Connect with us

Sağlık Haberleri

Öksürüğünüzün Nedeni Alerji Veya Astım Olabilir – İnternet Haber

Havaların soğuması ve okulların da açılmasıyla birlikte soğuk algınlığı ve öksürük çok fazla görülmeye başlandı. Öksürüğe neden olabilecek pek …

Published

on

Havaların soğuması ve okulların da açılmasıyla birlikte soğuk algınlığı ve öksürük çok fazla görülmeye başlandı. Öksürüğe neden olabilecek pek çok durumun olduğunu ancak öksürüğün alerji ve astımdan kaynaklanabileceğini belirten İstanbul Alerji Kurucusu, Alerji ve Astım Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akçay, öksürükle ilgili detaylı bilgiler verdi.

Neden Öksürürüz?

Boğazdaki veya solunum yollarındaki doğal tahrişe bağlı olarak öksürük ortaya çıkabilir. Basitçe anlatmak gerekirse, boğaz, trakea ve akciğerlerdeki reseptörlere yanıt verir ve beyindeki “öksürük merkezinin” aktivasyonuna yol açar. Öksürük bir bakıma istenmeyen maddeleri dışarı atma yoludur. Öksürüğe neden olabilecek pek çok durum olabilir. Alerji ve astım da öksürüğe neden olabilen yaygın durumlar arasındadır.

Alerjik Öksürük Neden Olur?

Alerjik öksürük, öncelikle vücudun maruz kaldığı belirli maddelere aşırı tepki veren aşırı aktif bir bağışıklık sisteminden kaynaklanır. Bu reaksiyonlar, vücut zararsız maddeleri zararlı maddelerle karıştırdığında ve böylece onları savuşturmak için bir savunma sistemi başlattığında ortaya çıkar. Histamin, burun akıntısı, öksürük, hapşırma ve burun pasajlarının şişmesinden sorumludur, bu nedenle hasta soğuk algınlığı olmasa bile soğuk algınlığı benzeri belirtiler yaşamaya başlar. Alerji öksürükleri tipik olarak hava yollarının şişmesi veya tahrişinden kaynaklanır. Ayrıca burun akıntısı geliştirirseniz, sinüslerinizde asılı kalan mukus boğazınızın arkasına damladığında da öksürük yaşayabilirsiniz.

Öksürüğün Soğuk Algınlığı, Alerji veya Astımdan Olduğunu Nasıl Anlarız?

Soğuk algınlığı çok yaygındır. Çoğumuz yılda üç veya dört kez soğuk algınlığı yaşayabiliriz; çocuklarda daha sık görülebilir. Ancak alerji ve astım da oldukça yaygındır. Bu koşulların üçünde de öksürük belirtisi vardır. Öksürük kuru ya da balgamlı olabilir, ara ara gelebilir, sabit kalabilir ve hafif ile şiddetli arasında değişebilir. Ancak, temel nedeni anladığınız sürece çoğu öksürüğün tedavisi kolaydır. Astım, alerji ve soğuk algınlığı öksürüğü arasındaki farkları bilmek, durumu yönetmenin ana yoludur.

Soğuk Algınlığının Belirtileri Nelerdir?

Hafif bir soğuk algınlığınız olduğunda, tek belirti burun akıntısı, hafif boğaz ağrısı, öksürük ve genel yorgunluk olabilir. Soğuk algınlığınız daha ciddiyse, vücut ağrılarınız da olabilir ve her yerde ağrı, ateş, uyku güçlüğü ve öksürüğünüz ve boğaz ağrınız daha kötü olabilir.

Alerjilerin Belirtileri Nelerdir?

Alerjilerin bazı belirtileri, soğuk algınlığı ile aynıdır. Örneğin burun akıntısı ve sulu gözlere sahip olabilirsiniz. Bununla birlikte, kaşıntılı gözler, sık hapşırma nöbetleri ve cilt tahrişi, alerjinin yaygın belirtileridir.

Alerjik Öksürük ve Soğuk Algınlığı Farkları

Soğuk algınlığı ve alerjik öksürük ile ilişkili öksürük belirtilerinde önemli farklılıklar vardır.

Bir alerjinin neden olduğu öksürük:

Alerjenler mevcut olduğu sürece günler veya aylarca sürer.

Soğuk mevsimlerde en sık görülen soğuk algınlığının aksine yılın herhangi bir zamanında ortaya çıkabilir. sonbahar da alerjenlerin yaygın olduğu bir mevsimdir ve bu mevsimde de alerji belirtilerinde artış olabilir.

Alerjene maruz kalındığı durumlarda ani belirtilerle ortaya çıkabilir.

