Connect with us

Sağlık Haberleri

Meme Kanseri Tedavisinde Yaşama Katkı Sağlayan Yenilikler – İnternet Haber

Dünya’da her 5 kişiden biri yaşamı boyunca kansere yakalanıyor. Yapılan araştırmalar 2020 yılında dünya genelinde 19,3 milyon yeni kanser vakası …

Published

on

Dünya’da her 5 kişiden biri yaşamı boyunca kansere yakalanıyor. Yapılan araştırmalar 2020 yılında dünya genelinde 19,3 milyon yeni kanser vakası bildirildiğini gösteriyor. Yeni kanser vakalarının 11,7’sini oluşturan meme kanseri, en sık görülen kanser olarak ilk sırayı alıyor. Son yıllarda bu konuda artan farkındalık sayesinde yeni tanı konulan meme kanserlerinin yaklaşık 90’ı 1. – 3. evrede, yani erken aşamada fark ediliyor. Meme kanseri sıklığındaki artışa rağmen, hem tedavideki gelişmeler hem de çoğunlukla erken aşamada tanı konulması sayesinde meme kanserinde yaşam kalitesi ve süresi artıyor.

Memorial Antalya Hastanesi “1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı” nedeniyle meme kanserinde erken tanıya dikkat çekmek için bu konudaki değerli uzmanların ve kanser öyküsü olan hastaların da katılımı ile bir basın toplantısı düzenledi.

Memorial Sağlık Grubu Antalya Onkoloji Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan önderliğinde düzenlenen toplantıda; Genel Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Alihan Gürkan, Tüp Bebek Merkezi’nden Doç. Dr. Murat Özekinci, Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Şeyda Gündüz, Medstar Antalya Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ayşegül Kargı ve Prof. Dr. Mükremin Uysal, Radyasyon Onkolojisi Bölümü’nden Prof. Dr. Vildan Kaya konuşmacı olarak yer aldı.

Memorial Antalya Hastanesi Onkoloji Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, meme kanseri tedavisindeki yenilikler hakkında bilgi verdi.

Teknoloji meme kanseri hastalarından yana

Gün geçtikçe ilerleyen teknoloji ile birlikte meme kanserinin tanı ve tedavisi konusunda önemli gelişmeler yaşanıyor. Modern yöntemler sayesinde hastalar konforlu bir şekilde sağlığına kavuşuyor. Oysa 1970’lere kadar meme kanserinin tedavisi sadece “radikal mastektomi” denilen, memenin komple alındığı ameliyat olarak görülmekteydi. 1978 yılında FDA’nın (ABD Gıda ve İlaç İdaresi) tamoksifen etken maddeli hormonal tedaviyi onaylamasından itibaren, meme kanseri araştırmaları, tüm kanser tedavilerini sürükledi ve kanserde ilklerin çoğu meme kanseri tedavisinde yaşandı.

Kanserin genetik olup olmadığının saptanması büyük önem taşıyor

Doksanlı yıllarda, meme kanserlerinin 5-10 kadarının kalıtsal olduğu ve bu durumdan sorumlu hücresel mekanizmanın, anne ya da babadan aktarılan mutasyona uğramış BRCA1 ve BRCA2 genleri olduğu keşfedildi. Günümüzde BRCA1 ve BRCA2 genlerinin DNA tamirinden sorumlu olduğunu bilinmektedir. Meme kanserli bir hastanın, mutasyona uğramış kalıtsal kanser genlerini taşıyıp taşımadığını bilmek birkaç açıdan çok önemlidir. Çünkü kalıtsal kansere sahip bir meme kanseri hastasının diğer memesinde veya başka organlarında da kanser gelişme riski bulunmaktadır.

