Connect with us

Ekonomi Haber

‘Yabancıya konut satışında değerleme sorununu çözemezsek bu yıl 50 bin adedi yakalamak hayal olur’ – İnternet Haber

TÜİK’in açıkladığı Eylül ayı konut satışı verilerine göre, yabancılara yapılan konut satışları Eylül’de bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 25 …

Published

on

TÜİK’in açıkladığı Eylül ayı konut satışı verilerine göre, yabancılara yapılan konut satışları Eylül’de bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 25,8 artarak 6 bin 630 oldu, Ocak-Eylül döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 43,2 artarak 37 bin 479 olarak gerçekleşti. GİGDER Başkanı Ömer Faruk Akbal, Mart ayından beri yükseliş grafiği sergileyen yabancıya konut satışlarının sektörün dinamosu olduğunu ancak değerleme sistemindeki yeni düzenleme sonrasında oluşan ve yüzde 30- yüzde45 arasında değişen değer farklılıkları nedeniyle yabancı alıcıların güveninin kırılmasının satış ofislerinin yoğunluklarını kaybetmesine neden olduğunu kaydetti

Sorunun çözümüne ilişkin sektörde GİGDER’in de yer aldığı bir komisyon kurulduğunu ve bu komisyonda konuyla ilgili hızlı bir çözüm geliştirilmesini beklediğini açıklayan Akbal, “Değerleme yöntemiyle ilgili acil olarak bir çözüm geliştirilmezse, bu sorunun satışlara düşüş olarak yansıması 2-3 ayı bulacaktır ve yıl sonu sektör hedefimiz olan 50 binlik satış adedinin ise artık hayal olması gündeme gelebilir” diye konuştu

TÜİK’in bugün açıkladığı Eylül ayı konut satışı verilerine göre, yabancılara yapılan konut satışları bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 25,8 artarak 6 bin 630 oldu. Toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı yüzde 4,5 olarak gerçekleşirken, yabancılara yapılan konut satışları Ocak-Eylül döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 43,2 artarak 37 bin 479 oldu.

Bu yıl Mart ayı itibarıyla yükseliş grafiği gösteren yabancıya gayrimenkul satışlarının yükselen kredi faizleri nedeniyle iç piyasa satışlarında Eylül ayına kadar düşme eğilimi gösteren konut piyasasının adeta dinamosunu oluşturduğunu hatırlatan Gayrimenkul Yurt Dışı Tanıtım Derneği (GİGDER) Başkanı Ömer Faruk Akbal, “Yabancıya gayrimenkul satışlarında Mart ayından bu yana sürekli artan bir ivme ile karşı karşıya olmamız nedeniyle Eylül ayında gözlenen bu yüzde 25,8’lik artış, sektörümüzün beklediği bir veri. Mart ayında bir önceki yılın aynı döneminde göre yüzde 39,9 artış gösteren yabancıya konut satışlarının Eylül ayına kadarki grafiğini hatırlayacak olursak, yılın ilk 4 ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre toplam yüzde 19, ilk 5 ayında toplam yüzde 24,9, ilk 6 ayında yüzde 43,7, ilk 7 ayında yüzde 46,9 ve ilk 8 ayında ise yüzde 47,6’ya varan bir artış görürüz. Yabancıya satışın gösterdiği bu performans ile yıl sonunda 50 bin adetlik konut satışını yakalamayı hedeflerken, değerleme sistemindeki yeni düzenleme sonrasında oluşan değer farklılıkları nedeniyle yabancı alıcıların güveninin kırılmasının satış ofislerinin yoğunluklarını kaybetmesine ve rezervasyonların satışa çevrilememesine neden olduğunu gözlemliyoruz. Bu bulgulardan yola çıkarak, değerleme yöntemiyle ilgili acil olarak bir çözüm geliştirilmezse, sorunun satışlara düşüş olarak yansıması 2-3 ayı bulabilir, yıl sonu sektör hedefimiz olan 50 binlik satış adedinin ise artık hayal olması gündeme gelebilir” değerlendirmesini yaptı.

Sektörün bu sorunuyla ilgili olarak doğrudan değerleme şirketlerine yüklenmenin doğru olmayacağını, sivil toplum kuruluşları, değerleme şirketleri ve tapu yetkilileri ile birlikte tüm sektörce ortak bir akıl geliştirerek çözüm üretmek gerektiğine işaret eden GİGDER Başkanı Ömer Faruk Akbal, bununla ilgili GİGDER’in de arasında yer aldığı bir komisyon kurulduğunu ve bu komisyonda konuyla ilgili hızlı bir çözüm geliştirilmesini beklediğini açıkladı.