Alerjik öksürüğe burun akıntısı, gözlerde kaşıntı ve sulanma, boğaz ağrısı da eşlik edebilirken, asla ateş ve vücut ağrıları eşlik etmez. Öksürüğünüz varsa ve ateşiniz varsa, öksürüğün soğuk algınlığından kaynaklanması muhtemeldir.

Soğuk algınlığı da çok nadiren 14 günden uzun sürer, bu nedenle öksürük iki hafta sonra geçmiyor ve soğuk algınlığı tedavilerine ve ilaçlara yanıt vermiyor gibi görünüyorsa, alerji olma olasılığı daha yüksektir.

Alerjiler sinüs ve orta kulak enfeksiyonlarına neden olabilir

Alerjik öksürüğe sinüs ve orta kulak enfeksiyonları da eşlik edebilir. Bu durumlar alerjik reaksiyonun dolaylı etkileri olarak kabul edilir. Burun geçiş yollarındaki şişlik nedeniyle sinüsler oldukça hassas hale gelir ve bu da sinüzit olarak da bilinen sinüs enfeksiyonu riskini artırır. Sinüs enfeksiyonlarının semptomları arasında sinüslerin çevresinde ağrı (alnı, burnun üst kısmını ve her iki tarafını, üst çeneyi ve üst dişleri, elmacık kemiklerini ve gözlerin arasını etkiler), sinüs akıntısı, baş ağrısı, boğaz ağrısı ve şiddetli tıkanıklık yer alır.

Astım Öksürüğü ve Diğer Durumlar Arasındaki Fark Nedir?

Astımın soğuk algınlığı ve alerjilerle ortak başka belirtileri de vardır, ancak astımı diğerlerinden ayıran belirtiler şunlardır:

Geceleri veya gülerken veya fiziksel olarak aktifken kötüleşen bir öksürük,

Nefes almada zorluk,

Göğüste sıkışma hissi,

Nefes darlığı,

Hırıltı.

Astımlı çocuklar, ayrıca soğuk algınlığını beklenenden çok daha sık yaşayabilir veya iyileşmesinin çok daha uzun sürdüğünü görebilir. Bu nedenle astımın mutlaka kontrol altında tutulması gereklidir.

Öksürüğün Şiddeti Önemlidir

Soğuk algınlığı belirtileri genellikle hafiftir ve bazı soğuk algınlığı ilaçları ile kolayca kontrol altına alınabilir.

Alerji belirtileri de hafif olabilir ancak alerjinin ciddiyetine göre şiddeti değişebilir ve günlük hayatın rutinini olumsuz yönde etkileyebilir.

Astım belirtileri ise tedavi edilmediği durumlarda son derece şiddetli olabilir. Bu nedenle astımın mutlak tedavi edilmesi ve kontrol altında tutulması gereklidir. Tedavi edilmeyen astım, astım ataklarına ve daha ciddi durumlara neden olabilir.

Öksürük Kaç Günde Geçer?

Tipik olarak, soğuk algınlığı yaklaşık yedi ila 10 gün sürer ve en şiddetli belirtiler birkaç gün sonra düzelmeye başlar. Alerjiler, tedavi edilmezse, alerjen mevcut olduğu sürece belirtilere neden olur. Bu nedenle, öksürüğünüz bir hafta sonra iyileşmeye başlamazsa, belirtileriniz soğuk algınlığından kaynaklanmıyor olabilir.

Astım ise hızlı bir şekilde gelip gidebilir. Ataklar aniden gelebilir ve hızla azalabilir. Hafif ataklar dakikalarca sürebilir, ancak daha ciddi ataklar günlerce sürebilir.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Sağlık Haberleri

Sağlıklı Yaşam İçin Beynimizi Nasıl Kullanmalıyız? – İnternet Haber

Yaş ilerledikçe hafızada ya da diğer zihinsel fonksiyonlarda yavaşlama olabilir. Ama beyninizi asla hafife almayın. Çünkü beyin bazı yöntemler ve …

Published

on

By

Yaş ilerledikçe hafızada ya da diğer zihinsel fonksiyonlarda yavaşlama olabilir. Ama beyninizi asla hafife almayın. Çünkü beyin bazı yöntemler ve etkinliklerle yeniden yapılandırılabilir. Liv Hospital Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Hülya Aydın beyni güçlendirebilecek yöntemlerden bahsetti.