Birinci ve ikinci derece akrabaların kanser riski hesaplanabiliyor

Genetik testler, meme ile yumurtalıkların alınması gibi koruyucu ve yaşam kurtarıcı cerrahilerin karar süreci açısından çok önemlidir. Ek olarak hastanın birinci-ikinci derece akrabalarının da kanser geliştirme riski hesaplanabilmekte ve korunma yöntemleri aileye bu sayede anlatılabilmektedir. Ayrıca kalıtsal meme kanserli hastalara özgü olarak, PARP inhibitörü sınıfından yeni nesil akıllı ilaçlar mevcuttur. 50 yaşından önce meme kanseri tanısı alanlar ve birinci-ikinci derece akrabalarında meme veya over kanseri tanısı olanlar, kalıtsal meme kanseri riski taşımaktadır.

HER2’ye karşı geliştirilen ilaçlar başarılı sonuçlar veriyor

1998’e gelindiğinde, onkolojinin en büyük keşiflerinden biri yine meme kanserinde duyuruldu. Hücre yüzeyinde bulunan, büyüme-çoğalmadan sorumlu HER2 reseptörünü aşırı ifade eden meme tümörlerinde bu reseptöre bağlanmak ve çalışmasını engellemek üzere tasarlanmış ilk akıllı ilaç olan trastuzumab FDA onayı aldı. Meme kanserli hastaların 25-30 kadarı, genetik bir değişim sonucu, hücre yüzeylerinde HER2 (insan epidermal büyüme faktör reseptörü-2) olarak adlandırılan reseptörü normalden çok daha fazla bir yoğunlukta barındırmaktadır.

Hücre büyümesi ve çoğalması ile ilgili olan HER2 proteininin aşırı ifadesi, daha agresif hastalık ile ilişkili olmaktadır. Bununla birlikte HER2’ye karşı geliştirilen günümüzde çok sayıda ilaç mevcuttur ve bu ilaçlar hastalığın tedavisini kolaylaştırmaktadır. Hatta bu ilaç türlerin son örnekleri “ikili” yapıdadır; hem HER2’ye bağlanıp çalışmasını engelleyen antikor hem de kanser hücresini tahrip eden kemoterapi molekülleri barındırmaktadır. HER2’ye karşı geliştirilen ilaçlar, biyoteknolojinin en büyük zaferlerinden biri olarak görülmektedir.

İmmünoterapi ve akıllı ilaçlar gündemde

2010’lu yıllara gelindiğinde, meme kanserleri artık sadece mikroskop altındaki görünümlerine göre değil, “moleküler özelliklerine” göre 4 alt tipe ayrılmaya başladı ki bu da onkologların tedavi seçiminde çok daha isabetli kararlar vermesini sağlamaktadır. Meme kanserinin moleküler sınıflamasında hormon (örtojen ve progesteron reseptörü) pozitif ya da negatifliği ve HER2 reseptörü pozitif ya da negatifliği dikkate alınarak bir sınıflama yapılmaktadır. Hem östrojen-progesteron negatif hem de HER2 negatif gruba “üçlü negatif” meme kanseri denmektedir. Üçlü negatif alt-tip, tüm meme kanserlerinin 10-15 kadarını oluşturan ve agresif gidişata sahip bir tümör türü olmanın yanında hormon ilaçları ve HER2’ye yönelik tedavi seçeneklerinin de kullanılamadığı bir durum olmaktadır. Son 3 yıla kadar ileri evre üçlü negatif meme kanserinde tek tedavi seçeneği kemoterapi iken, bugün bu kanser türünde hem immünoterapi hem de yeni nesil bir akıllı ilaç kullanıma girmiştir. Yine onkolojide ilk olarak, bir biyobenzer ilaç, HER2 pozitif meme kanserleri için 2017 FDA onayı almıştır.

