Connect with us

Sağlık Haberleri

Çocuklarda Kemik İliği Nakli Sonrası Bu 15 Kurala Dikkat! – İnternet Haber

Çocukluk çağında görülen hastalıklar arasında genetik geçişli olanlar önemli bir yer tutuyor. Özellikle ülkemizde akraba evliliklerinin fazla …

Published

on

Çocukluk çağında görülen hastalıklar arasında genetik geçişli olanlar önemli bir yer tutuyor. Özellikle ülkemizde akraba evliliklerinin fazla olması, genetik geçişli olan hematolojik hastalıklar, bağışıklık sistemi yetmezlikleri ve metabolik rahatsızlıkların daha fazla görülmesine neden oluyor. Farklı sistemleri ve organları tutan akut lösemiden, akdeniz anemisine, nöroblastomdan Multiple skleroza kadar birçok hastalığın önemli bir kısmı çocukluk çağında gerçekleştirilen Kemik İliği Nakli işlemi ile tedavi edilebiliyor. Kemik iliği nakli sonrasında dikkat edilecek kurallar ise bu tedavinin başarı şansını yükseltiyor. Memorial Ankara Hastanesi Çocuk Hematoloji Bölümü ve Kemik İliği Nakli Merkezi’nden Prof. Dr. Bülent Barış Kuşkonmaz, kemik iliği nakli ve sonraki süreçte dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

Kök hücre kaynağına göre farklılaşabiliyor

Kemik iliğinde bulunan ve kanın şekilli elemanları da denilen kan hücrelerini oluşturan kök hücreye hematopoetik (kan yapıcı) kök hücre, hematopoetik kök hücrelerin hastaya verilmesi işlemine ise hematopoetik kök hücre nakli denir. Kök hücre kaynağı olarak kemik iliği kullanılırsa kemik iliği nakli, periferik kan (damarlarımızda dolaşan kan) kullanılırsa periferik kök hücre nakli, kord kanı kullanılırsa kordon kanı nakli ismi verilir. Kemik iliği nakli diğer tedavi yöntemleri ile tedavi edilemeyen veya tedavi şansı düşük olan çeşitli kanserler ve kanser dışı hastalıklarda yapılır.

Akraba evlilikleri hastalık riskini artırıyor

Ülkemizde akraba evliliği sık olduğu için genetik geçişli hematolojik hastalıklar, bağışıklık sistemi yetmezlikleri ve metabolik hastalıklar daha fazla görülmektedir. Bu hastalıkların bir kısmının tedavisi için de kemik iliği nakli yapılması gerekmektedir. Çocuklarda görülen; akut lösemiler gibi hematolojik kanserlerde, akdeniz anemisi, kalıtsal kemik iliği yetmezlikleri gibi iyi huylu hematolojik hastalıklarda, ağır kombine immünyetmezlik gibi kalıtsal bağışıklık sistemi yetmezliklerinde, nöroblastom, Hodgkin lenfoma gibi solid tümörlerde, Hurler sendromu gibi kalıtsal metabolizma hastalıkları ile Multiple skleroz gibi otoimmün hastalıklarda kemik iliği nakli tedavisi uygulanabilmektedir

Kemik iliği nakli cerrahi bir işlem değildir

Kemik iliği nakli öncesinde çocuk hastalara hazırlık rejimi olarak adlandırılan, genel olarak 7-10 gün süren, kemoterapiyi ve bazen radyoterapiyi içeren bir tedavi uygulanır. Bunun temel iki amacı; kemik iliğinde hastaya ait kök hücreleri ortadan kaldırarak vericinin sağlıklı kök hücreleri için yer açmak ve hasta bağışıklık sistemini baskılayarak verilecek sağlıklı kök hücrelerin reddedilmesini önlemektir. Kemik iliği nakli cerrahi bir işlem veya ameliyat değildir. Toplanan kök hücreler hastaya damar yoluyla verilir. Nakil sürecinde enfeksiyon riskini en aza indirmek için hastalar özel odalarda kalmaktadır.

