Connect with us

Sağlık Haberleri

Hurafeler yüzünden hastalarımızı kaybediyoruz! – İnternet Haber

Prof. Dr. Barış Çaynak: “Ameliyat önerdiğimiz kişileri “Bir şu yöntemi deneyeyim, olmazsa gelirim” derken kaybediyoruz. Hayatınız bu kadar ucuz …

Published

on

Prof. Dr. Barış Çaynak: “Ameliyat önerdiğimiz kişileri “Bir şu yöntemi deneyeyim, olmazsa gelirim” derken kaybediyoruz. Hayatınız bu kadar ucuz olmamalı! Modern tıbbın bu kadar ilerleyip tam tedavisini başarabildiği bir hastalık için hurafe haplar, bitkisel karışımlar, yağlar ile vakit kaybetmeyin” diyerek uyardı. Prof. Dr. Barış Çaynak, damar açan hurafelere inanmamanız için 10 sebebi sıraladı…

Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Barış Çaynak, damarları açtığı iddia edilen ilaçlarla ilgili gerçekleri açıkladı ve uyarılarda bulundu…

1. Kendi geliştirdikleri veya ithal ettiklerini söyledikleri bitkisel ilaçlarla tıkalı damarları açtıklarını iddia eden kişilerin elinde hiçbir bilimsel veri yoktur.

Bir ilaç veya bir tedavi yöntemini o hastalığı olan kişilerde uygulayabilmek için uzun yıllar süren dört aşamalı araştırmalar yapılır.

  • İlk olarak hücresel ve doku seviyesinde ilaç etkinliği laboratuvarlarda gösterilir.
  • Daha sonra etkinlik ve yan etkileri hayvan deneyleri ile incelenir.
  • Sınırlı sayıda hastada tedavi denenir ve yakın takiple bütün etkileri araştırılır.
  • Daha büyük sayılarda hastada yapılan çalışmalarla ilaç güvenliği test edilir.

Bütün bu veriler bilimsel toplantılarda o konuyla ilgili uzman hekimlerce tartışılır. Ardından bilimsel dergilerde yayınlanır, gerek yazılı, gerek internet ortamından dünyadaki bütün hekimlerle paylaşılır, gereğinde eleştirilir. Bütün bu süreç sonrası piyasaya ilaç olarak çıkar ve ancak o hastalığın uzmanı olmuş hekimlerce reçete edilebilir.

Bitkisel olduğu iddia edilen ürünler bu aşamaların hiçbirinden geçmez. “Yüz hastada, bin hastada denedik, yüzde 99 başarılı olduk!” gibi hiçbir bilimsel değeri olmayan cümlelerle pazarlanır. Ne hücresel çalışması, ne büyük sayıda hastada yan etki analizi yapılmamış, ilacın damarı açtığı tetkiklerle gösterilmemiş bu ürünler tamamen haksız kazanç elde etmek amacıyla piyasada allanıp pullanır.

2. Damar tıkanıklığı teşhisi konulan kişiler “Önce ilaçla tedavi denerim olmazsa ameliyat olurum” diyerek zaman kaybetmekte, kalıcı hasarlar yaşamaktadır. Erken teşhis hayat kurtarır, vakit nakittir!

Bu bitkisel hurafelere inanan ve gerçekten damar tıkanıklığı olan kişiler, kaybedilen bu süre içerisinde kalp krizi geçirerek hayatlarını kaybedebilmektedir. Hayat kaybı olmasa bile krize bağlı kalp adalesinin kasılması bozulmakta, kalp yetmezliği hastası olmaktadırlar. Bu kişiler ameliyat olup damarları normal dolaşıma dönse bile kalp yetmezliği devam etmekte (nefes darlığı, bacak ve karın şişliği, efor kısıtlılığı) erken tedavi ile elde ettiğimiz ideal başarıya ulaşamamaktadır.