Yüzde 45’e varan değer kaybı güvensizlik yarattı

Gayrimenkul değerlemesi işinin merkezi bir sistem üzerinden değerleme şirketlerine dağıtılması uygulamasının taşıdığı sektörel risklerin oldukça büyük boyutta olduğunu belirten Akbal, piyasada değerleme yapan kuruluşların çoğunun bankalarla çalışan değerleme şirketleri olduğunu ve bu firmaların bankaların teknik şartnameleri doğrultusunda teminat amaçlı değerleme raporu hazırladığını hatırlattı. Akbal, “Teminat amaçlı hazırlanan raporlardaki değerler ile gayrimenkulün piyasa fiyatı arasında ise ortalama yüzde 30 ile başlayıp yüzde 45’e kadar varabilen değer farklılıkları mevcut. Geleneksel değerleme anlayışıyla hazırlanan bu raporlarda markalı konutlar, sahip oldukları markanın katma değeri hesaba katılmadan çevrelerindeki muadil bir binayla veya aynı sınıfta rekabet etmediği başka bir konutla karşılaştırılarak değerlemeye tabi tutuluyor ve değerleme sanki banka bu gayrimenkule ipotek koyacakmış ve zor bir durumda ilgili gayrimenkulün ne kadar fiyattan satılabileceğinin hesabı yapılıyormuş gibi ele alındığı için elbette değerler düşüyor. Uygulama ile bu farklılıkları gören yabancı yatırımcıların hem Türkiye’ye hem firmalarımıza olan güveni ciddi biçimde kayba uğratılıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Markalı konutun katma değeri değerlemeye yansıtılmalı

GİGDER tarafından yapılan araştırmaya göre, yabancıların Türkiye’ye yaptığı yıllık gayrimenkul yatırımının yaklaşık 6 milyar dolar olduğunu, bunun da yaklaşık yüzde 89’unun sıfır yani birinci el konut satışlarından oluştuğunu hatırlatan Akbal, “Üretimi destekleyen bir sistemden bahsediyoruz. Markalı konut üreticileri de bu yüzde 89’luk orandan çok büyük bir pay alıyor ve ürettiği ürünün değerine katma değerini koyuyor. Değerlemede de bu katma değerin göze alınması gerekmektedir. Vatandaşlık alma amacı bile olmasa yabancıların Türkiye’ye olan güveninin kırılmaması gerekiyor. Bir kere güven kırılınca zincirleme şekilde satışlar olumsuz etkilenecektir” diye konuştu.

Yabancılar için vatandaşlık tek başına gayrimenkule yatırım nedeni değil

Değerleme firmasının merkezden tesadüfi bir seçimle atanmasında ‘hileli rapor düzenlenmesi’nin engellenmesinin amaçlandığını ve tüm sektör olarak bu amacı desteklediklerini ifade eden Akbal, şöyle devam etti: “Türkiye’ye yatırım yapan bir yabancının aldatılmaması amacıyla çıkarılan bu düzenlemeyi biz de destekliyoruz. Fakat bu sahtekarlıkları kimler yapıyorsa, bunları iyi irdelemek lazım. Bugün yabancıya yapılan konut satışlarının çok az bir bölümünde bu tür hileli raporlara rastlanması, tüm sektörü zarara uğratacak şekilde bir karar alınmaması gerektiğinin en temel göstergelerinden biri. Değerleme raporunda hile yapılması sorunu, kısmen yabancıların vatandaşlık alma amacıyla yaptıkları gayrimenkul alımlarında yaşanmakta olup, yabancıların Türkiye’de öncelikli konut satın alma nedenleri ise yatırım, tatil ve kalıcı hayata başlamak gibi vatandaşlık alma dışındaki faktörlerdir.

Bu yıl kamuoyuna tanıttığımız, marka ve araştırma şirketi AGS Global işbirliğiyle ortaya koyduğumuz ‘Rekabet ve İlham: Türkiye’de Yabancı Gayrimenkul Yatırımlarının Geleceğini İhracat Odaklı Yeniden Düşünmek’ adlı araştırmamız da Türkiye’ye yatırım yapan 4 yabancıdan sadece 1’inin vatandaşlık amaçladığını ortaya koyuyor. Bir başka deyişle, yabancıların Türkiye’de gayrimenkul satın alma kararını etkileyen en büyük faktör, vatandaşlık edinmek değil. Verilere göre, katılımcıların sadece yüzde 27,6’sı vatandaşlık almak için gayrimenkul satın alırken, Türkiye’den gayrimenkul satın alan yatırımcıların yüzde 14,6’sı ‘Türk vatandaşlığına’ başvuru sürecinde olduğunu ifade ediyor.