Kemik iliği nakli kök hücre bağışçılarında sağlık sorununa yol açmaz

Ülkemizde Kemik İliği Bankası Türkiye Kök Hücre Koordinasyon Merkezi’ne başvuran gönüllülere öncelikle bulaşıcı, bağışıklık veya enfeksiyon gibi hastalıkların kontrolü yapılır. Sağlıklı kişiler arasından seçilen vericilerde, kök hücre toplama işleminin yapıldığı bölgede birkaç gün süren geçici ağrı ve ilaçlara bağlı gelişen kemik ağrısı gibi hafif ağrılar hissedebilir. Bu şikayetlerin dışında vericilerde ciddi bir sağlık sorunu bildirilmemiştir. Ciddi bir yan etkisi gösterilmemiş olan kök hücre bağışı ile birçok hastanın hayatının kurtarılabileceği unutulmamalıdır.

Çocuklarda nakil yapılan hastalık ve hastalık durumuna bağlı olarak nakil başarı oranları ve uzun süre yaşam elde etme şansı değişmektedir. Bazı hastalıklarda (örneğin; aplastik anemi, beta talasemi) nakil başarı oranı 80-90’ın üzerinde olabilirken, lösemilerde bu oran yaklaşık 70-80 dolaylarında olmaktadır.

Nakil sonrası beslenme tedbirleri mutlaka uygulanmalıdır

Nakil olan çocukların belli bir süre bağışıklık sitemi zayıf olacağı için yiyeceklerden bulaşabilecek enfeksiyonlara karşı, hastanedeki beslenme tedbirleri devam ettirilmelidir. İzin verilen yiyecekler arasında; iyi pişirilmiş etler ve sebzeler, pastörize edilmiş süt, süt ürünleri ve meyve suları, portakal –muz gibi kalın kabuklu meyveler, kompostolar, paketlenmiş ürünler, pişirme sırasında eklenmiş tuz ve baharatlar ile güvenilir marka veya kaynatılmış sular bulunmaktadır. Yasak olan gıdalar arasında ise çiğ ve pişmemiş besinler, pastörize olmayan ürünler, üzüm-çilek gibi ince kabuklu meyveler, kuruyemişler, salamuralar ve paketsiz ürünler yer almaktadır.

Nakil sonrası dikkat edilmesi gerekenler

Kemik iliği nakli sonrası ilk aylarda daha sık olmak üzere, hastalar yakından takip edilir. Nakil sonrası bağışıklık sisteminin normale gelmesi zaman alırken, özellikle enfeksiyon riskine dikkat edilmelidir. Bu kapsamda kemik iliği nakli olan hastaların dikkat etmesi gereken noktalar şu şekildedir:

  1. Kişisel hijyene dikkat edilmeli (el yıkama, haftada en az iki kez banyo)
  2. Taburculuk sonrası yaşanacak ev iyice temizlenmeli
  3. Hasta ayrı bir odada kalmalı, duvarlar silinebilir boya ile boyanmalı
  4. Mümkün olduğunca ziyaretçi alınmamalı, alınmak durumunda kalınırsa ziyaretçiler az sayıda olması
  5. Güneşe çıkmadan önce güneş koruyucu krem sürülmeli
  6. Nakil sonrası 1 yıl deniz ve havuza girilmemeli
  7. Nakil sonrası bağışıklık sistemi normal fonksiyonunu kazanana kadar evde tadilat yaptırılmamalı
  8. Nakil sonrası çocuk en az 6 ay okula gönderilmemeli, evde eğitime devam edilmeli
  9. Evde hayvan beslenmemeli ve hayvanlarla temas engellenmeli
  10. Canlı aşı yapılmış kişiler ile yakın temasta bulunulmamalı
  11. Yünlü, naylon kıyafetler yerine pamuklu kıyafetler tercih edilmeli; yeni alınan kıyafetler giyilmeden önce yıkanmalı
  12. Ev dışına çıkarılan çocuklara maske takılmalı
  13. Enfeksiyonu olan kişilerle temastan kaçınılmalı
  14. Kalabalık ortamlardan ve enfeksiyon riski yüksek olan ortamlardan kaçınılmalı
  15. Kemik iliği nakli olan çocuk hastalarda, önerilen aşı şemasına mutlaka uyulmalı.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Sağlık Haberleri