3. Damar tıkanıklığı uzun yıllar içerisinde oluşan kronik bir hastalıktır

Çalışmalar göstermektedir ki; daha çocuk yaşlarda damar içerisinde tıkanıklık başlangıcı olabilmektedir. Damar tıkanıklığı öncelikle genetik geçiş gösteren bir hastalıktır. Yıllar içerisinde damar içerisinde hasara yol açan; sigara, tansiyon yüksekliği, şeker hastalığı damarı tıkanmaya yatkın hale getirir. Öncelikle vücut damar içi hasarı bağışıklık hücreleri ile gidermeye çalışırken kendine zarar verir ve bu hasarlı bölgelerde kolesterol birikmeye başlar. Daha sonra bu birikimi de yok etmeye çalışan bağışıklık sistemi bir kısır döngü şeklinde darlığı daha da artırır. Mevcut darlığın yüzeyinin bozulması ile pıhtılaşma hücreleri damarı tamamen tıkar ve kalp krizi geçirilir.

Göründüğü gibi damar tıkanıklığı karmaşık ve uzun bir süreçtir. Bu sürecin neresinde olduğuna ve darlığın yeri ve şiddetine göre çok çeşitli tedavilerimiz vardır. Bitkisel olduğu söylenen hurafelerin iddia ettiği gibi her şeyin tek bir ilacı yoktur. Kalp ve damar hastalıkları ile ilgili yarım asırı aşan süredir tedaviler geliştirilmiş ve hangi hastada neler yapılması gerektiği standardize edilmiştir.

4. Damar tıkanıklığının hangi organda veya bölgede olduğuna göre belirtileri farklıdır

Damar tıkanıklığı (ateroskleroz) genel bir terim olarak kullanılsa da nerede, ne şiddette olduğu ve ne zaman, hangi yöntemle tedavi edileceği çok farklıdır. En sık kalp damarlarında görülür ve kalp krizine sebep olur. Kalp krizine bağlı hastalıklar ülkemizde ve dünyada halen en sık ölüm sebebidir. Damar tıkanıklığı boyunda beyini besleyen şah damarlarında olduğu zaman felç sebebiyle kalıcı beyin hasarları yaparlar. Tedavilerden hangisinin yapılacağına kardiyolog ve kalp-damar cerrahı bir konsey yaparak karar verir. Bitkisel hurafeler bütün bu bilgiden ve emekten uzak bir şekilde şu şurubu iç, şu bitkiyi kaynat, içinde ne olduğu belirsiz şu hapı yut (ilaç demiyorum!) diyerek bütün bu hastalıkların korktuğumuz sonuçlarına sizi hızla sürüklüyor. Yılların birikimi ve erken teşhisle ömrünüze normal bir şekilde devam edebilecekken bu vakit kayıplarıyla hayatlar riske ediliyor.

5. Damarın hangi oranda tıkalı olduğuyla, şikayetler her zaman uyumlu olmayabilir

By-pass ameliyatı gereken hastaların çoğunda hiçbir şikayet yoktur. Gerekli tetkikler sonrası anjio yapılmış ve damarlarının tıkalı olduğu tespit edilmiştir. Bu grup hasta tedaviden en çok fayda gören hasta grubudur. Kalp krizi geçirmiş ve kalp kasılma fonksiyonları azalmış ve ya daha önce birçok kez anjio ile stent konulmuş ancak tıkanmış kişilerin ameliyatları daha riskli ve daha az randımanlıdır. Modern tıbbın bu kadar ilerleyip tam tedavisini başarabildiği bir hastalık için hurafe haplar, bitkisel karışımlar, yağlar ile vakit kaybetmeyin.