Suistimaller için kalıcı çözüm: ‘Lisanslama’

Değerleme alanında denetimlerin ve caydırıcı cezaların artırılmasını en önemli çözümlerden biri olarak ifade eden Akbal, “GİGDER olarak temel çözümü ise geliştiriciler, proje pazarlama şirketleri, acenteler gibi yabancıya gayrimenkul satışı yapan tüm firmaların lisanslanmasında buluyoruz. Lisanslanan her satıcı firmanın tapuda bir kodu olması ve satış sürecinde işlemi yapan firmanın kodunun tapu işlemine kaydedilmesi sonrasında gelecek herhangi bir şikayette suistimalin sahibinin ortaya çıkması ve lisansın iptal edilerek yabancıya satış hakkının engellenmesi mümkün olabilecektir. Sektörümüzün yabancıya konut satışında yıllardır mücadele ettiği temel güven sorununu, esasında bu alandaki lisanslama çözecektir” önerisinde bulundu.

57 milyar dolarlık doğrudan yatırım gayrimenkulden

GİGDER olarak Türkiye’nin itibarını uluslararası arenada yükseltmek gayesiyle yola çıktıklarını belirten Akbal, küresel uluslararası doğrudan yatırım miktarının 2020 yılında bir önceki yıla göre yüzde 42 düştüğünü, fakat Türkiye’nin buna karşın sınırlı bir düşüşle süreci atlattığını kaydetti. Akbal, “Otomotivden finansal hizmetlere, enerjiden bilişime kadar pek çok alanda üretim, ticaret ve Ar-Ge üssü konumunda olan Türkiye’nin büyümesinin en önemli lokomotiflerinden biri gayrimenkül sektörü. 2003’ten bu yana 225 milyar dolar dolayında uluslararası doğrudan yatırım çekilen Türkiye’de bunun 57 milyar dolarlık kısmı, gayrimenkul yatırımlarından oluşuyor. Yabancı gayrimenkul yatırımlarının ülkemizin büyümesinde kritik rol oynayan ‘uluslararası doğrudan yatırımlar’daki yüzde 50’nin üzerindeki payını artıracak her adımın takipçisi olacağız” dedi.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Ekonomi Haber

Etik değerler muhasebe ve finans sektörünün kalbinde yer alır – İnternet Haber

İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası’nın Dünya Etik Günü nedeniyle düzenlediği “Covid Döneminde Meslek Etiği” konulu webinara …

Published

on

By

İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası’nın Dünya Etik Günü nedeniyle düzenlediği “Covid Döneminde Meslek Etiği” konulu webinara katılan ACCA Türkiye, Azerbaycan, Gürcistan ve Afganistan Bölge Başkanı Filiz Demiröz, muhasebe ve finans profesyonellerinin katıldığı küresel anketin sonuçlarını anlattı.

Etik değerlerin muhasebe ve finans sektörünün kalbinde yer aldığını söyleyen Demiröz, “Ankete katılan muhasebe ve finans profesyonellerinin 20’si önümüzdeki iki yıl içinde kendisinin veya tanıdığı birinin iş hayatında etik değerlerden ödün verilmesiyle karşı karşıya kalacağını öngörüyor” dedi.

İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası İSMMMO tarafından düzenlenen “Covid Döneminde Meslek Etiği” konulu webinar 21 Ekim 2021 tarihinde Dünya Etik Günü’nde gerçekleşti. Webinarda konuşan ACCA Türkiye, Azerbaycan, Gürcistan ve Afganistan Bölge Başkanı Filiz Demiröz, “Covid-19 Dönemi İçinde Etik Değerler” başlığıyla yaptığı konuşmada muhasebe ve finans profesyonellerinin katıldığı küresel anketin sonuçlarını aktardı.

