Connect with us

Sağlık Haberleri

Kalp sağlığını adım adım iyileştirecek öneriler – İnternet Haber

Kalp damar hastalıklarının dünyada ölüm nedenlerinin en başlarında geldiğine dikkat çeken VM Medical Park Ankara Hastanesi’nden Kardiyoloji …

Published

on

Kalp damar hastalıklarının dünyada ölüm nedenlerinin en başlarında geldiğine dikkat çeken VM Medical Park Ankara Hastanesi’nden Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. V. Özlem Bozkaya, “Kalp damar hastalığının görülme sıklığı genç nüfusta hızla artıyor. Amerika Kardiyoloji Derneği 2050 yılına kadar yalnızca ABD’de kalp damar hastalığı teşhisi konan kişi sayısının ikiye katlanarak 25 milyona ulaşacağını tahmin ediyor” dedi.

Değiştirilebilir risk faktörlerini erken tespit ederek ve bunları doğru yöneterek kalp damar hastası olma riskimizi değiştirebileceğimizi belirten VM Medical Park Ankara Hastanesi’nden Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. V. Özlem Bozkaya, önerilerde bulundu.

40 yaş üzerindeki hiçbir risk faktörü olmayan tamamen sağlıklı bireylerde (aile öyküsü olanlarda ise daha erken yaşlarda başlanmalı) kardiyovasküler risk değerlendirmesi yapılmasının gerektiğini belirten Doç. Dr. V. Özlem Bozkaya, bu değerlendirme sonucu normalse 5 yılda 1 kontrol önerildiğini ifade etti.

Amacın erken dönemde risk tayini ile olası kalp damar hastalığı riskinin belirlenmesi ve erken dönemde kalp damar risk faktörlerinin düzeltilmesi olması gerektiğini işaret eden Doç. Dr. V. Özlem Bozkaya, alabileceğimiz tedbirler hakkında önemli bilgiler aktardı.

Kontrolden korkmayın, riskinizi öğrenin

Bilinen koroner arter hastalığı olanların (kalp krizi, felç geçirmiş hastalar), diyabet hastalarının, orta- şiddetli böbrek hastalığı olan kişilerin kalp damar hastalığı açısından yüksek riskli grup olup düzenli kardiyoloji takibinde olması gereken hastalar olduğunu belirten Doç. Dr. V. Özlem Bozkaya, “Bunun haricindeki tüm sağlıklı bireylerde kan kolesterol düzeyi, sigara kullanımı, tansiyon değeri, cinsiyet gibi değişkenlere bakılarak kılavuzlarca oluşturulmuş SCOR risk skalası kullanılır. Bu skalada kişinin 10 yıl içinde kalp damar hastalığı yaşama riskinin yüzdesine göre risk faktörlerini düzeltici yaşam tarzı önerileri ve tedaviler planlanır” diye konuştu.

Akdeniz diyeti uygulayın

Kalp damar sağlığı için en sağlıklı diyetlerden birinin Akdeniz diyeti olduğunun altını çizen Doç. Dr. V. Özlem Bozkaya, “Akdeniz diyeti daha fazla sebze-meyve tüketimi ve daha az hayvansal gıda tüketimini esas alır. Bu diyette günlük yaklaşık 30 gram lif tüketimi önerilir. Bunun için beslenmenizde taze sebze, meyve kuru bakliyata yer verin ve rafine beyaz un yerine tam tahıl, kara buğday, çavdar gibi unları tercih edin. Trans yağ içeren hazır paket gıdalardan uzak durun” ifadelerini kullandı.

Şekerli içeceklerin beslenme düzeninden çıkartılmasını gerektiğini belirten Doç. Dr. V. Özlem Bozkaya, “Haftada 1-2 yağlı mevsim balığı tüketilmesi, Omega-3 ihtiyacının karşılanması için faydalıdır. Hayvansal yağlar yerine bitkisel yağlar ve bunların içinde de polifenol içeriği bakımından zeytinyağı tercih edilmelidir” dedi.