Sıradaki tehdit, bağımlılık pandemisi! – İnternet Haber

Alkol ve madde kullanımlarının artmasının yanı sıra pandemi döneminde kumar bağımlılığı sebebiyle başvuran hasta sayısındaki artış dikkat çekiyor …

Published

on

By

Alkol ve madde kullanımlarının artmasının yanı sıra pandemi döneminde kumar bağımlılığı sebebiyle başvuran hasta sayısındaki artış dikkat çekiyor. Uzmanlar, ekonomik sorunlar, hızlı para kazanma beklentisi, haz arayışının fazla olması ve hazza çabuk ulaşma isteği gibi sebeplerle yasal/yasadışı bahis, canlı bahis ve diğer kumar oyunlarında artış gözlendiğini belirtiyor. Uzmanlar, eve kapanma dönemleri, uzaktan çalışma, sosyal izolasyon, iş kayıpları, maddi sorunlar ve günlük rutinlerin bozulması gibi sebeplerle bireylerin hem stresle karşılaşma hem de stresle baş etme biçimlerinin değişmeye başladığının altını çiziyor. Uzmanlara göre, haz kaynaklarına erişimde zorluklar ön plana çıkınca mevcut bağımlılıkların şiddeti de arttı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Onur Noyan, pandemi sürecinde tetiklenen bağımlılıklar ve bugünkü etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Ruh sağlığı üzerindeki etkileri zamana ortaya çıkıyor

Hayatımızın bir parçası haline gelen COVİD-19 pandemisinin ruh sağlığı üzerine olan etkilerinin zamanla ön plana çıkmaya başladığını belirten Doç. Dr. Onur Noyan, “Eşlik eden birçok psikiyatrik hastalığın yanı sıra bağımlılıkla ilgili sorunlar dikkat çekici oldu. Pandeminin erken dönem, orta dönem ve uzun dönem etkilerini değerlendirmek gerekli.” dedi.

Erken dönemde tedaviler aksatıldı

Pandeminin erken döneminde daha önceden alkol ya da madde kullanım bozukluğu olan hastaların tedavilerini aksatmaya başladıklarını belirten Doç. Dr. Onur Noyan, “Hastalığı anlamaya çalışırken, eve kapanma sırasında biraz arka planda kaldı, sağlık kaygısı ve COVİD’den korunma önlemlerine ağırlık verildi. Bu sebeplerle bir süre bağımlılık tedavi klinikleri çok sakindi, hastalar tedavi merkezlerine müracaat etmediler ve bazen de isteseler de ulaşamadılar.” dedi.

Alkol ve madde tüketimi evde kullanıma evrildi

Alkol ve madde tüketiminin ev içerisinde kullanım şeklinde doğru evrildiğini kaydeden Doç. Dr. Onur Noyan, “Alkol ve madde etkisi altında ev içerisinde huzursuzluklar, aile içi şiddet artışı oldu, çocuklar bu kullanımlara şahit olmaya başladı.” dedi.

Eve kapanma döneminde bağımlılıkların şiddeti arttı

Pandeminin orta dönem etkilerine bakıldığında hastaların bağımlılıklarının şiddetlenmesinin dikkat çekici olduğunu ifade eden Doç. Dr. Onur Noyan, “Eve kapanma dönemleri, uzaktan çalışma, sosyal izolasyon, iş kayıpları, maddi sorunlar ve günlük rutinlerin bozulması gibi sebeplerle bireylerin hem stresle karşılaşma hem de stresle baş etme biçimleri değişmeye başladı, haz kaynaklarına erişimde zorluklar ön plana çıkınca mevcut bağımlılıkların şiddeti arttı.” dedi.

Bağımlılık ve yalnızlık pandemisi konuşulacak

Pandeminin uzun dönem etkilerini hem bireysel hem de toplumsal olarak hep birlikte göreceğimizi kaydeden Doç. Dr. Onur Noyan, “Birleşmiş Milletler’in 2021 raporunda belirttiği üzere 2030 yılında madde kullanımı 11 kadar artış göstermesine ve pandemi sürecinde madde trafiğinin etkilenmesi sebebi ile yerel ve bireysel madde üretimlerinin artmasına dikkat çekiliyor. Yapılan değerlendirmelerde COVİD-19 pandemisi yerine ‘yalnızlık pandemisi’ ya da ‘bağımlılık pandemisi’ söylemleri bağımlılığın ne kadar büyük bir sorun haline geldiğini gösteriyor.” dedi.

