsak kaygıların peşimizi bırakmayacağını söylüyor. Düşünceler algısal olduğunu, algıların ise bazen kişiyi yanıltabileceğini hatırlatan Psk. Çengel, zihnin olumsuz hikâyelere odaklanma eğiliminde olduğunu anlatıyor. Çengel, şöyle devam ediyor: “Eğer bu olumsuz hikâyelerde kaybolursanız elinizi de evinizi de temizler durursunuz. Bunun için her düşüncenin akış halinde olduğunu ve misafir olduğunu kabul etmek gerekiyor. Aile ve çevre desteği unutulmadan bir uzman eşliğinde bu düşünceleri keşfedebilirsiniz. Kirlenmekten kaçmak için temizlemek yerine kirlenebilme ihtimalini kabul edebilir, tekrarlayan düşünceleri rahatlatmak için yapılan döngüsel davranışları görebilirsiniz.”

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Sağlık Haberleri

Psikolojimizin de dengeli ve doğru beslenmeye ihtiyacı var! – İnternet Haber

Beden sağlığı kadar psikolojik sağlığın da çok önemli olduğunun altını çizen Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, psikolojimizin de tıpkı …

Published

on

By

Beden sağlığı kadar psikolojik sağlığın da çok önemli olduğunun altını çizen Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, psikolojimizin de tıpkı bedenimiz gibi dengeli ve doğru beslenmeye ihtiyacı olduğunu vurguluyor. Duygu yönetiminin önemine işaret eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “En önemli psikolojik kaynağımız olan sevgiyi geniş bir havuzda tutmalıyız ve sevgi cömerdi olmalıyız.” dedi. Tarhan, hayatı anlamlı kılmak için zihinsel yatırım yapılması gerektiğini de söyledi.

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 90’lı yıllardan önce psikoloji kaynakları olarak duygu ve düşüncelerin gösterildiğini, 90’lı yıllar sonrasında özellikle beyin çalışmalarıyla beraber nörobilim kavramının hayatımıza girmesiyle insan davranışlarında duygu ve değerlerin etkisinin araştırıldığını söyledi.

İnsan psikolojik bir varlık

İnsanın sadece rasyonel bir varlık değil, aynı zamanda bir psikolojik varlık olduğunu kaydeden Tarhan, “Diğer canlılar gibi yemek, içmek, üremekle yetinmiyor. İnsanların psikolojik boyutunu göz ardı ettiğimiz zaman insanları ilkel düzeyde tutmuş oluruz. Yemek, içmek, üremek insanın yaşamını devam ettirebilmesi için gereken ihtiyaçlarıdır. Ancak insan soyut düşünen, kavramsal, sembolik düşünen bir varlık. Bu özellik nedeniyle insanın psikolojik kaynakları var. Bu kaynakların da yönetilmesi ve yatırım yapılması gerekir. Duyguları ve değerleri göz önüne almak gerekir. Duygusal ve bilişsel yatırımdan ne anlıyoruz? Bilişsel kelimesi Türkçeye psikoloji terminolojisi olarak girdi. Türkçede tam oturmadı. Aslında bu kavramı en iyi karşılayan kelime zihinsel yatırımdır. Beynimizin üzerinde bir zihin var. Zihin de kuantum evrenle ilişkilidir. Nörobilim bunu ortaya çıkardı. ‘Beyinde p300 dalgası var. Karar veren beyin değil, beynin üzerinde holografik bir beyin olmalı’ tarzındaki akıl yürütmeyle bu söyleniyor. Şu anda bu araştırılıyor.” dedi.

Psikoloji 3 kelimede toplanıyor: Akıl, beyin, kültür

İnsanın karar verirken sadece muhakeme ederek aklıyla değil, duygu, heyecanları ve kültürel değerleriyle karar verdiğini ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Psikoloji üç kelimede toplanıyor: Akıl, beyin ve kültür. Bu üç kavram bir araya geldiği zaman insan, insan oluyor. Akıl yerine zihin de denebiliyor. Mind, brain and culture diye geçiyor. İnsan, bu üçünün toplamıdır.

