Connect with us

Sağlık Haberleri

Meme kanseri tedavisinde stres, öfke ve üzüntüden uzak durulmalı… – İnternet Haber

Araştırma sonuçları, son bir yılda 18 bin kadına meme kanseri teşhisi konduğunu ve durumun önemini gösteriyor. Beden ve ruh sağlığının …

Published

on

Araştırma sonuçları, son bir yılda 18 bin kadına meme kanseri teşhisi konduğunu ve durumun önemini gösteriyor. Beden ve ruh sağlığının birbirinden bağımsız düşünülemeyeceğini belirten uzmanlar, meme kanserine yakalanma riskini azaltmak ve meme kanseri tedavisinden olumlu sonuç alabilmek için psikolojik sağlamlığın iyi olması gerektiğini vurguluyor. Uzmanlar, meme kanseri tedavisinde stresten uzak durmanın, üzüntü ve öfke gibi duygularla başa çıkabilmenin son derece önemli olduğuna dikkat çekiyor.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2004 yılından bu yana meme kanserinde erken teşhisinin önemine dikkat çekmek ve meme kanseri farkındalığının vurgulanması amacıyla 01-31 Ekim Ayı Meme Kanseri Bilinçlendirme ve Farkındalık Ayı olarak belirlendi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İremnur Balandı, meme kanseri teşhisi konan bireylerin psikolojisi evrelerine değindi ve ailelerine hastanın psikolojik iyi oluşunu sağlayacak tavsiyelerde bulundu.

Ruh ve beden sağlığı birbirini etkiliyor

Sağlık denilince ilk olarak beden sağlığının akla geldiğini belirten Uzman Klinik Psikolog İremnur Balandı, “Bedenimizde yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunda belirtilerin fizyolojik olarak kısa zamanda ortaya çıkması kaçınılmaz olur. Gerek somut belirtilerinin olması gerekse de tanısının daha kısa sürede konulması nedeniyle beden sağlığı konusunda toplum olarak çok daha bilinçli olduğumuzu söyleyebiliriz. Pek ya ruh sağlığımız? İnsan sadece bedeninden ibaret değildir. Ruhu ve zihni ile bir bütündür. Tam da bu sebeple ruh ve beden sağlığı birbirinden bağımsız düşünülemez ve birinde yaşanılan herhangi bir sıkıntı diğerini de etkiliyor.” dedi.

Psikolojik sağlamlık çok önemli

Meme kanserinin ülkemizde yaygın bir sağlık sorunu olarak kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğunu anımsatan Balandı, “Son bir yılda 18 bin kadına meme kanseri teşhisi konulduğuna ilişkin araştırmalar, durumun önemini ortaya koyuyor. Meme kanseri her ne kadar fizyolojik kökenli bir rahatsızlık olarak değerlendirilse de, meme kanserine yakalanma riskini azaltmak ve meme kanseri tedavisinden olumlu sonuç alabilmek için psikolojik sağlamlığın da olabildiğince iyi olması gerekiyor. Çünkü üzüntü, öfke gibi duygular kişide stresi arttırarak zaman içerisinde kişinin bedeninde de birtakım sağlık sorunlarına sebep olabiliyor.” ifadelerini kullandı.

Hasta 5 farklı evreden geçiyor

Uzman Klinik Psikolog İremnur Balandı, meme kanseri tedavisinde stresten uzak durmanın, üzüntü ve öfke gibi duygularla başa çıkabilmenin son derece önemli olduğunu söyledi.

Hem hastaya hem de hasta yakınlarına moral ve motivasyon için sorumluluk düştüğünü kaydeden İremnur Balandı, kanser tanısı konulduktan sonra kişinin hastalığı kabul etmeden önce 5 farklı evreden geçtiğini belirterek bunları inkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme olarak sıraladı.