Pandemi döneminde bağımlılık tablosu

Pandemi sürecinde bazı maddelerin kullanımları artarken bazı maddelerin kullanımlarının da azalmaya başladığını kaydeden Doç. Dr. Onur Noyan, “Erişmesi zor olan ve daha pahalı psikoaktif maddeler daha az tercih edilirken daha kolay ulaşılan ve daha ucuz olan maddeler daha fazla tercih edilmeye başlandı. Pandeminin erken döneminde özellikle uyarıcı madde kullanımları düşerken, sakinleştirici ve uyuşturucu etkisi yüksek olan madde kullanımlarındaki artış dikkat çekici idi. Zaman ilerledikçe bu fark normale döndü, madde kullanım alışkanlıkları eski rutin. Daha önceden kullandıkları maddelere erişemeyen bazı hastalar ise daha önce hiç kullanmadıkları farklı ve yeni maddeleri kullanmaya başladılar.” dedi.

Tükenmişlik hissi alkol kullanımını artırıyor

Pandeminin erken dönemlerinde madde kullanımı ile ilgili az veri olmasına rağmen deneyimlerinin alkol ve madde kullanımının azaldığı yönünde olduğunu ifade eden Doç. Dr. Onur Noyan, “Pandemi ilerledikçe bağımlılık ve bağlantılı psikiyatrik tablolar giderek artış gösterdi. Özellikle alkol bağımlılığı olan hastalar son aylarda daha fazla müracaat etmeye başladılar. Tükenmişlik ve umutsuzluk hissi ile birlikte alkol kullanımında belirgin artış, hem fiziksel hem de psikolojik sorunların daha da fazla artmasına sebep olmaktadır. Alkol kullanımı başta karaciğer olmak üzere diğer bedensel işlevler ile dikkat, konsantrasyon ve karar verme gibi bilişsel işlevler üzerine olumsuz etki göstermekte, bireyin ödül mekanizmalarını bozarak hayattan tat ve keyif alamamasına sebep olmaktadır.” dedi.

Kumar bağımlılığında artış gözlendi

Doç. Dr. Onur Noyan, alkol ve madde kullanımlarının artmasının yanı sıra pandemi döneminde kumar bağımlılığı sebebiyle başvuran hasta sayısındaki artışın dikkat çekici olduğunu söyledi. Doç. Dr. Onur Noyan, “Ekonomik sorunlar, hızlı para kazanma beklentisi, haz arayışının fazla olması ve hazza çabuk ulaşma isteği gibi sebeplerle yasal/yasadışı bahis, canlı bahis ve diğer kumar oyunlarında artış gözlenmektedir.” dedi.

Doç. Dr. Onur Noyan, “Bunun yanında pandemi ile ilgili haberlere ve sosyal medya mecralarına ulaşmak için sürekli akıllı telefon kullanımı, çok fazla çaba sarf etmeden ve hızlı bir şekilde haz erişimine vesile olan ekran bağımlılığı da önümüzdeki yıllarda çeşitli sorunlarla kendisini gösterecektir. Özellikle gelişim çağındaki çocukların ekran ile çok daha fazla ilgili olmaları hem bağımlılık hem de çeşitli gelişim problemlerine sebep olabilmektedir.”dedi.