6. Damar tıkanıklığının oluşumunu sağlıklı yaşayarak ve gerçek ilaç tedavileri ile engelleyebilir veya geciktirebilirsiniz

Kalp damar hastalıkları kalıtımsal olduğu için özellikle birinci derece yakınlarınızda varsa sizde görülme ihtimali çok yüksektir. Bu değiştiremeyeceğiniz bir risk faktörüdür. Damar darlığını erken evrede tespit etmişsek mutlaka kullanmanız gereken ilaçlar vardır. Modern tıpta her tedavi kanıta dayalıdır. “Her kolesterolü yüksek kişi ilaç kullansın veya günde bir aspirinden ne olacak 40’ından sonra kullan” diyemeyiz. Bu yan etkileri düşük ilaçları bile reçete ederken mutlaka bir damar tıkanıklığınız olduğunu tespit etmeliyiz. Bu kadar özenle ve emekle teşhis ettiğimiz, dikkatle tedavi ettiğimiz bir hastalığa, içinde ne olduğunu bilmediğiniz hurafelerle, tıp bilgisi şüpheli, tamamen ticari sebeplerle bunu yapan kişilerin yönlendirmesiyle çare bulunamaz. Gerçek tıbba güvenin.

7. Damarlarınız zararlı etkilere maruz kaldığı sürece tıkanıklık tekrarlar

Damar tıkanıklığını erken de tespit etsek, daha ileri dönemde görüp baypas ameliyatı da yapsak hayat tarzınızı değiştirmek ömrünüzü uzatacaktır. Çünkü ateroskleroz (damar tıkanıklığı) kronik bir hastalıktır. Şeker hastalığı gibi, hipertansiyon gibi ömür boyunca tedavi edilmeli ve kontrol altında tutulmalıdır. Damarlarız anjiyoyla da açılsa, by-pass da yapılsa kendinize dikkat etmediğiniz müddetçe tekrar tıkanabilir ve ya başka damarlarınız tıkanabilir.

Doktorlardan en çok beklediğimiz “Al şu ilacı, hiçbir şeyin kalmaz” cümlesi. Oysa sizin vücudunuz söz konusuysa sizin de bir şeyler yapmanız lazım. Sigarayı bırakmadan, kiloları vermeden, günlük sporunuzu yapmadan bu kronik hastalıktan kurtulamazsınız. Bu hurafe tedavileri pazarlayanlar tam da bundan faydalanıyorlar; “Bir ay şunları iç, her şey hallolacak!”

8. Damar tıkanıklığını gidermenin farklı yöntemleri vardır

Hep dediğim gibi her şeyin tek bir ilacı, tedavisi yok. Çoğu zaman bütün yöntemleri bir arada kullanıyoruz. Ameliyatla tüm kalbiniz normal bir dolaşıma kavuşur. Ancak ameliyattan sonra da belli ilaçları sürekli kullanmanız gerekir. Tek bir sıvıyı içmekle, bir hapı yutmakla damarlar açılmıyor. Bilimsellikten yoksun bu hurafeler gerçek olsaydı, dünya devi ilaç şirketleri hemen satın alıp, dünyadaki en yaygın hastalıktan çok zengin olurlardı emin olun.

9. Bazı damar tıkanıklıkları ani hayat kaybına yol açabilir, vakit kaybetmeyin

Kalp damarlarında darlık tespit edilip by-pass ameliyatı önerildiyse vakit kaybetmeden yapılmalıdır. Aslında bütün baypas ameliyatları acildir, tıkanıklık bir kalp krizine sebep olmadan bir an önce yapılmalıdır. Vakit kaybının bu kadar önemli olduğu bir hastalıkta üstelik de hiçbir gerçekliği olmayan hurafelerle oyalanmak hayatınıza mal olabilir. Ameliyat önerdiğimiz kişileri “Bir şu yöntemi deneyeyim, olmazsa gelirim” derken kaybediyoruz. Hayatınız bu kadar ucuz olmamalı.