Tuz tüketiminizi sınırlandırın

Sağlıklı bireylerde günlük tuz tüketim miktarının toplam 5 gram (1 çay kaşığına denk gelir) ile sınırlandırılması gerektiğini de sözlerine ekleyen Doç. Dr. V. Özlem Bozkaya, “Gün içerisinde yemeklerde salçalardan sebzelerden; maden suyu gibi içeceklerden aldığımız tuzlar günlük kotamızı fazlasıyla doldurmaktadır. Bu nedenle ek tuz tüketim alışkanlığından vazgeçin. Tuz tüketiminde ise topaklayıcı önleyici madde içeren rafine tuzlar yerine, iyotlu kaya tuzu tüketimi daha doğru bir tercih olacaktır” diye konuştu.

Haftada ortalama 150 dakika egzersiz yapın

Egzersizin de kalp damar sağlığı için önemli olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. V. Özlem Bozkaya, şu bilgileri paylaştı:

“Kardiyoloji kılavuzları kalp damar sağlığını korumak için haftada ortalama 150-300 dakika orta yoğunluklu egzersizi önerir. Bunlar yüzme, tempolu yürüyüş, bisiklet sürme, tenis olarak sıralanabilir. Buna ek olarak haftanın 2 günü kas direncini artıran egzersizlerin de yapılması önemlidir. 30 yaştan itibaren başlayan kas kaybını azaltmak için alt ve üst ekstremite (gövdenin alt ve üst bölümü) için ayrı ayrı olmak üzere tekrarlayan setlerle yapılan egzersizler bu gruba girmektedir. Önerilen süre ve miktara ulaşamayanların da mümkün oldukça aktif olmalarını tavsiye ediyoruz. Düzenli egzersiz yapmıyorsanız bile her fırsatta yürüyün.”

Nefes egzersizlerinin olumlu etkisi var

Dünya nüfusunun sadece yüzde 3-10’nun doğru nefes aldığını vurgulayan Doç. Dr. V. Özlem Bozkaya, “Doğduğumuzda doğru yaptığımız nefes alışverişi adı verdiğimiz bu otomatik faaliyeti zaman içinde tecrübelerimizin ve yaşadıklarımızın etkisiyle yanlış yapmaya başlıyoruz. Bu durum birçok kronik hastalık riskini de beraberinde getiriyor. Kalp damar, akciğer ve ruh sağlığımız için doğru nefesi öğrenmeli ve ayrıca nefes egzersizlerini de gündelik hayatımıza eklemeliyiz. Günde 1 veya 2 kez, ortalama 5-10 dakika sürecek şekilde yapılan derin diyafram egzersizlerinin kalp hızını ve kan basıncını düşürerek kalp damar sağlığına olumlu katkısı vardır” diye konuştu.

Alkol ve aşırı kırmızı et tüketiminden uzak durun

Kalp damar sağlığı için alkol ve aşırı kırmızı et tüketiminden de uzak durulması gerektiğini işaret eden Doç. Dr. V. Özlem Bozkaya, şunları söyledi:

Alkol için güvenli sınır yoktur ve alkol tüketimi özellikle miktar ile doğru orantılı olarak kalp damar hastalığı riskini artırır. Kılavuzlar; alkol alımının haftalık en fazla 100 gram ile kısıtlanmasını önerir. Kırmızı ette ise etin işlenmiş hali olan, katkı maddeleri ve bol tuz içeren; sosis, salam, jambon kalp damar hastalığı için yasaklı listesindedir. Bu etlerin tüketilmesi kolorektal kanser risk artışı ile ilişkili olduğu için önerilmez. Dünya Kanser Araştırma fonu tarafından yayınlanan raporda kırmızı et tüketiminin ise haftalık toplam pişmiş olarak 500 gram (çiğ olarak yaklaşık 600-700 grama denk gelir) ile sınırlandırılması önerilir.”

Karın çevresinde yağlanmaya dikkat!