Hastaların yaşam kalitesi ve süresi arttı

Meme kanseri için en önemli gelişme ise ilk FDA onayını 2015’te alan “CDK 4/6 inhibitörü” denilen, hücre çoğalma döngüsü baskılayıcı ilaçlardır. Bu ilaçlar, tüm meme kanserlerinin 70’ten fazlasını oluşturan hormon pozitif grupta adeta çığır açmakta ve “kemoterapisiz tedavi” dönemini başlatmaktadır. CDK 4/6 inhibitörlerinin uzun dönem (6 yıllık) kullanım sonuçları, geçtiğimiz ay gerçekleştirilen Avrupa Tıbbi Onkoloji Derneği 2021 Kongresi’nde sunuldu ve kongrenin en dikkat çeken çalışması oldu. İleri evre meme kanserine sahip hastaların dahil edildiği bu çalışmanın sonucuna göre, CDK 4/6 inhibitörünün standart hormonal tedaviye eklenmesi, genel sağkalımda 1 yıllık bir uzama sağlamaktadır. Bu, 4. evre meme kanserleri için 5 yılı aşan bir genel sağkalımı gösteren ilk bilgi olmaktadır.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Sağlık Haberleri

Meme kanseri ile mücadele eden kadınlara güzellik morali! – İnternet Haber

Yakın Doğu Üniversitesi Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri Bölümü ile Kanser Hastalarına Yardım Derneği (KHYD) iş birliğinde düzenlenen meme …

Published

on

By

Yakın Doğu Üniversitesi Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri Bölümü ile Kanser Hastalarına Yardım Derneği (KHYD) iş birliğinde düzenlenen meme kanseri farkındalık etkinliğinde meme kanseri ile mücadele eden kadınlara saç ve güzellik bakımı yapıldı

Bütün dünyada “Meme Kanseri Bilinçlendirme ve Farkındalık Ayı” olarak kabul edilen Ekim ayında, meme kanserine dikkat çekmek için düzenlenen etkinlikler devam ediyor. Yakın Doğu Üniversitesi Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri Bölümü ile Kanser Hastalarına Yardım Derneği (KHYD) iş birliğinde düzenlenen meme kanseri farkındalık etkinliğinde meme kanseri ile mücadele eden kadınlara saç ve güzellik bakımı yapılarak moral verildi.

Yakın Doğu Üniversitesi kampüsünde düzenlenen etkinlikte, Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri Bölümünde eğitim alan birinci ve ikinci sınıf öğrencileri tarafından, meme kanseri ile mücadele eden 10 kadına cilt, saç ve tırnak bakımı yapıldı. Etkinliğin sonunda Kanser Hastalarına Yardım Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Sevgi Alibaba tarafından Yakın Doğu Üniversitesi Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Yeşim Üstün Aksoy’a teşekkür plaketi verildi.

Yrd. Doç. Dr. Yeşim Üstün Aksoy: “Hayatı ve kendimizi ertelemeyelim. Erken tanı ve tedavi ile meme kanserini yenebiliriz.”

Gerçekleştirdikleri etkinlikle, meme kanseri ile mücadele eden kadınlara moral vermeyi ve toplumda meme kanseri tedavisinde erken tanının önemine dair farkındalık yaratmayı amaçladıklarını söyleyen Yrd. Doç. Dr. Yeşim Üstün Aksoy, “Hayatı ve kendimizi ertelemeyelim. Erken tanı ve tedavi ile meme kanserini yenebiliriz” ifadesini kullandı. Yrd. Doç. Dr. Aksoy, “Etkinliğimizle meme kanseri ile ilgili topluma farkındalık kazandırmak ve bu zorlu süreçte kadınlarımıza bir nebze de olsa destek olmak istedik. Başarabildiysek ne mutlu” ifadelerini kullandı.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Sağlık Haberleri

Bayer’den Sağlık Okuryazarlığı Araştırması: Sağlığımız, bildiğimiz gibi değil – İnternet Haber

Araştırma sonuçlarına göre Türkiye’nin yüzde 90’ına yakını, sağlığını tehdit eden alışkanlıkların ve sağlıklı kalmak için yapılması gerekenlerin …

Published

on

By

Araştırma sonuçlarına göre Türkiye’nin yüzde 90’ına yakını, sağlığını tehdit eden alışkanlıkların ve sağlıklı kalmak için yapılması gerekenlerin farkında. Ancak veriler gösteriyor ki bilgiyi aksiyona çevirmekte zorlanıyoruz. Türkiye’de her dört kişiden üçünün sağlık okuryazarlığı kavramını duymadığını ifade ettiği araştırma, sosyal medyada yer alan bilgilere güven seviyesinin düşük olduğunu da ortaya koyuyor.