  1. Konsantre olun ve stresini yönetin: Birçok çevresel etken, dikkatinizi dağıtabilir. Bir şey hatırlamak istediğinizde önce konuya odaklanın. O bilgiye yoğunlaşarak dikkat dağıtıcı faktörleri önlemeye çalışın. Kaygı ve stresli durumlarda hatırlamada zorluk yaşanabilir. Nefes alma ya da kas gevşetici egzersizleri gibi rahatlama tekniklerini öğrenin.
  2. Uykunuzu alın: Uyku esnasında beyin yeni bilgileri pekiştirir. Araştırmalar, iyi bir gece uykusunun ardından daha önce öğrenilen bilgilerin daha iyi hatırlandığını gösteriyor. Erken kalkın geç yatın. Asgari 6 saat uyuyun, 8 saati de geçmeyin.
  3. Gece telefona bakmak yerine kitap okuyun: Kitap okumak beyin glukoz tüketimini artırır. Zihin geliştirici oyunlar oynayın. Bulmaca, yap-boz ve sudoku çözün.
  4. İletişim kurun: Yakınlarınızla online bile olsa iletişim kurun.
  5. Dans edin, müzik dinleyin: Müzik dinlemeye zaman ayırın, dans etmekten çekinmeyin. Tiyatroları, konserleri izleyin ve seminerlere katılın.
  6. Egzersiz yapın: Egzersiz sinir kavşaklarının sayısını artırır, böylece beyinde daha fazla irtibat noktası yaratır ve yeni hücreler oluşmasına katkıda bulunur. Haftada 3 gün asgari 1 saat egzersiz, mümkünse yürüyüş, yoga ya da pilates yapmak ruhsal, fiziksel ve beyin fonksiyonları açısından olumlu etkiler sağlayacaktır.
  7. Beslenme önemli: Son dönemde ikinci beyin olarak adlandırılan bağırsaklarımızda vücut fonksiyonları için önem taşıyan mikroorganizmalar bulunmaktadır. Bunların dengede olması beyin sağlığı için hayati önem taşıyor. İşlenmiş gıdalar, aşırı yağlı, şekerli gıdaların tüketilmesi beyin sağlığı açısından olumsuz olmaktadır. İdeal olanı Akdeniz usülü beslenme şeklidir.
  8. Aktif olun: Bahçe ve toprakla uğraşmak, zihin ve vücut enerji tüketimini birlikte artırabilirsiniz. Mutfakta yemek pişirmek için gönüllü olun yeni lezzetler oluşturmaya çalışın. Yardım kuruluşlarında aktif olmak gibi sosyal etkinliklerde bulunun.
  9. Fazla Tv izlemeyin: Günde en fazla 1-2 saat televizyon seyredin. Günde 7 saatten fazla TV seyredenlerde demans riskinin arttığına dair çalışmalar var.
  10. 10-Yeni hobiler edinin: Beyni geliştirmek için yeni şeyler yapın ya da ya da öğrenin. Bir sanat dalında kursa yazılabilir ya da yeni bir dil öğrenerek beynin esnekliğini artırabilirsiniz.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Sağlık Haberleri

Çarpıntı ihmale gelmez! – İnternet Haber

Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Barış Çaynak, çarpıntı hakkında önemli bilgiler verdi… Çarpıntı ciddi bir kalp hastalığının belirtisi …

Published

on

By

Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Barış Çaynak, çarpıntı hakkında önemli bilgiler verdi…

Çarpıntı ciddi bir kalp hastalığının belirtisi olabilir mi?

Kalple ilgili kişileri doktora gitmeye zorlayan en sık şikayetlerden biri çarpıntıdır. Kalpte ani başlayıp kendiliğinden sonlanan hızlı atış veya ritmik atışın dışına çıkmak olarak görülebilir. Kalp ritmi çok hızlandığında tansiyon düşmesine bağlı göz kararması, halsizlik, hatta bayılma olabilir. Ritm bozuklukları çok detaylı araştırılıp, doğru teşhisi koyduktan sonra yakın takiple dikkatli tedavi edilmelidir. Öncelikle ritm bozukluğuna sebep olan hastalığı bulmamız gereklidir. Çünkü çarpıntı çoğunlukla kalp damar hastalıklarına bağlı olur. Bazen kalp damarları tıkalı kişilerde göğüs ağrısı olmaksızın çarpıntı olabilir. Tetkikler sonucu böyle bir durum varsa kalp krizi geçirmeden başarılı bir tedavi olabilirsiniz. Kalbin içindeki mitral kapağa bağlı hastalıklarda çarpıntı büyük oranda eşlik eder. Kalp ultrasonu, ekokardiyografi ile böyle bir hastalık teşhis edilirse, kalp yetmezliği gelişmeden mitral kapak tamir edilebilir veya protez bir kapakla değiştirilebilir. Atriyal fibrilasyon dediğimiz ritm bozukluğunda kalp içerisinde pıhtı oluşabilir ve bu pıhtı beyine atarak felce sebep olabilir. Gördüğünüz gibi çarpıntı altta yatan çok ciddi kalp damar hastalıklarının geç kalınmadan teşhis edilmesine vesile olabilir, ihmale gelmez!