Obezitenin kalp damar hastalığı riskini artıran en önemli nedenlerden olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. V. Özlem Bozkaya, şöyle devam etti:

“Obezite maalesef günümüzde bir salgın haline geldi. Her 4 çocuktan 1’i obezite sınırında. Kilo kontrolü ile kan kolesterol düzeyi, kan basıncı, insülin direnci gibi birçok parametrede düzelme sağlamamaktadır. Özellikle karın çevresinde yağlanma artışı; viseral yağlanma dediğimiz iç organlarda yağlanma artışının bir belirtisidir. Bu durum biz hekimlerin hiç sevmediği yağlanma çeşididir ve artmış kalp damar hastalığı riski ile ilişkilidir. Göbek deliğinin hemen üzerinden yapılan bel çevresi ölçümü erkeklerde 102 cm; kadınlarda 88 cm’i geçtiyse sağlığınız için tehlike çanları çalıyor demektir. Hedef erkeklerde bel çevresinin 94 cm, kadınlarda ise 80 cm’in altında olmasıdır. Kilo kontrolü için sağlıklı-temiz beslenme ve hareket esastır ancak başarı sağlanamıyorsa mutlaka profesyonel destek alınmalıdır.”

Bir ömür sigara içenler hayatlarının 10 yılından vazgeçiyor

Sigara içmenin dünyadaki tüm önlenebilir ölümlerin yüzde 50’sinden sorumlu olduğunu da sözlerine ekleyen Doç. Dr. V. Özlem Bozkaya, “Bir ömür sigara içenlerin, sigaraya bağlı bir nedenle hayatını kaybetme olasılığı yüzde 50’dir ve bu kişiler ortalama 10 yılını sigara nedeniyle kaybediyor demektir. Sigara içenlerin yarısı kalp damar hastalığı nedeniyle hayatını kaybeder. 35 yaş altı sigara içenlerde kalp ve damar hastalığı riski sigara içmeyenlere göre 5 kat daha yüksektir. Ayrıca sigara dumanından sekonder etkilenmeye bağlı da kalp damar hastalığı riski artmıştır. Sigara bir bağımlılıktır ve sigarayı bırakma ünitelerinden profesyonel destek alınmalıdır. Sağlıklı bir yaşam beklentisi için sigaranın değil kendisi; dumanı bile kabul edilemez” şeklinde konuştu.

Günlük kafein tüketim limitini aşmayın

Günlük kafein tüketimi için 240 mg limitinin aşılmaması gerektiği uyarısında bulunan Doç. Dr. V. Özlem Bozkaya, “1 fincan Türk kahvesinde ortalama 40 mg,1 kupa filtre kahvede 100 mg, 1 bardak çayda 40 mg kadar kafein bulunur. Günlük 240 mg güvenli kafein tüketim limitinin üzerine çıkılması huzursuzluk, anksiyete, çarpıntı, uyku bozukluğu gibi şikâyetleri tetikleyebildiği için önerilmez” dedi.

Çiğ ve kabuklu kuruyemişleri tercih edin

Kalp damar sağlığı için kabuklu, kavrulmamış, tuzsuz ve çiğ kuruyemişlerin beslenme programına eklenmesini önerdiklerini ifade eden Doç. Dr. V. Özlem Bozkaya, “Kavrulma, kabuklu yemişlerdeki biyoaktif bileşiklerin mevcudiyetini değiştirebileceği için çiğ tüketim önemlidir. Ceviz, badem, kabuklu yer fıstığı ve fındık gibi kabuklu kuruyemişler kalp damar sağlığı için faydalı birçok mineral (magnezyum, potasyum), lif, polifenoller, tokoferoller, fitosteroller ve fenolikler gibi yüksek biyoaktif bileşikler bakımından zengindir” diye konuştu.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Sağlık Haberleri

Sıradaki tehdit, bağımlılık pandemisi! – İnternet Haber

Alkol ve madde kullanımlarının artmasının yanı sıra pandemi döneminde kumar bağımlılığı sebebiyle başvuran hasta sayısındaki artış dikkat çekiyor …