10. Genç yaşlarda anlaşılan damar tıkanıklıkları uzun ömürlü olacak şekilde tedavi edilmelidir

Damar tıkanıklığını tedavi ederken “İdare ettiği kadar anjio-stent’le gideyim, tıkanırsa sonra ameliyat olurum” yanlış bir düşünce. Çünkü çalışmalar gösteriyor ki daha önceden anjio ile açılıp tıkanmış bir damara by-pass yaptığımızda ameliyatın başarı oranı düşüyor. Kalbi besleyen birden fazla damarda darlık varsa, üstelik de şeker hastasıysanız yaş gözetmeksizin by-pass ameliyatı olmalısınız. Ne kadar gençseniz önünüzde o kadar uzun yıllar vardır ve günü kazanmaya değil, ömürlük bir tedaviye ihtiyacınız vardır. Özellikle erken yaşta damar darlığı tespit edilen kişiler geçici çözümlerle vakit kaybetmesinler. Hele tamamen safsata, hurafe tariflerle hayatlarını riske etmesinler.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Sağlık Haberleri

Meme kanseri ile mücadele eden kadınlara güzellik morali! – İnternet Haber

Yakın Doğu Üniversitesi Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri Bölümü ile Kanser Hastalarına Yardım Derneği (KHYD) iş birliğinde düzenlenen meme …

Published

on

By

Yakın Doğu Üniversitesi Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri Bölümü ile Kanser Hastalarına Yardım Derneği (KHYD) iş birliğinde düzenlenen meme kanseri farkındalık etkinliğinde meme kanseri ile mücadele eden kadınlara saç ve güzellik bakımı yapıldı

Bütün dünyada “Meme Kanseri Bilinçlendirme ve Farkındalık Ayı” olarak kabul edilen Ekim ayında, meme kanserine dikkat çekmek için düzenlenen etkinlikler devam ediyor. Yakın Doğu Üniversitesi Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri Bölümü ile Kanser Hastalarına Yardım Derneği (KHYD) iş birliğinde düzenlenen meme kanseri farkındalık etkinliğinde meme kanseri ile mücadele eden kadınlara saç ve güzellik bakımı yapılarak moral verildi.

Yakın Doğu Üniversitesi kampüsünde düzenlenen etkinlikte, Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri Bölümünde eğitim alan birinci ve ikinci sınıf öğrencileri tarafından, meme kanseri ile mücadele eden 10 kadına cilt, saç ve tırnak bakımı yapıldı. Etkinliğin sonunda Kanser Hastalarına Yardım Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Sevgi Alibaba tarafından Yakın Doğu Üniversitesi Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Yeşim Üstün Aksoy’a teşekkür plaketi verildi.

Yrd. Doç. Dr. Yeşim Üstün Aksoy: “Hayatı ve kendimizi ertelemeyelim. Erken tanı ve tedavi ile meme kanserini yenebiliriz.”

Gerçekleştirdikleri etkinlikle, meme kanseri ile mücadele eden kadınlara moral vermeyi ve toplumda meme kanseri tedavisinde erken tanının önemine dair farkındalık yaratmayı amaçladıklarını söyleyen Yrd. Doç. Dr. Yeşim Üstün Aksoy, “Hayatı ve kendimizi ertelemeyelim. Erken tanı ve tedavi ile meme kanserini yenebiliriz” ifadesini kullandı. Yrd. Doç. Dr. Aksoy, “Etkinliğimizle meme kanseri ile ilgili topluma farkındalık kazandırmak ve bu zorlu süreçte kadınlarımıza bir nebze de olsa destek olmak istedik. Başarabildiysek ne mutlu” ifadelerini kullandı.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Sağlık Haberleri

Bayer’den Sağlık Okuryazarlığı Araştırması: Sağlığımız, bildiğimiz gibi değil – İnternet Haber

Araştırma sonuçlarına göre Türkiye’nin yüzde 90’ına yakını, sağlığını tehdit eden alışkanlıkların ve sağlıklı kalmak için yapılması gerekenlerin …

Published

on

By

Araştırma sonuçlarına göre Türkiye’nin yüzde 90’ına yakını, sağlığını tehdit eden alışkanlıkların ve sağlıklı kalmak için yapılması gerekenlerin farkında. Ancak veriler gösteriyor ki bilgiyi aksiyona çevirmekte zorlanıyoruz. Türkiye’de her dört kişiden üçünün sağlık okuryazarlığı kavramını duymadığını ifade ettiği araştırma, sosyal medyada yer alan bilgilere güven seviyesinin düşük olduğunu da ortaya koyuyor.