KANSIZLIK VE GUATR DA RİTM BOZUKLUĞU YAPABİLİR

Kalp dışı hastalıklar da çarpıntı yapabilir mi?

Evet, yapabilir. O nedenle öncelikle bir kan tahlili ile araştırmaya başlarız. Kansızlık, anemi, kalbin hızlı atmasına sebep olur. Halk arasında genelde guatr olarak bilinen tiroit hastalıklarında hızlı atış ve ritm bozuklukları görülür. İlaçlara veya yiyeceklere bağlı oluşmuş elektrolit bozukluklarında (çoğunlukla potasyum düşüklüğü ve ya yüksekliğinde) ritm bozuklukları olur. Bazı kalp ilaçları (digoksin gibi) dokularda birikerek ritm bozukluğu yapabilir. Tüm bu hastalıkları detaylı bir kan tahlili yaparak tespit edebiliriz.

Çarpıntısı olanlar kan sulandırıcı ilaç kullanmalı mı?

Hayır. Atriyal fibrilasyon dediğimiz kalbin kaotik bir ritm bozukluğunda, eşlik eden ileri yaş, kapak hastalığı gibi durumlar da varsa kan sulandırıcı ilaçlar felç geçirmemeniz için kullanılmalıdır. Ancak bu ilaçlar aspirin gibi değildir, daha kuvvetli ve doz aşımlarında kanama riskleri de olan ilaçlardır. Kalp doktorunuz size uygun ilacı ve dozu belirleyecek ve yakın takipte olacaktır.

4 SANTİMLİK KESİDEN KAPAK DEĞİŞİMİ

Çarpıntının altında yatan neden mitral kapak hastalığı ise kapak mutlaka değişmeli mi, bu bir açık kalp ameliyatı mı?

Hayır. Şayet kapakta darlık değil de yetmezlik (kaçak) varsa, kapağı tamir ederek kendi kapağınızla hayatınıza devam etmeniz daha ideal bir cerrahidir. Ancak kapak kireçlenmiş ve daralmışsa, temizlenip metal ya da biyolojik bir kapakla değişmesi gerekir. Metal kapakla değişmişse ömür boyu kuvvetli bir kan sulandırıcı kullanmanız gerekir. Bütün mitral kapak ameliyatları, kapak değişse de tamir de olsa, göğüs kemiği açılmadan sağ meme hizasından, 4 santimlik bir kesiyle, kaburgalar arasından yapılabilir. Üstelik ameliyat izi kadınlarda meme altında kaldığı için hiç görünmez. Ben bu nedenle bu tarz ameliyatlara ‘bikini cerrahisi’ diyorum. 4. gün taburcu oluyorsunuz ve o gün itibariyle arabanızı kullanabilirsiniz, kolunuzu dilediğiniz gibi hareket ettirebilirsiniz. Bir hafta içinde işinize dönebilir, her türlü sosyal faaliyetlerinize devam edebilirsiniz.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Sağlık Haberleri

COVID-19 Devam Ederken Aşı Hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar – İnternet Haber

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), yakın zamanda aşı geliştirme ve dağıtımına ilişkin seri halinde devam eden bilgilendirici içerikler yayınlıyor. Son …

Published

on

By

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), yakın zamanda aşı geliştirme ve dağıtımına ilişkin seri halinde devam eden bilgilendirici içerikler yayınlıyor. Son yayınlanan içerikte yer alan aşıların nasıl etki gösterdiği, güvenilirliği ve uygulamalara ilişkin paylaşılan güncel bilgilere birlikte göz atalım:

COVID-19 aşılarının güvenli, etkili ve hayat kurtarıcı olduğunun kanıtlandığını belirten DSÖ, tüm aşılarda olduğu gibi, aşılamanın tam olarak (100) koruma sağlamadığını belirtmekle birlikte aşılamanın salgının seyri için önemini belirtiyor. Ayrıca, aşılar sayesinde insanların virüsü başkalarına bulaştırmasını hangi oranda önleyebilecekleri bilinmemekle birlikte bulaştırmayı kesinlikle azımsanmayacak oranda azalttığı kabul ediliyor. Bu nedenle, aşı olmanın yanı sıra, salgınla mücadele için diğer önlemlerin alınmaya devam edilmesi öneriliyor.