Uzaktan tedavi büyük bir kolaylaştırıcıdır

Bağımlılığın tekrar edebilen ama tedavisi olan uzun seyirli bir beyin hastalığı olduğunu belirten Doç. Dr. Onur Noyan, “Hastalar tedaviye sıklıkla en son noktada müracaat etmektedirler. Genellikle aile üyelerinin önerisi/isteği ile müracaat etmekte ama tedavi devamlılığını bireysel olarak devam ettirmektedirler. Eğer alkol, madde ya da kumar bağımlılığı tedavi edilmez ise işlevsellikte bozulmalar, aile içi huzursuzluk, iş veriminde azalma, hayat devamlılığının bozulması gibi durumlarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Pandemi ile birlikte uzaktan tedavi seçeneğinin artması büyük bir kolaylaştırıcı olmuştur. Bağımlılıkta iyileşme için ilaç tedavisi ve psikoterapi devamlılığının sağlanması gerekmektedir. Hastaların yaşadıkları tüm olumsuz deneyim ve istek gibi durumları tedavi ekibi ile paylaşarak çözüm yollarını üretmeleri beklenmektedir. Tedavi merkezlerine erişim zorluğu yaşayan hastaların telepsikiyatri gibi hizmetler ile tedavi devamlılığı sağlanarak hastaların alkol ve madde kullanmadan, kumar oynamadan hayatlarına devam etmesi hedeflenmektedir.” diye konuştu.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Sağlık Haberleri

MS’in Gelip Geçici Şikayetlerine Dikkat! – İnternet Haber

MS’in gözlerde bulanıklık, kolda veya bacakta uyuşukluk gibi gelip geçici olabilen belirtilerinin tanı koyma sürecinde çok önemli olduğunu …

Published

on

By

MS’in gözlerde bulanıklık, kolda veya bacakta uyuşukluk gibi gelip geçici olabilen belirtilerinin tanı koyma sürecinde çok önemli olduğunu söyleyen Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Emin Özcan, Kişilerin bezen şikâyetleri geçtiği için doktora gitmiyor ve bu nedenle tanı gecikebildiğini. tedaviye geç başlandığında ise bu atakların engelliliğe kadar varabilecek sonuçlara neden olabileceğine işaret etti.

Özellikle genç yetişkin çağda görülen Multipl Skleroz (MS)’in geçici olabilen belirtilerine dikkat çeken Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Emin Özcan, MS’in gelip geçici belirtilerine dikkat çekerek, hastalığa ilişkin önemli bilgiler verdi.

Hastalığın belirtileri arasında yer alan ağrılı bulanık görmeye dikkat çeken Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Özcan, sözlerine şöyle devam etti:

“Bağışıklık sisteminin kendi sinir kılıflarımıza saldırdığı ve onu yabancı bir madde gibi algıladığı otoimmün bir hastalık olan MS, beyin ve omurilik bölgesini etkiliyor. Görme kaybı, çift görme hali, dengesizlik, konuşma bozukluğu, idrar tutamama, yürüme güçlüğü gibi şikayetler, belirtileri arasındadır. Tek gözde ağrılı görme kaybı veya bulanık görme de MS’in tipik bulguları arasında yer alır. Ancak bu belirtiler bazı durumlarda tamamen geçtiği için ne yazık ki çok önemsenmeyebiliyor.”

GELİP GEÇİCİ ŞİKAYETLERİ ÖNEMSEYİN!

MS’in ataklar şeklinde seyrettiğini ve şikayetlerin 24 saat veya daha fazla sürmesi durumunda mutlaka dikkate alınması gerektiğini hatırlatan Doç. Dr. Özcan, “Belirtilerden şüphelenmemiz için 24 saat sürmesi gerekli. Eğer böyle bir durum söz konusu ise MS’ten şüphelenmek gerekli. Bazen tek gözde bulanıklık 24 saatten fazla sürüyor ve kendiliğinden geçebiliyor. Dolayısıyla kişiler de şikâyet geçtiği için üzerinde durmuyor. Ancak bu konuya çok dikkat edilmesi ve üzerinde durulması gerekiyor. MS tanısının konulabilmesi için hastanın bir nöroloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekir” dedi.

Doç. Dr. Emin Özcan, MS tanısının geç kalınmadan konulabilmesi için hastaların bu gelip geçici olabilen şikâyetlere çok dikkat etmeleri ve uyanık olmaları gerektiğinin altını çizdi.

GEÇ TANI ENGELLİLİK NEDENİ OLABİLİR

Hastaların belirtileri önemseyip doktora gitmezse tanı koyma sürecinde gecikme olabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Özcan, “Geç tanı konulduğunda beyindeki lezyonlar artabilir. Tedaviye geç başlanırsa tedavisiz geçen bu süreçte yeni bir atak ortaya çıkabilir. Bu ataklar engelliliğe yol açabilir. Tedaviye erken başlandığında yeni bir atak gelişmesinin önüne geçilebilir. Ancak kişi doktora gitmezse örneğin 1 yıl sonra yürüme güçlüğüne yol açan bir atakla karşılaşabilir. O zaman doktora gittiğinde ise uygun tedaviye rağmen sekel kalabilir. O yüzden ortaya çıkacak atakların bir an önce engellenmesi ve kalıcı engelliliğin olmaması için mümkün olan en kısa zamanda tedaviye başlamak gerekir” ifadelerini kullandı.