Dünyanın 178 ülkesinde 233 binden fazla üyesi bulunan küresel bir finans ve muhasebe meslek kuruluşu olan ACCA’nın 2020’de yaptığı küresel anketin sonuçlarını anlatan Filiz Demiröz, şunları söyledi:

“ACCA, Eylül 2020 tarihinde ACCA ve Institute of Management Accountants (IMA) üyelerinin katılımı ile küresel bir anket gerçekleştirdi. Bu anketin sonuçlarına göre, muhasebe ve finans profesyonellerinin 20’si doğrudan veya bir iş arkadaşı aracılığıyla Covid-19 sebebiyle etik yaklaşımdan ödün verilmesinin söz konusu olduğuna şahit oldu. Etik değerleri ve yaklaşımlarından ödün verilmesinin söz konusu olduğu durumların 25’i teknolojinin kullanımı ile alakalı oldu. Muhasebe ve finans profesyonellerinin 20’si önümüzdeki iki yıl içinde kendisinin veya tanıdığı birinin iş hayatında etik değerlerden ödün verilmesiyle karşı karşıya kalacağını öngörüyor. İçinde bulunduğumuz dönemde toparlanma muhakkak öncelikli, ancak bunun sağlanması etik ve kamu yararına hizmet eden bir şekilde olmalı.”

ETİK DEĞERLERE UYUM HER ZAMANKİNDEN DAHA ÖNEMLİ HALE GELDİ

Filiz Demiröz, Covid-19’un iş dünyasında profesyonellerin ve işverenlerin etik davranışı riske atabilecekleri yeni zorluklar yaratması etik değerlere uyumun hem işletmeler hem de muhasebe ve finans fonksiyonları için her zamankinden daha önemli hale geldiğine dikkat çekti. Demiröz, “Muhasebe ve finans profesyonelleri, kamu yararı ilkesi uyarınca toplumların ve ekonomilerin sürdürülebilirliği için etik sorunlarla mücadele etmelerine faydalı olacak yeni ve farklı mesleki yetkinliklere sahip olmak için çalışmalılar” dedi.

Etik değerlerin ACCA için muhasebe ve finans mesleğinin tam kalbinde yer aldığını belirten Filiz Demiröz, “Etik, aynı zamanda kurum kültürümüzün, gerçekleştirdiğimiz faaliyetlerin, ACCA Ruhsat yolculuğunun, müfredatımızın ve sürekli mesleki eğitimlerimizin de merkezinde yer alır” diyerek, şunları söyledi:

“Geleceğin sürdürülebilir muhasebe ve finans profesyonellerinin sahip olması gerektiğini düşündüğümüz 7 temel yeteneği olduğunu tespit ettik. Bu yeteneklerden biri de etik. Zira ACCA’e göre günümüz ve geleceğin iş dünyasında stratejik düşünen, en yüksek mesleki ve etik standartlara sahip, büyük resmi görebilen finans ve muhasebe profesyonellerine ihtiyaç duyulmaktadır. Öte yandan, ACCA Ruhsatı’na sahip olmak isteyen muhasebe ve finans profesyonellerinin, 21 saat süren online Etik ve Mesleki Beceriler Modülü’nü tamamlamaları gerekir. Ayrıca tüm üye ve adaylarımız uymakla yükümlü olduğu Etik ve Davranış Koduyla Etik konusundaki çerçeve çizilmiş durumdadır.”

Küçük ve orta ölçekli muhasebe bürolarının (SMP’ler) kamusal ve toplumsal refahı sağlayan güçlü kuruluşlar olduğunun altını çizen Filiz Demiröz, şöyle devam etti: “Kamu yararını gözetme ilkesinden yola çıkarak canla başla çalışan küçük ve orta ölçekli muhasebe büroları, 2020’li yıllarda, müşterileri olan KOBİ’lere ve ekonomiye katkıda bulunmaya devam etmek için muhasebe alanındaki dijital teknolojileri benimsemeli. Ayrıca bu alanda ortaya çıkabilecek sorunlarla karşılaşmaya hazır olmalılar. Ancak sahip oldukları güçlü mesleki etik değerler ve mesleki muhakeme ile sorunları çözebileceklerdir.”

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Ekonomi Haber

Rolls-Royce, Boeing ve World Energy, yüzde 100 Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı ile yapılacak uçuş için güçlerini birleştirdi – İnternet Haber

Rolls-Royce, Boeing ve World Energy’le bir araya gelerek yürüttüğü çalışmalar bünyesinde yüzde 100 Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı (SAF) ile …

Published

on

By

Rolls-Royce, Boeing ve World Energy’le bir araya gelerek yürüttüğü çalışmalar bünyesinde yüzde 100 Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı (SAF) ile güçlendirilmiş Trent 1000 motoru bulunan 747 Flying Testbed uçağının test uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi.