İlk evrede hastanın henüz hastalığın farkında olmadığını ve şaşkınlık içerisinde olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog İremnur Balandı, şunları söyledi:

“Öfke evresinde kişi hastalığa ilişkin oldukça şiddetli bir isyan dönemindedir. ‘Başkası değil, neden ben?’ şeklinde sitemkâr söz ve düşünceler ön planda olur. Üçüncü evre olan pazarlık evresinde hasta, kısmen de olsa hastalığına ilişkin farkındalık kazanmış olur ve kansere yakalanmasına ilişkin sebepler ortaya çıkarır. Bu aşamada kişinin kendisiyle ilgili bir kayıp yaşadığını düşünmesinden dolayı, hastanın yas sürecine benzer bir süreç yaşadığı söylenilebilir. Dördüncü evrede kişi değişen yaşam düzeniyle birlikte ümitsizliğe kapılır. Tedavi süreci başladığı için, hastaneye gelmesi ve muayene olması bile onun ruh halini tetikler. Çünkü artık inkâr süreci bitmiştir. Sıra yüzleşmededir. Son olarak kabullenme evresi başlar. Hasta artık üzüntü ve kızgınlık duygularını yatıştırmış ve hastalığına ilişkin tam anlamıyla farkındalık kazanmıştır. Hasta kabullenmeyi yenilgi olarak görmediği noktada tedavi ve iyileşme süreci de başlamış olur.”

Yok saymak ve duyguları bastırmak zarar veriyor

Meme kanseri tanısı konan kişi kadar ailesinin de bu durumdan etkilendiğini vurgulayan Uzman Klinik Psikolog İremnur Balandı, “Hastalığın getirdiği sonuçlar, kayıp yaşama korkusu, kanserin seyri ailede krize sebep olabiliyor. Bu durumda duyguların direkt olarak ifade edilmesi, iletişim kurmak ve iş birliği yapmak tedaviye destekleyici bir etken olacaktır. Fakat hastalığa ilişkin konuşmaktan kaçınmak, yok saymak ve duyguların bastırılması, hastalığının getirdiği yabancılaşma ve uzaklaşma dürtüleri çatışmaya davetiye çıkaracak ve hastanın ailesiyle arasının açılmasına neden olacaktır.” diye konuştu.

Aile desteği çok önemli

Ailede paylaşımın artmasının, tüm aile bireylerinin bu süreçte yalnız hissetmesinin önüne geçerek psikolojik iyi oluşlarını destekleyeceğini vurgulayan Uzman Klinik Psikolog İremnur Balandı sözlerini şöyle tamamladı:

“Açık ve samimi iletişim kurmak, ortak faaliyetlerde bulunmak, hastalığa ilişkin hazır hissedildiğinde konuşabiliyor olmak, hasta yakınlarının da kendi duygu, düşünce ve ihtiyaçlarını bastırmadan karşı tarafa ifade edebiliyor olmaları bu sürecin herkes için daha sağlıklı atlatılabilmesine olanak tanıyacaktır.”

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Sağlık Haberleri

Meme Kanseri Farkındalık Ayında Erken Tanının Önemine Dikkat Çekildi – İnternet Haber

Meme kanseri dünyada ve ülkemizde, kadınlarda en sık rastlanılan kanser türleri arasında yer alıyor. Her 8 kadından biri hayatının bir döneminde …

Published

on

By

Meme kanseri dünyada ve ülkemizde, kadınlarda en sık rastlanılan kanser türleri arasında yer alıyor. Her 8 kadından biri hayatının bir döneminde bu hastalıkla karşı karşıya kalabiliyor. Bununla birlikte erken tanı ve doğru tedavi planlaması ile meme kanserinden tamamen kurtulmak mümkün olabiliyor. “1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı”nda Memorial Sağlık Grubu ve Şanlıurfa Siverek Belediyesi işbirliği ile kanserde erken tanının önemine dikkat çekmek için bir seminer düzenledi. Toplantıda Memorial Diyarbakır Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Zeynep Şener Bahçe ile Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Gamze Akın Evsen sunum yaparak katılımcılardan gelen soruları yanıtladı.