Duygu yönetimi, beyindeki kimyasal eczanenin yönetilmesidir

İnsan tek başına duygudan ibaret değildir. Tek başına düşünceden de ibaret değildir. Bizim kültürümüz akıl ve kalp sentezi yapmıştır. Kalpten kastedilen duygudur. Fiziksel kalp değildir. Buradaki kalp Arapça kökeni olarak İnkılap kelimesinden geliyor. Kalp eden, değiştiren, dönüştüren yani ses enerjisini elektrik enerjisine dönüştürüyor gibi veyahut ısı enerjisini elektrik enerjisine dönüştürüyor, bunun gibi dönüşüm yapan organdır. O nedenle kalbin duygularımız ve beyindeki kimyasallarla bağlantısı tespit edilmiş. Aslında duygu yönetimi demek, beynimizdeki kimyasal eczanenin yönetimi demek. Bir insanın psikolojisini iyi yönetmesi demek, beyin kimyasını iyi yönetmesi demektir.” diye konuştu.

Sevgi havuzunu geniş tutacağız

En önemli psikolojik kaynağın sevgi olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan “Yatırımda kaynak yönetiminde havuz formülü vardır. Havuzu büyük tutacaksın. En önemli psikolojik kaynağımız olan sevgiyi geniş tutacaksın. Sevgi cömerti olacağız. Bazıları sevgi cimrisidir. Duygu dili olarak sevgiyi ifade etmeliyiz. Sevgili dili illa ‘Seni seviyorum’ demek değildir, sevgiyi başka yollarla da ifade edebiliriz. Önemli olan samimi bir şekilde olmasıdır.” dedi.

Niyet de psikolojik bir kaynaktır

“Gözün, yüzün, kalbin aynı olması gerekiyor. Bunu başaran insanda müthiş bir niyet ortaya çıkıyor” diyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Niyet de bir psikolojik kaynaktır. İyi niyet sihirli bir kelimedir. “İyi niyet ve niyetin nörobiyolojisi” konusunda çalışmalar var. İyi niyeti olan kişiler beyinde duygusal ayna nöronlar çalışıyor. Karşı tarafın beynindeki olumlu duygularla ilgili alanları harekete geçiriyor ve beyindeki internet şeklinde duygusal ayna nöronlar harekete geçip konuşuyorlar.” diye konuştu.

Olumlu yönü pekiştirmek esastır

Kaynak yönetiminde havuzu büyütmek ve daha sonra bu havuzu doğru ve akıllıca kullanabilmenin önemine işaret eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Önce vereceksin ki ondan sonra yönetebilesin. Eğitimde öğretmen, anne ve baba sevgi cömerdi olacak. Çocuk hata yaptığında şiddet göstermeye, bağırmaya hiç lüzum yok. Çocuğa sevgi vereceksin. Eğitimde asıl başarı nedir? Olumlu yönü pekiştirmek esastır, cezalandırmak istisnadır. Eğitimde akademik ve hayat başarısı için. Başarılı olması için çocuğun dersi sevmesi gereklidir. Dersi sevmesi için de öğretmeni sevmesi gerekir. O da yetmiyor. Öğretmeni sevmesi için öğretmenin öğrenciyi sevmesi lazım. Bu sevgi zinciri dönerse bir müddet sonra çocuk başarılı oluyor.” dedi.

Hayatı anlamlı kılmak için zihinsel yatırım gerekiyor

Hayatı anlamlı kılmak için zihinsel yatırım yapılması gerektiğini aktaran Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Kişinin kendini tanıması, duygularını yönetmeyi öğrenmesi, duygu, düşünce ve değerleri bir kaynak gibi yönetmesi önemlidir. Bunları başarabilmek için önce duygusal ve zihinsel yatırım yapacaksınız. Zihinsel yatırım nedir? Aklınızı bilgeleştireceksiniz. Bilgeleştirmek için akla duygu katmak gerekiyor. Akıl ve kalp sentezi gerekiyor. Bunun için kişinin yüksek ahlaki değerler öğrenmesi gerekiyor. Akıl ve kalbimizi kullanarak duygu ve bilişsel kaynaklarımızı, yatırımlarımızı arttırabiliriz.” tavsiyesinde bulundu.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Sağlık Haberleri

Prostat Büyümesi ve Doğal Tedaviler – İnternet Haber

Ortalama yaşam süresinin uzamasıyla birlikte erkeklerde yaşam konforunu bozan ve ciddiye alınması gereken prostat rahatsızlığı önceden …

Published

on

By

Ortalama yaşam süresinin uzamasıyla birlikte erkeklerde yaşam konforunu bozan ve ciddiye alınması gereken prostat rahatsızlığı önceden önlenebilir mi yoksa her vakada ameliyat mı gerekir, önceden alınması gereken önlemler neler olabilir… Uzm. Dr. Ender Saraç ve Memorial Şişli Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Acar konuyla ilgili önemli bilgiler paylaştılar.