Türkiye’de sağlık okuryazarlığı düzeyini artırmaya yönelik şimdiye kadar pek çok projeyi hayata geçiren Bayer, 22 Ekim tarihini “Sağlık Okuryazarlığı Günü” ilan ederek bu konuya ülke çapında dikkat çekmeyi amaçlıyor. Sağlıklı yaşam ve koruyucu sağlık kavramlarını her yıl 22 Ekim tarihinde Türkiye’nin gündemine yeniden getirmek ve halk sağlığına destek olabilmek amacıyla bu yıl ilk kez kutlanacak Sağlık Okuryazarlığı Günü kapsamında bir de araştırmaya imza atıldı. Araştırma şirketi IPSOS tarafından gerçekleştirilen Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Araştırması’nın sonuçlarına göre, ülkemizde sağlıklı bir yaşamın önemi ve sağlıklı kalabilmek için yapılması gerekenler hakkında farkındalık düzeyi yüksek ancak bu bilgileri hayata geçirenlerin oranı görece düşük kalıyor. Türkiye’de her dört ki­şiden üçünün daha önce “sağlık okuryazarlığı” kavramını duymadığını belirttiği araştırmada ortaya çıkan en önemli verilerden biri de araştırmaya katılanların yarıya yakınının sağlıkla ilgili doğru ve yanlış bilgileri birbirinden ayırt etmekte zorlandığını ifade etmesi oldu. Bayer, araştırma verilerinden faydalanarak sağlık okuryazarlığı seviyesinin yükseltilmesi konusunda Eczacı Adile Özdağ, İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayça Kaya ve Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Aytuğ Altundağ ile birlikte kamuoyunu bilgilendirme faaliyetleri gerçekleştirecek.

Türkiye çapında; hane içi sağlık anlayışı, kişisel ve koruyucu sağlık bilgisi, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktiviteler, ruhsal sağlığa dikkat etme oranları, sağlık ile teknoloji arasındaki ilişki ve güvenilir haber kaynaklarının değerlendirildiği araştırma dikkat çekici veriler içeriyor.

Ne Yararlı Ne Zararlı Farkındayız Ancak Uygulamada Sınıfta Kalıyoruz

Araştırmaya katılanların büyük çoğunluğunun sağlık durumlarına etkisi olabilecek konular hakkında bilgi sahibi olduğu gözlemleniyor. Ancak sağlık için yararlı ve zararlı olan ürünler ve davranışlar hakkında bilgi sahibi olsalar da bunu hayatlarına yansıtma oranlarının düşüklüğü dikkat çekiyor. Örneğin; araştırmaya göre Türkiye’nin yüzde 90’ına yakını sigara, tütün ve tütün ürünleri tüketiminin zararlı, egzersiz yapmanın ve düzenli uykunun ise sağlık üzerinde pozitif etkisi olduğunu biliyor. Buna karşılık ne yazık ki sigara içmeyi denemiş her 10 kişiden altısı halen sigara içmeye devam ediyor. Bunun yanı sıra haftada bir veya daha fazla egzersiz yaptığını ifade edenlerin oranı ise yüzde 50’nin altında kalıyor.