Türkiye’de sağlık okuryazarlığı düzeyini artırmaya yönelik şimdiye kadar pek çok projeyi hayata geçiren Bayer, 22 Ekim tarihini “Sağlık Okuryazarlığı Günü” ilan ederek bu konuya ülke çapında dikkat çekmeyi amaçlıyor. Sağlıklı yaşam ve koruyucu sağlık kavramlarını her yıl 22 Ekim tarihinde Türkiye’nin gündemine yeniden getirmek ve halk sağlığına destek olabilmek amacıyla bu yıl ilk kez kutlanacak Sağlık Okuryazarlığı Günü kapsamında bir de araştırmaya imza atıldı. Araştırma şirketi IPSOS tarafından gerçekleştirilen Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Araştırması’nın sonuçlarına göre, ülkemizde sağlıklı bir yaşamın önemi ve sağlıklı kalabilmek için yapılması gerekenler hakkında farkındalık düzeyi yüksek ancak bu bilgileri hayata geçirenlerin oranı görece düşük kalıyor. Türkiye’de her dört ki­şiden üçünün daha önce “sağlık okuryazarlığı” kavramını duymadığını belirttiği araştırmada ortaya çıkan en önemli verilerden biri de araştırmaya katılanların yarıya yakınının sağlıkla ilgili doğru ve yanlış bilgileri birbirinden ayırt etmekte zorlandığını ifade etmesi oldu. Bayer, araştırma verilerinden faydalanarak sağlık okuryazarlığı seviyesinin yükseltilmesi konusunda Eczacı Adile Özdağ, İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayça Kaya ve Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Aytuğ Altundağ ile birlikte kamuoyunu bilgilendirme faaliyetleri gerçekleştirecek.

Türkiye çapında; hane içi sağlık anlayışı, kişisel ve koruyucu sağlık bilgisi, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktiviteler, ruhsal sağlığa dikkat etme oranları, sağlık ile teknoloji arasındaki ilişki ve güvenilir haber kaynaklarının değerlendirildiği araştırma dikkat çekici veriler içeriyor.

Ne Yararlı Ne Zararlı Farkındayız Ancak Uygulamada Sınıfta Kalıyoruz

Araştırmaya katılanların büyük çoğunluğunun sağlık durumlarına etkisi olabilecek konular hakkında bilgi sahibi olduğu gözlemleniyor. Ancak sağlık için yararlı ve zararlı olan ürünler ve davranışlar hakkında bilgi sahibi olsalar da bunu hayatlarına yansıtma oranlarının düşüklüğü dikkat çekiyor. Örneğin; araştırmaya göre Türkiye’nin yüzde 90’ına yakını sigara, tütün ve tütün ürünleri tüketiminin zararlı, egzersiz yapmanın ve düzenli uykunun ise sağlık üzerinde pozitif etkisi olduğunu biliyor. Buna karşılık ne yazık ki sigara içmeyi denemiş her 10 kişiden altısı halen sigara içmeye devam ediyor. Bunun yanı sıra haftada bir veya daha fazla egzersiz yaptığını ifade edenlerin oranı ise yüzde 50’nin altında kalıyor.