Testleri başarıyla tamamlayan uçak, Arizona’daki Tucson havaalanından kalkış yaparken, üzerindeki Trent 1000 motorunda yalnızca yüzde 100 SAF yakıtı kullanarak, kalan üç RB211 motorunda ise standart jet yakıtı kullanarak gökyüzüyle buluşmayı başardı. Bunun yanı sıra uçak, New Mexico ve Texas’ı geçerek 3 saat 54 dakika sonra kalkış yaptığı havaalanına başarıyla dönüş sağladı. Uçuş sonrasında elde edilen veriler, uçuş esnasında herhangi bir mühendislik sorunu yaşanmadığını teyit ederken, yakıtın ticari kullanıma uygunluğunu doğrulayan daha ileri bulguları da gözler önüne serdi.

Bu testin doğrulanması ile birlikte Rolls-Royce, Trent XWB ve Pearl motorlarının hem yerde hem de havada gerçekleştirilen testlerini pekiştirerek, yüzde 100 SAF’ın benimsenmesine öncülük etmeye devam ediyor. Öte yandan şirket, tüm Trent motorlarının 2023 yılına kadar yüzde 100 SAF ile uyumlu olacağını teyit ediyor. Rolls-Royce ayrıca uzun mesafeli havacılığın net sıfıra geçişini sağlamak üzere, UN Race to Zero ile belirlenen hedeflerin de ötesine geçmek için havacılık sektörüne ve hükûmetlere iş birliği çağrısında bulunuyor.

Günümüzde hâlihazırda faaliyet gösteren uçaklar, geleneksel jet yakıtlarla yüzde 50’yevaran oranda karıştırılmış SAF yakıtı ile çalışmak için gerekli onaylara sahip. Bu oranı daha da yukarılara taşımak üzere Rolls-Royce, harmanlanmamış SAF onayına ilişkin çalışmaları desteklemeye devam ediyor. Yürütülen bu çalışmalar ise, özellikle önümüzdeki yıllarda gaz türbinlerinin güç yoğunluğunu gerektirecek uzun mesafeli hava yolculuklarında sürdürülebilirliği desteklemek için önemli bir noktada bulunuyor.

Sektör genelinde SAF kullanımını yaygınlaştırmayı amaçlayan Rolls-Royce ise, testi yapılan uçağın modifikasyonları konusunda teknik destek ve gözetim sağlamasının yanı sıra uçak sistemlerinin de yüzde 100 SAF ile planlanan şekilde çalışmasını güvence altına alan Boeing ile yakın bir iş birliği gerçekleştiriyor. Şirket ayrıca, uçuş için düşük karbonlu yakıt sağlayabilmek adına dünyanın ilk ve ABD’nin tek ticari ölçekli SAF üretim şirketi olan World Energy ile güçlerini birleştiriyor.

Daha geniş bir havacılık iklim eylem planının bir parçası…

SAF üretiminin önemli ölçüde artırılmasına yönelik ilk ihtiyaç, yakın zamanda ABD yönetimi tarafından, 2030 yılına kadar yılda üç milyar galon yakıt üretilmesi için Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı Teşvik Programı’nın başlatılmasıyla kabul edildi. Bu durum, önümüzdeki aylarda açıklanması beklenen daha geniş bir havacılık iklim eylem planının bir parçasını oluşturuyor. Avrupa Komisyonu ise, AB havalimanlarında sağlanan yakıtlara SAF yakıtının dâhil edilmesini zorunlu kılmayı hedeflerken bu doğrultuda bir ReFuelEU Aviation önerisi oluşturuyor. Bu öneriyle belirlenen oranın ise 2050 yılına kadar yüzde 63’e ulaşması bekleniyor.

Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Rolls-Royce Sivil Havacılık Ürün Geliştirme ve Teknoloji Direktörü Simon Burr şunları söyledi: “Rolls-Royce olarak endüstrimizi karbondan arındırmak için harekete geçmemiz gerekiyor. Gerçekleştirdiğimiz bu uçuş ile de yüzde 100 SAF’ın sektörümüzde sorunsuz bir şekilde kullanılmaya başlanmasını sağlamayı amaçlıyoruz. Buna ek olarak, tüm uçak teknolojisi çözümlerinin bu tip bir değişime hazır olduğundan emin olmak için çeşitli iş birlikleri yapmaya devam ediyoruz.”