TOPLUM HASTALIĞI YETERİNCE BİLMİYOR

MS kronik bir hastalık olduğu için hastalığın psikolojik yükünün de fazla olduğunu söyleyen Doç. Dr. Emin Özcan, toplumun da MS’i yeterince tanımadığını ve hastaları etiketleyebildiğini söyledi. Anksiyete ve depresyonun MS hastalığında çok sık karşılaşıldığına işaret eden Doç. Dr. Emin Özcan konuyla ilgili şunları anlattı: “Hastalık sonucu gelişen beyindeki plakların depresyona zemin hazırladığı düşünülüyor. O nedenle anksiyete ve depresyon MS hastalarında sık rastlanıyor. Hastalarda bu durumlar varsa bir psikiyatri uzmanından destek alıyoruz. Çünkü depresyon ve anksiyete hastanın yaşam kalitesini ciddi anlamda düşürüyor ve MS tedavisini de olumsuz etkiliyor. Tedavileri de bu şekilde multidisipliner bir yaklaşımla gerçekleştiriyoruz.”

GENÇ ERİŞKİN ÇAĞDA DAHA SIK GÖRÜLÜYOR

MS’in nedeni tam olarak bilinmese de kadınlar arasında daha yaygın olarak gözlendiği bilgisini veren Doç. Dr. Emin Özcan, “Toplumda 100 binde 8 civarında çok yaygın olmayan bir hastalık. Daha çok da 20-40 yaş arası genç erişkin kadınlarda gözleniyor. Bununla birlikte MS’te genetik geçiş diğer genetik geçişli hastalıklara göre daha az. Dolayısıyla MS hastasının kardeşi, annesi, çocuğu gibi birinci derece yakınlarının rutin tarama yaptırması zorunlu değildir” dedi.

MS’in doğru tedavi edilmesi halinde ciddi probleme yol açacak bir hastalık olmayabileceğinin bilinmesi gerektiğini anlatan Doç. Dr. Emin Özcan, “Hastaların yaklaşık yüzde 20’sinde hastalık iyi huylu MS tipinde seyreder. Neredeyse hiç özürlülük gelişmeden hayatlarına devam ederler” diye konuştu.

HASTALAR GEBE KALABİLİR, ÇALIŞABİLİR

Hastaların sosyal hayattan kopmamaları uyarısında bulunan Doç. Dr. Özcan, “MS hastaları rahatlıkla gebe kalabilir. Ancak doktoruyla bu kararı alıp, planlamaları gerekir. Plansız gebelik istemiyoruz çünkü ilaçlarını ona göre ayarlamak lazım, gebelik döneminde istisnai durumlar dışında MS ilaçlarını kesiyoruz ancak ne zaman kesileceğine önceden karar vermek gerekir. Hastaların hayatın içinde olmalarını özellikle istiyoruz. MS ölümcül bir hastalık değil ancak kronik bir hastalık, tamamen ortadan kaldıramıyoruz. Mutlaka tedavi gerektirir, etkin tedavi ve düzenli takip ile hastalık büyük oranda ciddi problemler ortaya çıkmadan idame ettirilebilir” ifadelerini kullandı.

HASTALIĞIN SEYRİNİ DEĞİŞTİRECEK TEDAVİLER UYGULANIYOR

Hastalığın seyrini değiştirecek tedaviler uyguladıklarını anlatan Doç. Dr. Özcan, “Hastalığın yavaşlaması veya durması ana hedeflerimiz. Ana tedavi bu hastalık seyrini değiştirici ilaçlar oluyor. Bunun yanı sıra hastanın şikayetlerine yönelik tedavi uyguluyoruz. Örneğin, hastanın idrar kaçırma problemi olabilir, yorgunluk, bitkinlik oluşabilir bunlara yönelik tedaviler veriyoruz. Bir diğer tedavi şekli ise fizik tedavilerdir. Hastalığın çoğunlukla ileri dönemlerinde kas güçsüzlüğü veya kaslarda katılığı olabiliyor onların giderilmesi için fizik tedavi almasını mutlaka istiyoruz. Böylece yaşam kalitesi de artıyor” dedi.