Uyku Kalitemizden Memnun Değiliz

Araştırmada bir başka öne çıkan bulgu ise, yüzde 62’lik bir kesimin uyku düzenine dikkat ettiğini belirtmesine rağmen katılımcıların yüzde 47’sinin uyku kalitesini “kötü” olarak değerlendirmesi oldu. Uyku düzenini etkileyen olumsuz faktörlerin başında ise telefonda ve televizyonda vakit geçirmek, tütün ve kafein ürünleri tüketmek olduğu belirtiliyor. Araştırmaya katılanlar uyku kalitesini düşüren nedenlerin farkında olduğunu söylüyor fakat her 10 kişiden altısı, sıklıkla uyku kalitesini bozan alışkanlıkları devam ettirdiğini ifade ediyor.

Sağlık ile İlgili Bilgileri İnternetten Takip Etsek de En Çok Aile Hekimimize Güveniyoruz

Araştırma sonuçlarına göre, bireyler sağlık ile ilgili bilgileri en çok internet sitelerinden ve sosyal medyadan ediniyor. Ancak bilgi kaynağı olarak en çok tercih edilen internet, güvenilirlik açısından alt sıralarda kalırken, aile hekimleri en güvenilir bilgi kaynakları arasında ilk sırayı alıyor.

“Sağlık Okuryazarlığı Seviyesini Yükseltmek İçin Herkesin Baktığı Yerde Olmayı Seçtik”

22 Ekim Sağlık Okuryazarlığı Günü vesilesiyle sağlıklı bir yaşam için dikkat etmemiz gerekenleri tekrar hatırlatmayı önemli bir görev olarak kabul ettiklerini ifade eden Bayer Tüketici Sağlığı Ülke Müdürü Erdem Kumcu, “Yaptığımız araştırma bir kez daha gösterdi ki internet ve sosyal medya; içeriklerindeki yanlış bilgi riskine rağmen hepimizin sağlık okuryazarlığı bilgisini etkileyen ciddi kaynaklar olarak öne çıkıyor. Toplum olarak sağlığımızı kaybetmemek için neler yapılabileceğini öğrenmişiz ancak uygulamada hâlâ gidilecek yolumuz var. Biz de Bayer Tüketici Sağlığı Birimi olarak, herkesin günde ortalama yedi saatini geçirdiği internette doğru bilgileri vatandaşlarımızla buluşturmayı ilk adım olarak belirledik. Herkesin baktığı yerde olmayı seçerek vatandaşlarımızın doğru bilgiye ulaşmasını kolaylaştırıyoruz. Araştırmamızda öne çıkan noktalardan biri de toplumumuzun birçoğu güvenilir kaynak noktasında doktorları, aile hekimlerini ve eczacıları en doğru adres olarak gösteriyor. Biz de çalışmalarımızı bu doğrultuda şekillendiriyoruz.”

Araştırmaya göre toplumumuzun yüzde 42’si sağlıkla ilgili doğru ve yanlış bilgiyi ayırt etmekte zorlanıyor. Bu kapsamda ’365 Gün Sağlıklı Yaşa’ sloganıyla kurduğumuz ve tamamen alanında uzman hekimlerin ve danışmanların içerikleriyle hazırlanan 365gun.com güvenilir bir platform görevi görüyor. 365gun.com’u, açıldığı günden bu yana 1 milyon kişi ziyaret ederek sağlıklı bilgiye buradan ulaştı.” dedi.

Sağlıklı bir toplum için sağlık okuryazarlığı düzeyinin çocuklarda da yüksek olması gerektiğine inandıklarını belirten Kumcu ayrıca şunları söyledi: “Geçtiğimiz yıl Millî Eğitim Bakanlığı iş birliği ile ilköğretim çağındaki çocuklarımıza ulaşmak üzere okul bahçelerini öğretici oyun içerikleriyle renklendirildiğimiz 365 Gün Teneffüste Sağlık projesini hayata geçirdik. Öğretmenlerin rehberliğinde ya da çocukların kendi aralarında özgürce oynayarak sağlıkla ilgili temel bilgileri öğrenebilecekleri oyun alanlarımız öğrencilerle buluştu.”