Yapılan iş birliği hakkında yorumlarını dile getiren Boeing Çevresel Sürdürülebilirlik Başkan Yardımcısı Sheila Remes ise şöyle dedi: “Yüzde 100 SAF yakıtla yapılan bu uçuşta Rolls-Royce ve World Energy ile ortak olmak bizim için oldukça gurur verici. Elde ettiğimiz bu başarı, SAF’ın uzun vadede geleneksel jet yakıtının yerini alabileceğini ve önümüzdeki 20-30 yıl içinde havacılığın karbondan arındırılması için uygulanabilir bir yenilenebilir enerji çözümü olduğunu gözler önüne seriyor.”

World Energy CEO’su Gene Gebolys ise yapılan işbirliğinin havacılık için önemini vurgularken, konu ile ilgili görüşlerini “Dünyadaki ilk ve ABD’deki tek SAF üreticisi olarak ortaklarımızın yürüttükleri bu öncü çalışmaları takdir ediyoruz. Rolls-Royce’un, kendi ürettiği jet motorlarına bizim ürettiğimiz yüzde 100 yenilenebilir SAF ile güç sağlamanın uygulanabilirliğini ortaya koyma çabası, fosil yakıtsız uçuşlara geçiş için sağlam bir zemin hazırlıyor. Yapılan bu çalışma kritik bir önem taşıyor. Bu dönemde bizimle birlikte çalıştığı için Rolls-Royce’a teşekkür ediyoruz.” diyerek paylaştı.

Rolls-Royce Flying Testbed, verimliliği ve dayanıklılığı artıran ve aynı zamanda Rolls-Royce’un karbondan arındırma stratejisini destekleyen motorla ilgili çeşitli testleri yürütmek için kullanılıyor.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Ekonomi Haber

Hyundai’nin Marka Değeri Tırmanışa Geçti. – İnternet Haber

Hyundai Motor Company, Interbrand’e göre marka değerini yüzde 6 artırarak 15 milyara çıkardı. Yedi yıldan bu yana dünyanın en iyi 30 markası …

Published

on

By

  • Hyundai Motor Company, Interbrand’e göre marka değerini yüzde 6 artırarak 15 milyara çıkardı.
  • Yedi yıldan bu yana dünyanın en iyi 30 markası arasında yer alan Hyundai, zirveye doğru koşuyor.
  • Elektirifikasyon ve mobilite alanındaki ilerleme, marka değeri açısından oldukça önemli rol oynadı.

Hyundai Motor Company, marka değerini 2021 yılında yüzde 6 oranında artırarak toplam 15.1 milyar dolar seviyesine çıkardı. Aynı zamanda dünyanın en iyi 30 markası arasında yerleşen Hyundai, böylelikle otomotiv dünyasındaki yeteneklerini, müşterilerin değer ve önem verdiği şekilde güçlendirdi. Dünya çapındaki bağımsız kuruluşlardan ödüller ve övgüler alan Hyundai, marka değeri açısından yedi yıl üstüte gelişim gösterirken aynı zamanda mobilite alanındaki hızlı çözümleriyle de geleceğe yönelik ciddi adımlar atmaya devam ediyor.

Son olarak Interbrand tarafından açıklanan bu önemli artışa, markanın çevre dostu elektrikli modelleri üretmesi ve akıllı mobilite uygulamaları önemli ölçüde katkıda bulundu. Aynı zamanda, 2045 yılına kadar karbon nötrlüğü ve hidrojen yakıt hücreli araçlar konusundaki gelişmeler de markanın yükselmesine yardımcı oldu.

Hyundai Motor Company, geleceğin akıllı mobilite cihazlarını ve hizmetlerini göstermek için bir akıllı şehir inşaatı projesi başlatırken aynı zamanda bu insan merkezli, doğa dostu yerleşim bölgesi, şehir içindeki yoğun araç trafiği ve çevre kirliliği gibi kentleşme sorunlarını da ele alıyor. Urban Air Mobility (UAM) adı verilen bu konsept, robotik ve otonom elektrikli araçları gelecekte yoğun bir şekilde kullanmayı amaçlıyor. Buna ek olarak, 2030 yılına kadar hava taksilerinin günlük kullanımını öngören Hyundai, bu planları ve stratejileri sayesinde ödülleri toplarken aynı zamanda otoriteler tarafından da her zaman en üst sıralarda değerlendiriliyor.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Trending