“Benim başıma gelmez demeyin”

Op. Dr. Zeynep Şener Bahçe, meme kanseri farkındalığı ile ilgili şu bilgileri verdi: “Meme kanseri, meme dokusunu oluşturan hücrelerde ortaya çıkan kontrolsüz çoğalmalar olarak ifade edilmektedir. Sıklıkla memede veya koltuk altına doğru elle hissedilebilen kitleler ile fark edilmektedir. Bununla birlikte iki meme arasında yeni ortaya çıkan büyüklük ve şekil farkı, memede kızarıklık, yara, portakal kabuğu görünümü, meme başında çöküntü, renk ve şekilde değişmesi, meme başından pembe- kırmızı renkte akıntı gibi belirtiler de olabilir.

Kadınlar bu tür belirtiler ile karşılaştıkları takdirde vakit kaybetmeden doktora başvurmalıdır. Meme kanserinde erken tanı ve tedavi başarı şansını artırır. Bununla birlikte koruyucu uygulamalar da çok önemlidir. Kişi sağlıklı beslenmeli, fiziksel aktivitelerine önem vermeli, uyku saatlerine dikkat etmeli ve düzenli bir yaşam tarzını benimsemelidir. En önemli nokta ise kendine meme muayenesi ve düzenli doktor kontrollerinin aksatılmamasıdır. 40 yaşından sonra her kadın doktorunun önerisi ile mamografi çektirmelidir. Eğer ailede meme kanseri öyküsü varsa bu kontroller daha erken yaşlara çekilebilir. Meme kanseri benim başıma gelmez denilerek ötelenebilecek bir sorun değildir. Bu konuda bilinçli olunmalı ve mutlaka tüm önlemler zamanında alınmalıdır.”

“Kadınlar düzenli jinekolojik kontrollerini de ihmal etmemeli”

Op. Dr. Gamze Akın Evsen de meme kanseri ile birlikte kadın kanserlerinin de kadınların yaşam kalitesi ve süresini düşürüyor olmasına dikkat çekti. Op. Dr. Evsen, “ Günümüzde kadınların sağlığını bozan, hastalıklara yol açan ve jinekolojik kanserlere de zemin hazırlayan pek çok çevresel etken bulunmaktadır. Örneğin vajinal enfeksiyonların tamamı diğer kadın hastalıklarına yol açabilmektedir. Kronik pelvik ağrıya neden olan çikolata kistleri de anatomiyi bozmasından dolayı kısırlığa neden olmaktadır. Çikolata kistleri pek çok kadının ortak sorunudur. Yüksek doz östrojen içeren doğum kontrol hapları gibi ilaçların kullanımı ile de miyomlar büyüyebilmektedir. Kadınlarda rahim ve rahim ağrı kanseri, yumurtalık kanseri de günümüzde sık görülmektedir. Tüm bu ciddi sağlık sorunlarından korunmanın en önemli yolu düzenli jinekolojik muayeneden geçmektedir” diye konuştu.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Sağlık Haberleri

Yorglass’tan iki şehirde kan ve kök hücre bağışı – İnternet Haber

Global cam devi Yorglass, toplumsal fayda çalışmalarına bir yenisini daha ekledi. Yorglass, üretim yaptığı Bolu ve Manisa işletmelerinde Türk …

Published

on

By

Global cam devi Yorglass, toplumsal fayda çalışmalarına bir yenisini daha ekledi. Yorglass, üretim yaptığı Bolu ve Manisa işletmelerinde Türk Kızılay ile birlikte kan bağışı etkinliği gerçekleştirdi. İki lokasyonda onlarca Yorglass çalışanı “Kahramanlık Kanımızda Var!” düşüncesiyle hareket ederek kan ve kök hücre bağışında bulundu.

Endüstriyel cam işleme sektöründe etkin faaliyetler gerçekleştiren Yorglass, sosyal sorumluluk bilinciyle hareket ediyor ve kan bağışı etkinleri düzenliyor. “Kahramanlık Kanımızda Var!” diyen Yorglass çalışanları, Türk Kızılay ile beraber hayata geçirilen etkinlik boyunca kan ve kök hücre bağışında bulundu.