Prostatın doğrudan cinsellikle ilgili olduğu sanılan bir organ olduğunu ve toplumda neredeyse tabu kabul edildiğini belirten Prof. Dr. Oğuz Acar, “İnsanlar cinsellikle ilgili problem yaşayacaklarını düşündükleri için, prostat problemi yaşıyor olsalar bile tedaviden uzak duruyorlar. Oysa prostat tedavisi cinselliği bozmaz” dedi.

“Doğru teşhis için mutlaka doktorunuza danışmalısınız”

Prostat hakkında bilgiler veren Acar, “Prostat hastalıklarında PSA dediğimiz bir tetkik yapılır. PSA tetkiki çeşitli prostat hastalıklarında yükselen bir değerdir ki en önemlisi de prostat kanseridir. Biz kanda PSA değerine bakarız. PSA’da kana karışan kısım yükselirse, orada bir sorun vardır. Prostat iltihabı da PSA yüksekliğine yol açar. İyi huylu prostat büyümesinde de PSA yükselir. Burada doğru teşhis için doktorunuza danışmalısınız” dedi.

Herkeste prostatın büyüdüğünü vurgulayan Acar, “Ergenlik çağında 1-2 gramdan, 10-15 grama yükselir. Sonra da vücuttaki erkeklik hormonlarının etkisiyle, androjenlerin etkisiyle büyüme gerçekleşir. Yaklaşık olarak 50-60 yaşından sonra semptom veren, bir tedaviye ihtiyacı olacak erkeklerin oranı yüzde 25’dir. Bunların da beşte birinde zaman içinde ameliyat ihtiyacı olacak kadar büyüme gerçekleşir. 60-70 yaş arasında ise bu oran yüzde 50’ye yükselir” dedi.

“Prostat büyümesi geciktirilebilir”

Uzm. Dr. Ender Saraç ise şu tavsiyelerde bulundu: “Prostata soğuk iyi gelmez. Prostatın en sevmediği şey üşümektir. Hijyenik olmayan, sağlıksız ve çok eşli bir cinsel yaşam da prostatı yoran bir şeydir. Kabızlık da iyi gelmez. Belli bir yaştan sonra suyu kesmeyin. Vücudu susuz bırakmayın, asitli ve şekerli içecekler molekül yapısından dolayı idrarı çok artırır, bunlardan uzak durun” dedi.

Prostattaki büyümenin geciktirilmesine vurgu yapan Saraç “Hem cinsel fonksiyonların sağlıklı olması hem de prostatın büyümesinin yavaşlatılması, hatta bazı araştırmalarda geriletilmesi de söz konusu. Örneğin Pygeum (Afrika eriği) prostatın büyümesinin yavaşlatılmasında önemli. Pygeum yani Afrika eriği ağacının kabuklarından elde edilen bir ekstre var. Fransa’da çok kullanılmış, Avrupa’da yaygınlaşmış ve ABD’de de yakın zamanda kullanılmaya başlanmış. İçinde BETA-SITOSTEROL gibi önemli bir madde var. Bunlar vücutta mikropsuz iltihaba karşı savaşıyor ve testesteron üretimini dengeliyor. Prostatın küçülmesine yardımcı oluyor. Yapılan araştırmalarda idrar akışında 23 oranında iyileşme, idrar kalıntılarında 24 ve gece idrara çıkmalarda 19 oranında iyileşme görülmüş” dedi.