Uyku Kalitemizden Memnun Değiliz

Araştırmada bir başka öne çıkan bulgu ise, yüzde 62’lik bir kesimin uyku düzenine dikkat ettiğini belirtmesine rağmen katılımcıların yüzde 47’sinin uyku kalitesini “kötü” olarak değerlendirmesi oldu. Uyku düzenini etkileyen olumsuz faktörlerin başında ise telefonda ve televizyonda vakit geçirmek, tütün ve kafein ürünleri tüketmek olduğu belirtiliyor. Araştırmaya katılanlar uyku kalitesini düşüren nedenlerin farkında olduğunu söylüyor fakat her 10 kişiden altısı, sıklıkla uyku kalitesini bozan alışkanlıkları devam ettirdiğini ifade ediyor.

Sağlık ile İlgili Bilgileri İnternetten Takip Etsek de En Çok Aile Hekimimize Güveniyoruz

Araştırma sonuçlarına göre, bireyler sağlık ile ilgili bilgileri en çok internet sitelerinden ve sosyal medyadan ediniyor. Ancak bilgi kaynağı olarak en çok tercih edilen internet, güvenilirlik açısından alt sıralarda kalırken, aile hekimleri en güvenilir bilgi kaynakları arasında ilk sırayı alıyor.

“Sağlık Okuryazarlığı Seviyesini Yükseltmek İçin Herkesin Baktığı Yerde Olmayı Seçtik”

22 Ekim Sağlık Okuryazarlığı Günü vesilesiyle sağlıklı bir yaşam için dikkat etmemiz gerekenleri tekrar hatırlatmayı önemli bir görev olarak kabul ettiklerini ifade eden Bayer Tüketici Sağlığı Ülke Müdürü Erdem Kumcu, “Yaptığımız araştırma bir kez daha gösterdi ki internet ve sosyal medya; içeriklerindeki yanlış bilgi riskine rağmen hepimizin sağlık okuryazarlığı bilgisini etkileyen ciddi kaynaklar olarak öne çıkıyor. Toplum olarak sağlığımızı kaybetmemek için neler yapılabileceğini öğrenmişiz ancak uygulamada hâlâ gidilecek yolumuz var. Biz de Bayer Tüketici Sağlığı Birimi olarak, herkesin günde ortalama yedi saatini geçirdiği internette doğru bilgileri vatandaşlarımızla buluşturmayı ilk adım olarak belirledik. Herkesin baktığı yerde olmayı seçerek vatandaşlarımızın doğru bilgiye ulaşmasını kolaylaştırıyoruz. Araştırmamızda öne çıkan noktalardan biri de toplumumuzun birçoğu güvenilir kaynak noktasında doktorları, aile hekimlerini ve eczacıları en doğru adres olarak gösteriyor. Biz de çalışmalarımızı bu doğrultuda şekillendiriyoruz.”

Araştırmaya göre toplumumuzun yüzde 42’si sağlıkla ilgili doğru ve yanlış bilgiyi ayırt etmekte zorlanıyor. Bu kapsamda ’365 Gün Sağlıklı Yaşa’ sloganıyla kurduğumuz ve tamamen alanında uzman hekimlerin ve danışmanların içerikleriyle hazırlanan 365gun.com güvenilir bir platform görevi görüyor. 365gun.com’u, açıldığı günden bu yana 1 milyon kişi ziyaret ederek sağlıklı bilgiye buradan ulaştı.” dedi.

Sağlıklı bir toplum için sağlık okuryazarlığı düzeyinin çocuklarda da yüksek olması gerektiğine inandıklarını belirten Kumcu ayrıca şunları söyledi: “Geçtiğimiz yıl Millî Eğitim Bakanlığı iş birliği ile ilköğretim çağındaki çocuklarımıza ulaşmak üzere okul bahçelerini öğretici oyun içerikleriyle renklendirildiğimiz 365 Gün Teneffüste Sağlık projesini hayata geçirdik. Öğretmenlerin rehberliğinde ya da çocukların kendi aralarında özgürce oynayarak sağlıkla ilgili temel bilgileri öğrenebilecekleri oyun alanlarımız öğrencilerle buluştu.”