Türk Kızılay ile ‘hayat ver’

Yorglass CEO’su Semavi Yorgancılar, üretim tesislerinden Bolu ve Manisa işletmelerinde gerçekleştirilen kan bağışı etkinliklerinin oldukça anlamlı olduğunu söyledi. Yorgancılar, “Yorglas’ın yarım yüzyıla dayanan tarihi boyunca toplumsal fayda çalışmalarına yönelik birçok değerli etkinlik gerçekleştirdik. Ancak kan bağışı etkinliğinin önemini ayrıca belirtmem gerekiyor çünkü kan, hayat vermek demek. Dolayısıyla bağışlanan miktar ne kadar çok olursa, kurtulacak hayat sayısı da o kadar artıyor. Bundan dolayı Türk Kızılay ile birlikte yaptığımız bu iş birliğinden gurur duyuyor, kan bağışı yapmaya devam edeceğimizin sözünü veriyoruz” diye konuştu.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Sağlık Haberleri

İdeal ve mükemmel bir kişilik tipi var mı – İnternet Haber

Kişilik kavramı, günlük dilde insanları değerlendirmek ya da betimlemek için kullanılıyor. Psikolojinin her kavramında olduğu gibi kişiliği de …

Published

on

By

Kişilik kavramı, günlük dilde insanları değerlendirmek ya da betimlemek için kullanılıyor. Psikolojinin her kavramında olduğu gibi kişiliği de tek bir yaklaşımla açıklamanın mümkün olmadığını belirten uzmanlar, farklı kuramların kişilik kavramını farklı bakış açıları getirerek ele aldığını ifade ediyor. Uzmanlar, kişilik tiplerinin antik çağlardan bu yana tartışılan bir konu olduğuna dikkat çekerek ideal ve mükemmel kişilik tipinden de bahsedilemeyeceğini vurguluyor.

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Esra Işık, psikolojide kişilik kavramı ve kişilik tipleri hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Kişi agresifse saldırgan olarak betimleniyor

Kişilik kavramının günlük dilde insanları değerlendirmek ya da betimlemek için kullanıldığını belirten Dr. Öğretim Üyesi Esra Işık, “Örneğin, tavrı beğenilmeyen ve etkileşime girmek istenilmeyen bir insan kişiliksiz olarak değerlendirebiliyor. Ya da bir kişinin en göze çarpan özelliği agresif olması ise saldırgan kişilik olarak betimlenebiliyor. Ancak bilimsel bir kavram olan kişilik, bu kullanımların çok daha ötesine geçerek biraz farklılaşıyor.” dedi.

Her kuram kişiliği farklı açıklıyor

Psikolojinin her kavramında olduğu gibi kişiliği de tek bir yaklaşımla açıklamak mümkün olmadığını ifade eden Işık, “Farklı kuramların kişiliğe farklı bakış açısı getirerek kişilik kapsamındaki unsurları farklı şekillerde ele aldıklarını söyleyebiliriz. Psikodinamik kuramlar, kişiliğin büyük ölçüde bilinçdışı süreçler ile şekillendiğini savunuyorlar ve kişiliği temel güdüler üzerinden açıklıyorlar. Gelişimsel bir perspektife sahip olan bu yaklaşımlar, kişilik gelişiminde çocukluk dönemi yaşantılarının çok önemli olduğunu savunuyorlar. Bu alandaki birçok yaklaşım kişiliğin yaşamın ilk beş yılında oluştuğunu iddia ediyor.” dedi.

Kişilik oluşumu ihtiyaçlar tarafından güdüleniyor

Dr. Öğretim Üyesi Esra Işık, ‘Davranışçı yaklaşım kişiliğin büyük oranda öğrenilmiş davranışlar üzerinden şekillendiğini savunuyor.’ dedi ve sözlerine şöyle devam etti:

“Bu davranışlar pekiştirildikleri için alışkanlığa dönüşmüş ve kişilikte sürekli hale gelmişler. Bu nedenle kişiliğin yapısı konusunda spekülasyonlar öne sürmek yerine, kişilik gözlemlenebilir davranışlar üzerinden tanımlanıyor. Hümanistik yaklaşımlar, sağlıklı gelişim ve ilerleme için doğuştan getirilen potansiyeller üzerine odaklanan, insan doğasını pozitif ele alan yaklaşımlardır. Kişilik oluşumu bireylerin ihtiyaçları tarafından güdülenir. Örneğin, yaklaşımın en önemli temsilcilerinden olan Abraham Maslow’a göre kişilik bireyin ihtiyaçlarını hiyerarşik bir düzende karşılamasıyla oluşur. Farkındalığımız, değerlerimiz ve özgür irademizle yaptığımız tercihler de bu sürece yön veren unsurlardır. Ayırıcı özellik yaklaşımı ise kişiliğin anlaşılabilmesi için ayırıcı kişilik özelliklerinin tanımlanması gerektiğini savunuyor. Bu özelliklerin kombinasyonu ve etkileşimi her insanda farklıdır. Bireyi diğerinden farklı kılan bu özelliklere yönelerek kişiler arası farklılıklara odaklanıyor.”

Kişilik tipleri tartışılan bir konu

Psikolojide kişilik tiplerinin antik çağlardan günümüze tartışılan ve incelenen bir konu olduğunu belirten Işık, “Kişilik tipi belli özelliklere göre kişileri gruplandırmayı ifade ediyor. Bilim insanları; beden yapısı, konuşma şekli, beden kimyası gibi özelliklere göre insanları gruplamaya çalışmışlar. En eski sınıflandırma da M.Ö. 5.yüzyılda Hipokrat tarafından yapılmış. Hipokrat, bedenin 4 farklı sıvı ya da salgı bulundurduğunu ve bu salgılardan her birinin mizaç özelliği ile ilişkili olduğunu öne sürmüş. M.Ö. 2. Yüzyılda ise Claude Galen, kişiliği bedendeki baskın salgı ile ilişkilendirmiş ve salgıları şu mizaçlarla açıklamış;

Kan: Neşeli mizaç, kanlı, canlı ve hareketli

Balgam: Sakin mizaç, ilgisiz ve ağırkanlı

Kara safra: Melankolik mizaç, üzgün ve düşünceli

İltihap: Asabi mizaç, sinirli ve telaşlı

İşte kişiliğin 5 ana boyutu

Hans J. Eysenck’in çalışmalarında kişiliği dışa dönüklük, nevrotiklik ve psikotiklik olarak üç boyutta incelediğini ifade eden Işık, “Eysenck’in öğrencisi Alan Gray ise günümüzün en sık kullanılan kişilik tipolojisini içeren ‘Kişilik Tiplerinde Büyük Beşli’ kuramını geliştirmişt. Bu kuram, kişiliği beş ana boyutta ele alıyor;

– Özenlilik: Bu kişilik özelliği verimli ve organize olmak ile rahat ve dağınık olmak üzere iki ucu kapsar.

– Tecrübeye açıklık: Bu kişilik özelliği meraklı ve yaratıcı olmak ile rutini sevmek ve dikkatli/korkak olmak üzere iki ucu kapsar.

– Dışa dönüklük: Bu kişilik özelliği dışa dönük olup, enerjik olmak ile içe kapanıklık ve yalnızlığı tercih etme uçlarını kapsar.

– Anlaşılabilirlik: Bu kişilik özelliği arkadaş canlısı ve nezaketli olmak ile soğuk ve düşüncesiz olmak uçlarını kapsar.

– Nevrotiklik: Bu kişilik özelliği duyarlı ve sinirli olmak ile kendine güvenli olmak uçlarını kapsar.

İdeal ve mükemmel kişilik tipi var mı?

İdeal ya da mükemmel kişilik tipinden bahsedilemeyeceğini vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Esra Işık, “Bu hayatın ve insan doğasının karmaşık yapısında çok mümkün olmayan bir durum olduğunu söyleyebiliriz. Fakat hangi iş kolu için hangi kişilik tipinin daha uygun olduğunun tarif edilmesi ya da belirli kişilik özelliklerine sahip bir birey için ideal partnerin hangi kişilik tipine sahip olması gerektiği gibi duruma özel ideal kişilik tanımlamaları yapmak için çalışmalar mevcut. Yine de genel geçer bir ideal kişilik tipinden bahsetmek mümkün değil.” diye konuştu.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Trending