“Pygeum ve saw palmetto (bodur palmiye) rahatsızlığın giderilmesinde destek oluyor”

Uzm. Dr. Ender Saraç, “Pygeum ile birlikte süs bitkisi olarak kullanılan saw palmetto (bodur palmiye) de bu tür şikayetlerde kullanılıyor. Yaşlı Kızılderili reisler meyvelerini yiyor ve yapraklarını çiğniyorlarmış. Bodur palmiye bitkisi, anti enflamatuvar yani mikropsuz iltihap dediğimiz enflamasyonda etki yapıyor. Böylelikle idrardaki o yanma, sızı etkisi azalıyor. Aynı zamanda saw palmetto immün sistemi güçlendiriyor. İdrar yolu enfeksiyonunu azaltıcı bir etkisi de var. Bir avantajı da saçların çıkmasına ve güçlenmesine de yardımcı oluyor. Saç dökülmesi için de faydalı” dedi.

Avrupa Üroloji Birliği’nin kabul ettiği bu bitkilerden en çok kullanılan ve bu birliktelik içerisinde preparat olarak da bizlere sunulmuş olan kapsüllerden alınabileceğini söyleyen Prof. Dr. Oğuz Acar, “Bu bitkisel preparatların içinde en yüksek oranda BETA-SITOSTEROL bulunanlar bunlar. Kimyasal formülüne baktığınız zaman bu beta stesterollerin birebir testesteronun aynısı gibi bir görüntüsü var. Ancak prostatı büyütmez” dedi.

“3’lü etki bir arada”

Saw palmetto, (bodur palmiye) bitkisinden elde edilen ekstre, Pygeum ve çiğ kabak çekirdeği bir araya geldiğinde bu kombinasyonun çok etkili olduğunu söyleyen Saraç, “Menünüze sarımsak, domates, karpuz, ısırgan çayını eklerseniz ve belirli bir yaşta sağlıklı, hijyenik ortamda üretilmiş, ruhsatlı preparatlardan yararlanmaya başlarsanız prostatın büyümesi ve erken yaşlanmasını da yavaşlatacaktır. 40’lı yaşlardan itibaren, bunların kullanılmasıyla iyi huylu prostat büyümesiyle önüne geçebilir. Ancak bunları aktarlardan almak doğru olmaz. Doktor tavsiyesiyle etkisi ispatlanmış bitkisel destek ürünleri kullanılmalı” dedi.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Sağlık Haberleri

Egzaması olan yünlü kıyafet giymesin – İnternet Haber

Hayat kalitesini ciddi anlamda etkileyen egzamanın çözümü sanıldığı kadar zor değil. Ancak bu noktada beslenmeden giyime kadar her konuda …

Published

on

By

Hayat kalitesini ciddi anlamda etkileyen egzamanın çözümü sanıldığı kadar zor değil. Ancak bu noktada beslenmeden giyime kadar her konuda dikkatli olunması gerekiyor.

Egzama hakkında bilgi veren Eczacı Hasan Tahsin Arslan, “Egzamanın lezyonların şekillerine bulundukları yerlere göre birçok çeşidi vardır. Atopik Egzama, Seboreik Dermatit, Asteatotik Egzama, Kontakt Egzama, Numuler Egzama, Diskoid Egzama, Venöz Egzama gibi. Cilt yüzeyindeki bariyer bozulduğundan dolayı cilt suyunu (10) tutamadığından kuruma, kızarıklık ve kaşıntı egzamayı diğer cilt rahatsızlıklarından ayıran en önemli bulgulardır. Sınırı belli olmayan kızartıl, ciltte pütürlenme görülür. Sedef rahatsızlığında karakteristik olan pullanma egzamada görülmez” dedi.

Bunlar tetikliyor

Egzamayı tetikleyen etkenlere dikkat çeken Arslan, “Bitkisel ve kimyasal alerjenler, Hepatit B ve C virüsleri, sabun, deterjan, lateks eldiven, çamaşır suyu gibi ürünler, diyabet ve kemoterapi ilaçları, beta blokerlar, lityum içeren antidepresanlar ve bazı antibiyotikler vücudu doğrudan etkilemesi sebebiyle sedef ve egzamayı tetiklerler” diye konuştu.

Sedef ve egzamanın tedavisinin karaciğeri yormamaktan geçtiğini aktaran Arslan, “Sedef ve egzama rahatsızlığı yaşayanlar kesinlikle karaciğerleri üzerine baskı yapacak olan gıdalardan uzak durmaları gerekiyor. Şeker ihtiva eden tüm yiyecek ve içeceklerden, kızartmalardan, unlu gıdalardan ve alkollü içeceklerden uzak durulmalı” ifadelerini kullandı.