Halk sağlığının en kritik neferlerinden olan eczacıların desteklenmesi için de önemli bir çalışma olan Tavsiyen Eczanede hakkında da konuşan Kumcu, “İstanbul Medipol Üniversitesi Eczacılık Fakültesi ile birlikte hayata geçirdiğimiz eğitimler kapsamında 27 bin eczacıyı hedeflediğimiz bir sertifika programını başlattık. Eczacılarımızın danışanları ile kuracakları iletişimde kendilerini desteklediğimiz kapsamlı bir program sunduk ve iş birliğimize yeni eğitim programlarıyla devam edeceğiz. Şu ana kadar toplam 2500 eczacımız bu eğitimlerimizi almaya başladı.” ifadelerini sözlerine ekledi.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Sağlık Haberleri

Kekemelik komik ya da dramatik değil! – İnternet Haber

Ülkemizde yaklaşık 1 milyon bireyin kekemelik yaşadığını belirten uzmanlar, bu bireylerin sosyal hayat içinde karşılaştıkları zorluklar nedeniyle …

Published

on

By

Ülkemizde yaklaşık 1 milyon bireyin kekemelik yaşadığını belirten uzmanlar, bu bireylerin sosyal hayat içinde karşılaştıkları zorluklar nedeniyle yaşam kalitelerinin etkilendiğine dikkat çekiyor. Kimi işverenlerin kekemeliği olan bireyi ‘engelli’ olarak tanımlayabildiğini belirten Dr. Emrah Cangi, kekemeliğin komik ya da dramatik bir şey olmadığını da söyledi. Kekemeliği olan bireyin çok yetenekli olmasına rağmen kendisini gösteremeyebildiğini, bu kişilerin sıklıkla zorbalığa maruz kalabildiğinin vurgulayan Cangi, kekemelik dostu bir çevre oluşturulması gerektiğine de dikkat çekiyor.

22 Ekim tüm dünyada “Uluslararası Dünya Kekemelik Farkındalık Günü” olarak kabul ediliyor. Bu özel günde kekemeliği olan bireylere yönelik toplumsal bilinç oluşturulması ve sosyal olarak oluşturulan dezavantajlı durumu ortadan kaldırılması hedefleniyor.

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölüm Başkan Yardımcısı Dr. Öğretim Üyesi Emrah Cangi, Türkiye’de yaklaşık 1 milyon bireyin bu bozukluğu yaşadığının tahmin edildiğini söyledi.

Toplumun tutum ve tepkilerinden etkileniyorlar

Kekemeliği olan bireylerin, yaşamlarının her alanında pek çok bariyerle karşılaştığını kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Emrah Cangi, “Bu bireyler hayallerindeki okulu okumayabiliyor veya düşledikleri mesleği tercih etmeyebiliyorlar. Bu noktada özellikle toplumun tutumu ve tepkileri, yaşanan kekemelik şiddetini ve kekemeliği olan bireylerin her alanda katılımını ve yaşam kalitelerini ciddi şekilde etkilemektedir. Böylece kekemelikle ilgili deneyimler okul ve meslek hayatında, sosyal yaşamda ve romantik ilişkilerde daha da olumsuz hale gelebilmektedir.” dedi.

Zorbalıklara maruz kalabiliyorlar

Kekeleyen bireylerin yaşadıkları sorunlara sayısız örnek verilebileceğini kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Emrah Cangi, “Örneğin kekemeliği olan bir öğrenci çok yetenekli olmasına rağmen hiçbir zaman kendisini gösteremeyebiliyor. Belki de toplum olarak sözel iletişim becerilerini fazla önemsiyoruz. Ayrıca kekemeliği olan öğrenci ne zaman söz almak istese diğer öğrenciler söze giriyor. Bu öğrenciler sıklıkla zorbalığa da maruz kalıyor.” dedi.