Halk sağlığının en kritik neferlerinden olan eczacıların desteklenmesi için de önemli bir çalışma olan Tavsiyen Eczanede hakkında da konuşan Kumcu, “İstanbul Medipol Üniversitesi Eczacılık Fakültesi ile birlikte hayata geçirdiğimiz eğitimler kapsamında 27 bin eczacıyı hedeflediğimiz bir sertifika programını başlattık. Eczacılarımızın danışanları ile kuracakları iletişimde kendilerini desteklediğimiz kapsamlı bir program sunduk ve iş birliğimize yeni eğitim programlarıyla devam edeceğiz. Şu ana kadar toplam 2500 eczacımız bu eğitimlerimizi almaya başladı.” ifadelerini sözlerine ekledi.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Sağlık Haberleri

Kekemelik komik ya da dramatik değil! – İnternet Haber

Ülkemizde yaklaşık 1 milyon bireyin kekemelik yaşadığını belirten uzmanlar, bu bireylerin sosyal hayat içinde karşılaştıkları zorluklar nedeniyle …

Published

on

By

Ülkemizde yaklaşık 1 milyon bireyin kekemelik yaşadığını belirten uzmanlar, bu bireylerin sosyal hayat içinde karşılaştıkları zorluklar nedeniyle yaşam kalitelerinin etkilendiğine dikkat çekiyor. Kimi işverenlerin kekemeliği olan bireyi ‘engelli’ olarak tanımlayabildiğini belirten Dr. Emrah Cangi, kekemeliğin komik ya da dramatik bir şey olmadığını da söyledi. Kekemeliği olan bireyin çok yetenekli olmasına rağmen kendisini gösteremeyebildiğini, bu kişilerin sıklıkla zorbalığa maruz kalabildiğinin vurgulayan Cangi, kekemelik dostu bir çevre oluşturulması gerektiğine de dikkat çekiyor.

22 Ekim tüm dünyada “Uluslararası Dünya Kekemelik Farkındalık Günü” olarak kabul ediliyor. Bu özel günde kekemeliği olan bireylere yönelik toplumsal bilinç oluşturulması ve sosyal olarak oluşturulan dezavantajlı durumu ortadan kaldırılması hedefleniyor.

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölüm Başkan Yardımcısı Dr. Öğretim Üyesi Emrah Cangi, Türkiye’de yaklaşık 1 milyon bireyin bu bozukluğu yaşadığının tahmin edildiğini söyledi.

Toplumun tutum ve tepkilerinden etkileniyorlar

Kekemeliği olan bireylerin, yaşamlarının her alanında pek çok bariyerle karşılaştığını kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Emrah Cangi, “Bu bireyler hayallerindeki okulu okumayabiliyor veya düşledikleri mesleği tercih etmeyebiliyorlar. Bu noktada özellikle toplumun tutumu ve tepkileri, yaşanan kekemelik şiddetini ve kekemeliği olan bireylerin her alanda katılımını ve yaşam kalitelerini ciddi şekilde etkilemektedir. Böylece kekemelikle ilgili deneyimler okul ve meslek hayatında, sosyal yaşamda ve romantik ilişkilerde daha da olumsuz hale gelebilmektedir.” dedi.

Zorbalıklara maruz kalabiliyorlar

Kekeleyen bireylerin yaşadıkları sorunlara sayısız örnek verilebileceğini kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Emrah Cangi, “Örneğin kekemeliği olan bir öğrenci çok yetenekli olmasına rağmen hiçbir zaman kendisini gösteremeyebiliyor. Belki de toplum olarak sözel iletişim becerilerini fazla önemsiyoruz. Ayrıca kekemeliği olan öğrenci ne zaman söz almak istese diğer öğrenciler söze giriyor. Bu öğrenciler sıklıkla zorbalığa da maruz kalıyor.” dedi.