Aşıların etkinliği nasıl belirleniyor?

DSÖ tarafından acil kullanım listesi için onaylanan tüm COVID-19 aşıları, kalitelerini, güvenliklerini ve etkinliklerini test etmek için randomize klinik deneylerden geçmiştir. Aşıların onaylanabilmesi için etkinlik oranının 50 ve üzerinde olması gerekmektedir. Bu onaydan sonra, devam eden güvenlik ve etkinlik açısından izlenmeye devam edilir. Bir aşının etkinliği, kontrollü bir klinik deney ile saptanır ve plasebo alan kaç kişinin aynı sonucu geliştirdiğine kıyasla, aşılanan kaç kişinin “aynı sonucu” (genellikle hastalık) geliştirdiğine dayanıyor.

Çalışma tamamlandıktan sonra, deneklerin aşı alıp almadığına bağlı olarak göreceli hastalanma riskini hesaplamak için her gruptaki hasta insan sayısı karşılaştırılır. Böylece aşının etkinliği elde ediliyor. Başka bir deyişle, aşının hastalanma riskini ne kadar azalttığının bir ölçüsü. Bir aşının etkinliği yüksekse, aşıyı alan gruptaki plasebo verilen gruptan çok daha az insanın hastalanması beklenir. Örneğin, etkinliği kanıtlanmış 80’lik bir aşı düşünelim. Bu, klinik deneydeki kişilerden aşı alanların, plasebo alan gruba göre hastalık geliştirme riskinin 80 daha düşük olduğu anlamına geliyor. Dolayısıyla, aşılanmış gruptaki hasta vakaların sayısı ile plasebo grubu karşılaştırılarak hesaplanıyor. Aşının 80’lik etkinliği, aşılanan grubun 20’sinin hastalanacağı anlamına da gelmiyor.

Çift doz aşılarda ilk doz kısmi bir koruma sağlıyor!

Aşılar güçlü koruma sağlayabiliyor, ancak bu koruma için belirli bir zaman dilimine ihtiyaç var. Öncelikle tam bağışıklık oluşturmak için gerekli tüm aşı dozları uygulanmış olmalı. İki doz aşılar için, aşılar ilk dozdan sonra sadece kısmi koruma sağlıyor ve ikinci doz bu korumayı arttırıyor. Tek dozluk bir aşı için ise, aşılandıktan birkaç hafta sonra COVID-19’a karşı maksimum bağışıklık oluşması bekleniyor.

Aşıdan sonra da COVID-19’a karşı önlemlere dikkat!

Aşılar çoğu bireyin COVID-19’a yakalanmasını önleyebilir ancak herkes için bu durum geçerli olmayabilir. Önerilen tüm dozları aldıktan ve bağışıklığın oluşması için birkaç hafta bekledikten sonra bile enfekte olunabilir. Aşılar tam (100) koruma sağlamaz, bu nedenle salgına karşı koruyucu tedbirlere dikkat edilmesi önem taşıyor. Aşı yapıldıktan sonra, sosyal mesafe, maske takma, odaların iyi havalandırılması, kalabalıklardan kaçınma, el temizliği gibi basit önlemleri almaya devam etmek gerekiyor. Aşılı bireyler COVID-19 ile enfekte olsa da daha hafif semptomlar ile hastalığı geçirmeleri beklenir. Genel olarak aşı olan birinin hastalığı ciddi boyutlarda geçirmesi veya ölmesi ihtimali ise oldukça düşüktür.

Hastaneye yatış ve hastalığın ciddi seyrini önleyebiliyor!

Vakalar arttığında ve bulaşma hız kazandığında, daha kolay yayılabilen veya daha ciddi hastalıklara neden olabilen yeni tehlikeli ve daha bulaşıcı varyantların ortaya çıkması daha olasıdır. Şimdiye kadar var olan bilgilere dayanarak aşıların özellikle hastalığın ciddi seyri, hastaneye yatış ve COVID-19’a bağlı ölümlerin önlenmesinde mevcut varyantlara karşı etkili olduğu söylenebilir. Aşılar, neden oldukları geniş bağışıklık tepkisi nedeniyle varyantlara karşı etkili olmaya devam ediyor, bu da virüs değişikliklerinin veya mutasyonlarının aşıları tamamen etkisiz hale getirmesinin olası olmadığı anlamına geliyor. DSÖ, yeni varyantlara karşı korunmanın en iyi yollarından birinin halk sağlığı önlemlerini uygulamaya devam etmek ve aşılanmak olduğunu da vurguluyor.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Trending