Kekemelik engelli olarak tanımlanabiliyor

Kekemeliği olan bireylerin sıklıkla yaşadığı diğer sorunların meslek seçimi, istihdam ve askerlik konuları olduğunu ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Emrah Cangi, “İşverenler kekemeliği olan bireyi ‘engelli’ olarak tanımlayabilmektedir; böylece bu bireyler işe alınmakta zorluklar yaşamaktadır. Elbette, bazı mesleklerde konuşmanın akıcılığı, zamanlaması, ritmi çok önemlidir ama bu meslekler aslında oldukça sınırlı sayıdadır. İş görüşmelerinde kekemeliği olan bireyler için çok adaletsiz değerlendirme yöntemleri kullanılabilmektedir. Örneğin adaylarla bir grup olarak görüşülmekte ve tipik bir problem durumu verip kısıtlı zamanda çözümlerini anlatmaları beklenmektedir. Kekemeliği olan erkekler için askerlik ve askerlikle ilgili görevlerdeki iletişim şekli çok ciddi bir stres konusudur. Bu nedenle askerlik süreciyle ilgili bazı düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.” diye konuştu.

Bu bireylerin günlük hayatta basit dediğimiz pek çok konuda zorluk çekebildiğini ifade eden Cangi, alışveriş yapma, bir kafede istediği içeceği sipariş etme veya telefonla görüşme gibi birçok zorluk söz konusu olduğunu söyledi. Cingi, toplu taşımada inecekleri yeri söyleyemediğinden diğer yolcularla sonraki duraklarda inen bireyler olduğunu, bu nedenle her gün kilometrelerce yol yürüyebildiklerini ifade etti.

Kekemelik komik ya da dramatik değil

Kekemeliği olan bireylerin yaşamlarını kolaylaştırmak için yapılması gereken pek çok şey olduğunu kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Emrah Cangi, “Konuya sadece kekemelik özelinde de bakılmamalıdır, tüm yetersizliklere ve bozukluklara yönelik tutumlar üstünde durulmalıdır. Tüm bozukluklardaki gibi, kekemeliği olan bireylere de üzülmemiz, acımamız ya da sözlerini kesip yardımcı olmamız onlara iyi gelmemektedir. Tiyatroda-sinemada ya da toplumun genel tutumlarında kekemelik hala biraz gülünç bir şey olarak görülüyor. Bu durum kekemeliği olan bireylerin sosyal katılımını etkilemekte ve olumsuz duygular hissetmelerine yol açmaktadır. Oysa topluma şu öğretilmeli: Kekemelik komik ya da dramatik değil.” dedi.

Kekeme bireylerin sosyal yaşama katılmaları sağlanmalıdır

Kekeme bireylerin hayatlarının kolaylaştırılması ve sosyal hayatın içerisinde yer almaları için topluma da görevler düştüğünü belirten Dr. Öğretim Üyesi Emrah Cangi, “Biz bir toplumuz ve birbirimizin hayatını kolaylaştırmamız gerekiyor. Okullarda, ailelerde başlayan bir anlayışa ihtiyacımız var. Kekemelik dostu bir çevre oluşturmamız gerekiyor. İnsani yönünün ötesinde, ayrıca bu bir milli servet. Sırf kekemeliğinden dolayı, bu insanlar kendi potansiyellerini saklıyorlar. Günlük hayatta yardımcı olacağını düşündüğümüz birçok şey aslında bu bireyleri çok üzüyor. Oysa birkaç basit şeye dikkat etsek; örneğin hazır olmadıklarında konuşmaya zorlamasak, onların ‘nasıl’ değil de ‘ne anlattıklarına’ odaklansak, mimiklerimize dikkat etsek, söz sırasına dikkat etsek veya acele ettirmesek, yani sözlerini bitirmeden söze girmesek sorunun önemli bir kısmı hafifleyiverecek. Onlar ne çabalarla bize uymaya çalışıyorlar. Sanırım biraz da bizim onlara uymaya çalışmamız gerekiyor.” diye konuştu.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Trending