Kekemelik engelli olarak tanımlanabiliyor

Kekemeliği olan bireylerin sıklıkla yaşadığı diğer sorunların meslek seçimi, istihdam ve askerlik konuları olduğunu ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Emrah Cangi, “İşverenler kekemeliği olan bireyi ‘engelli’ olarak tanımlayabilmektedir; böylece bu bireyler işe alınmakta zorluklar yaşamaktadır. Elbette, bazı mesleklerde konuşmanın akıcılığı, zamanlaması, ritmi çok önemlidir ama bu meslekler aslında oldukça sınırlı sayıdadır. İş görüşmelerinde kekemeliği olan bireyler için çok adaletsiz değerlendirme yöntemleri kullanılabilmektedir. Örneğin adaylarla bir grup olarak görüşülmekte ve tipik bir problem durumu verip kısıtlı zamanda çözümlerini anlatmaları beklenmektedir. Kekemeliği olan erkekler için askerlik ve askerlikle ilgili görevlerdeki iletişim şekli çok ciddi bir stres konusudur. Bu nedenle askerlik süreciyle ilgili bazı düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.” diye konuştu.

Bu bireylerin günlük hayatta basit dediğimiz pek çok konuda zorluk çekebildiğini ifade eden Cangi, alışveriş yapma, bir kafede istediği içeceği sipariş etme veya telefonla görüşme gibi birçok zorluk söz konusu olduğunu söyledi. Cingi, toplu taşımada inecekleri yeri söyleyemediğinden diğer yolcularla sonraki duraklarda inen bireyler olduğunu, bu nedenle her gün kilometrelerce yol yürüyebildiklerini ifade etti.

Kekemelik komik ya da dramatik değil

Kekemeliği olan bireylerin yaşamlarını kolaylaştırmak için yapılması gereken pek çok şey olduğunu kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Emrah Cangi, “Konuya sadece kekemelik özelinde de bakılmamalıdır, tüm yetersizliklere ve bozukluklara yönelik tutumlar üstünde durulmalıdır. Tüm bozukluklardaki gibi, kekemeliği olan bireylere de üzülmemiz, acımamız ya da sözlerini kesip yardımcı olmamız onlara iyi gelmemektedir. Tiyatroda-sinemada ya da toplumun genel tutumlarında kekemelik hala biraz gülünç bir şey olarak görülüyor. Bu durum kekemeliği olan bireylerin sosyal katılımını etkilemekte ve olumsuz duygular hissetmelerine yol açmaktadır. Oysa topluma şu öğretilmeli: Kekemelik komik ya da dramatik değil.” dedi.

Kekeme bireylerin sosyal yaşama katılmaları sağlanmalıdır

Kekeme bireylerin hayatlarının kolaylaştırılması ve sosyal hayatın içerisinde yer almaları için topluma da görevler düştüğünü belirten Dr. Öğretim Üyesi Emrah Cangi, “Biz bir toplumuz ve birbirimizin hayatını kolaylaştırmamız gerekiyor. Okullarda, ailelerde başlayan bir anlayışa ihtiyacımız var. Kekemelik dostu bir çevre oluşturmamız gerekiyor. İnsani yönünün ötesinde, ayrıca bu bir milli servet. Sırf kekemeliğinden dolayı, bu insanlar kendi potansiyellerini saklıyorlar. Günlük hayatta yardımcı olacağını düşündüğümüz birçok şey aslında bu bireyleri çok üzüyor. Oysa birkaç basit şeye dikkat etsek; örneğin hazır olmadıklarında konuşmaya zorlamasak, onların ‘nasıl’ değil de ‘ne anlattıklarına’ odaklansak, mimiklerimize dikkat etsek, söz sırasına dikkat etsek veya acele ettirmesek, yani sözlerini bitirmeden söze girmesek sorunun önemli bir kısmı hafifleyiverecek. Onlar ne çabalarla bize uymaya çalışıyorlar. Sanırım biraz da bizim onlara uymaya çalışmamız gerekiyor.” diye konuştu.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Trending