RUTİN KONTROLLERİ İHMAL ETMEYİN

Hastalara, özellikle içinde bulunduğumuz pandemi döneminde de doktor kontrolünü ihmal etmemelerini öneren Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Emin Özcan, hastalara şu önerilerde bulundu: “Maske, mesafe ve hijyenlerine dikkat ederek hastaneye gitsinler. Tedavinin aksamaması, hastalığın ilerlememesi için çok önemlidir. Özellikle MS’te gördüğümüz bitkinlik, halsizlik gibi şikayetlerin toparlanmasında düzenli egzersiz çok önemli. Hastalardan her gün yürümelerini istiyoruz. Çünkü MS hastalığının ileriki dönemlerinde yürüme güçlüğü ortaya çıkabiliyor. Her gün 30 dakika yürüyüş yapmaları gerekiyor. Ama kendilerini yormadan hafif tempoda yürüyüşler olmalı. Beslenme de önemli bir faktör. Özellikle tuzdan kaçınmalı, katı, doymuş yağlardan uzak durmalılar” diye konuştu.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Sağlık Haberleri

Ergenlerde sağlıksız beslenme okullarda zorbalık riskini arttırıyor – İnternet Haber

İstinye Üniversitesi (İSÜ), Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim ÜyesiProf. Dr. Aliye Özenoğlu, ergenlerde sağlıksız beslenmenin okullardaki …

Published

on

By

İstinye Üniversitesi (İSÜ), Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim ÜyesiProf. Dr. Aliye Özenoğlu, ergenlerde sağlıksız beslenmenin okullardaki zorbalık riskini arttırabileceğine dikkat çekiyor. Beslenmenin fiziksel olduğu kadar ruhsal sağlığın üzerinde de etkileri olduğunu hatırlatan Özenoğlu, abur-cubur besinlerin çocuk ve ergenlerde psikiyatrik sıkıntı ve şiddet davranışlarını artırabileceği konusunda aileleri uyarıyor.

Çocuklarının sağlıklı beslenmesi her ebeveynin hayali. Ancak, sonuç her zaman istenildiği gibi olamayabiliyor. Çocuklar ve ergenler sağlıklı yiyeceklerin yanı sıra abur-cubur ve fast food yiyeceklere yönelebiliyor. Araştırmacılar, beslenmenin fiziksel olduğu kadar ruh sağlığı üzerinde de etkileri olduğunu söylüyor. İstinye Üniversitesi (İSÜ), Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aliye Özenoğlu, özellikle ergenlerde sağlıksız beslenmenin okullardaki zorbalık riskini arttırabileceğine dikkat çekiyor. “Araştırmalar ergenlerin beslenme tarzının akran zorbalığı ve öfke kontrolleri üzerinde önemli bir etkisi olduğunu gösteriyor” diyen Özenoğlu, abur-cubur besinlerin çocuk ve ergenlerde psikiyatrik sıkıntı ve şiddet davranışlarını artırabileceği konusunda aileleri uyarıyor.

Öfke gerekli bir duygudur

Öfkenin gerekli bir duygu olduğunu belirten Prof. Dr. Özenoğlu, şunları söylüyor:

“Ergenlik dönemi, fiziksel değişim kadar duygusal anlamda da hızlı değişimlerin yaşandığı bir gelişim evresidir. Ergenlerin bedenindeki ve çevresindeki değişimleri kendi iç dünyasında algılaması, yorumlaması ve tepkileri farklılık gösteriyor. Her yaş grubunda olduğu gibi ergenlerin de duygusal tepkilerini ifade etme yollarından birisi öfkedir. Öfke, çeşitli durumlara tepki olarak ortaya çıkan normal, sağlıklı ve yaşamın sürdürülmesi için gerekli bir duygudur. Ergenin öfke ifade tarzını belirleyen faktörler arasında sağlık durumu, cinsiyet, okul başarısı, aile ve arkadaş ilişkileri sayılabilir. Öfkenin uygun yollarla ifade edilememesi, ergende şiddet davranışlarına ve bunun sonucunda fiziksel, psikolojik ve sosyal sorunlara neden olabilir. Bunun yanında, tüketilen besinlerin vücut için metabolik yakıt sağlamakla birlikte zihin ve bilişin de dâhil olduğu birçok beyin fonksiyonlarını etkilediğini biliyoruz. Besinler hem fiziksel hem de duygusal iyilik haline katkıda bulunabilir. Çalışmalar, şeker ilaveli içecekler, tatlılar, çikolata, tuzlu atıştırmalıklar ve fast food gibi sağlıksız yiyeceklerin aşırı tüketiminin mental sağlık ve davranışsal sorunlar yönünden yüksek risk ile ilişkili olduğunu gösteriyor. Bundan başka, çay, kahve, çikolata, kola ve bazı gazlı içeceklerde bulunan kafeinin, merkezi sinir sistemini üzerine uyarıcı bir etkiye sahip olduğu biliniyor. Kafeinin fazla miktarlarda tüketilmesinin uyku bozukluğu, sinirlilik, endişe, panik atak ve kaygıya neden olduğu, aşırı dozlarda ise istemsiz kasılmaların görülebileceği belirtiliyor.”

Okullarda zorbalık giderek artıyor

Okullarda zorbalığın giderek arttığını belirten Özenoğlu, şöyle devam ediyor:

“Çalışmalar, son 25-30 yıldır zorbalık ve zorbalığa kurban olmanın okullarda giderek artış gösteren önemli bir sorun olduğunu ortaya koyuyor. Zorbalık mağdurları genellikle saldırganlığa tepki göstermezler, öz güvenleri düşük ve reddedilme korkusu yaşarlar. Zorbalar ise, grup lideri olma eğilimindedirler, genellikle okuldan hoşnutsuzdur, sınıf arkadaşlarına karşı negatif ve kışkırtıcıdırlar. Lise ve dengi okullarda okuyan öğrencilerle yaptığımız bir araştırma beslenme ve zorbalık arasında bir bağlantı olduğunu ortaya koydu. Ayrıca, şekerleme-pastane ürünleri gibi abur-cubur besinlerin tüketimi ile şiddet davranışları (fiziksel saldırı, zorbalık, kurban olma) arasında da anlamlı ilişkiler saptandı. Çalışmamız bulguları, diğer çalışmalarla birlikte yorumlandığında sağlıksız besinlerin tüketimindeki artışın akıl sağlığı sorunları görülme olasılığında da artışla ilişkili olduğu sonucuna varıldı.”

Kahvaltının atlanmamasına dikkat edin

“Beslenme alışkanlığının sağlıklı yönde değiştirilmesi, akıl sağlığı sorunlarının önlenmesinde etkili bir yaklaşım olabilir” diyen Özenoğlu, kahvaltı konusunun da önemine değinerek şunları söylüyor:

“Kahvaltı atlama fiziksel ve psikolojik olumsuz sonuçları iyi bilinen bir sağlık sorunudur. Kahvaltı atlama çocuklar ve ergenler arasında giderek yaygın hale geldi. Birçok araştırma ergenlerde kahvaltı atlamanın sigara kullanımı, sık alkol tüketimi, esrar kullanımı, seyrek egzersiz ve davranış bozuklukları gibi çeşitli riskli sağlık davranışları ile ilişkili olduğunu gösterdi. Diğer taraftan, kahvaltının atlanması okulda zorbalığa maruz kalmanın olası bir işareti olabilir. Ailelere bu konuda farkındalık kazandırılması, kahvaltıyı atlayan çocuklarının daha yakından izlenmesine ve yardım edilmesine olanak sağlayabilir. Depresyon ve kahvaltının atlanması bazı çocuklarda zorbalık mağduriyetinden daha ciddi yeme davranışı bozukluklarının gelişmesine neden olabilir. Diğer taraftan düzenli ve besleyici bir kahvaltı ergenin okuldaki akademik başarısında da önemli bir unsurdur.”

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Trending