Beslenme çok önemli

Beslenme alışkanlıklarımızın egzama üzerindeki etkisinin sanılanın çok üstünde olduğunu dile getiren Arslan, egzama rahatsızlığı yaşayanların alkali beslenmeleri gerektiğini, beslenme tedavideki ilaçlar kadar önemli olduğunu söyledi.

Arslan’ın verdiği bilgilere göre uzak durulması gereken besinler şu şekilde:

• Şekerli tüm yiyecek ve içecekler

• Unlu tüm gıdalar

• Kızartmalar

• Alkollü içecekler

• Yüksek şekerli meyve ve meyve kuruları

• Enerji içecekleri

Mutlaka tüketilmesi gereken besinler ise şunlar:

• Maydanoz, Roka, Marul, Salatalık

• Limon

• Tüm Sebzeler (bakla, ısırgan hariç)

• Peynir çeşitleri, zeytin çeşitleri

• Mevsim salataları

• Doğal Yoğurt, Kefir

• Omega 3 ve Zeytinyağı

Kıyafete bile dikkat etmek gerekir

Egzama rahatsızlığı olanların yemeklerin yanı sıra giysilerine de özen göstermesi gerektiğini dile getiren Arslan, günlük hayatta uygulanması gerekenler hakkında ise şu bilgileri verdi:

• Yünlü ve polyester giysilerden uzak durup, pamuklu giysiler kullanılmalı.

• Kaşıntı atakları egzama lezyonlarının daha da büyümesine ve bozulmasına yol açtığından perhizle ve doktorunuzun uygun gördüğü bir antihistaminik tabletle en aza indirilmeli, ihmal edilmemeli.

• Bulunduğunuz ortamın nem ve ısı durumu egzamalı lezyonları daha da tetiklememesi için ayarlanmaya çalışılmalı.

• Klima kullanarak (nem için), havalandırma yaparak en uygun şartlar sağlanmalı.

• Bol su içilmeli.

• Egzama lezyonlarımız için kullanması gereken tedavi, onarıcı ve bakım kremleri kesinlikle doktorunuzun veya eczacının önerdiği güvenli içeriklere sahip ürünler olmasına özen gösterilmeli. Bunun dışındaki söylemlere kulak asmamalı, kullanılacak ürün mutlaka incelenmelidir.

• Riskler barındırdığı için solaryumdan uzak durulmalı. Ayrıca 11.00-17.30 arası güneşten kaçınılmalı ve güneşlenme süresi 15 dakikayı geçmemeli.

• Banyo sıklığı gerekmedikçe gün aşırı olmalı. Kese ve liflerden uzak durulmalı. Geniş çapta yapılacak temizliklerde mutlaka eldiven kullanılmalı. Egzamalıların en önem vermesi gereken konuların başında ise şampuanlar geliyor. Ciltlerinin temizliğinde kullanılacak sabunların kostik içerme riskleri olduğundan dolayı sadece bebek şampuanı ve bebek sabunu kullanılmalı.

• Kontakt egzamanın etkenleri olabilen kozmetiklerden, takılardan uzak durmalı, güvenli olanları tercih etmeleri gerekmektedir.

• Tozlu ve sigara dumanı olan ortamlardan uzak durulmalı.

Cilt dostu ürünler

Hasan Tahsin Arslan, cilt bakımı hakkında da bilgi verdi. Egzamaya yakalanan kişilerin kullandıkları cilt bakım ürünlerinde gliserin, zeytinyağı, üre, E Vitamini, Panthenol gibi içeriklerin olmasına özen göstermesi gerektiğine dikkat çeken Arslan, “Alerjen etki gösteren saç boyaları, kostik (NaOH) içeren sabunlar, temizleyiciler ve tüm losyonlar, yüksek oranda salisilik asit içeren tüm kremler, yüzde 30 gibi yüksek dozda üre ihtiva eden ürünler, alkol içeren temizleyicilerden uzak durulması gerekir. Öte yandan cilt dostu ürünler de bulunuyor. Üre, dexpantenol, E vitamini ve antioksidan formuyla zengin olmalı. Bu arada epidermisin derinlemesine beslenmesini ve nemlendirilmesini sağlayan gliserin ve bitkisel yağ içermelidir” dedi.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Trending