Published

on

By

Alkol ve madde kullanımlarının artmasının yanı sıra pandemi döneminde kumar bağımlılığı sebebiyle başvuran hasta sayısındaki artış dikkat çekiyor. Uzmanlar, ekonomik sorunlar, hızlı para kazanma beklentisi, haz arayışının fazla olması ve hazza çabuk ulaşma isteği gibi sebeplerle yasal/yasadışı bahis, canlı bahis ve diğer kumar oyunlarında artış gözlendiğini belirtiyor. Uzmanlar, eve kapanma dönemleri, uzaktan çalışma, sosyal izolasyon, iş kayıpları, maddi sorunlar ve günlük rutinlerin bozulması gibi sebeplerle bireylerin hem stresle karşılaşma hem de stresle baş etme biçimlerinin değişmeye başladığının altını çiziyor. Uzmanlara göre, haz kaynaklarına erişimde zorluklar ön plana çıkınca mevcut bağımlılıkların şiddeti de arttı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Onur Noyan, pandemi sürecinde tetiklenen bağımlılıklar ve bugünkü etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Ruh sağlığı üzerindeki etkileri zamana ortaya çıkıyor

Hayatımızın bir parçası haline gelen COVİD-19 pandemisinin ruh sağlığı üzerine olan etkilerinin zamanla ön plana çıkmaya başladığını belirten Doç. Dr. Onur Noyan, “Eşlik eden birçok psikiyatrik hastalığın yanı sıra bağımlılıkla ilgili sorunlar dikkat çekici oldu. Pandeminin erken dönem, orta dönem ve uzun dönem etkilerini değerlendirmek gerekli.” dedi.

Erken dönemde tedaviler aksatıldı

Pandeminin erken döneminde daha önceden alkol ya da madde kullanım bozukluğu olan hastaların tedavilerini aksatmaya başladıklarını belirten Doç. Dr. Onur Noyan, “Hastalığı anlamaya çalışırken, eve kapanma sırasında biraz arka planda kaldı, sağlık kaygısı ve COVİD’den korunma önlemlerine ağırlık verildi. Bu sebeplerle bir süre bağımlılık tedavi klinikleri çok sakindi, hastalar tedavi merkezlerine müracaat etmediler ve bazen de isteseler de ulaşamadılar.” dedi.

Alkol ve madde tüketimi evde kullanıma evrildi

Alkol ve madde tüketiminin ev içerisinde kullanım şeklinde doğru evrildiğini kaydeden Doç. Dr. Onur Noyan, “Alkol ve madde etkisi altında ev içerisinde huzursuzluklar, aile içi şiddet artışı oldu, çocuklar bu kullanımlara şahit olmaya başladı.” dedi.

Eve kapanma döneminde bağımlılıkların şiddeti arttı

Pandeminin orta dönem etkilerine bakıldığında hastaların bağımlılıklarının şiddetlenmesinin dikkat çekici olduğunu ifade eden Doç. Dr. Onur Noyan, “Eve kapanma dönemleri, uzaktan çalışma, sosyal izolasyon, iş kayıpları, maddi sorunlar ve günlük rutinlerin bozulması gibi sebeplerle bireylerin hem stresle karşılaşma hem de stresle baş etme biçimleri değişmeye başladı, haz kaynaklarına erişimde zorluklar ön plana çıkınca mevcut bağımlılıkların şiddeti arttı.” dedi.

Bağımlılık ve yalnızlık pandemisi konuşulacak

Pandeminin uzun dönem etkilerini hem bireysel hem de toplumsal olarak hep birlikte göreceğimizi kaydeden Doç. Dr. Onur Noyan, “Birleşmiş Milletler’in 2021 raporunda belirttiği üzere 2030 yılında madde kullanımı 11 kadar artış göstermesine ve pandemi sürecinde madde trafiğinin etkilenmesi sebebi ile yerel ve bireysel madde üretimlerinin artmasına dikkat çekiliyor. Yapılan değerlendirmelerde COVİD-19 pandemisi yerine ‘yalnızlık pandemisi’ ya da ‘bağımlılık pandemisi’ söylemleri bağımlılığın ne kadar büyük bir sorun haline geldiğini gösteriyor.” dedi.

Pandemi döneminde bağımlılık tablosu

Pandemi sürecinde bazı maddelerin kullanımları artarken bazı maddelerin kullanımlarının da azalmaya başladığını kaydeden Doç. Dr. Onur Noyan, “Erişmesi zor olan ve daha pahalı psikoaktif maddeler daha az tercih edilirken daha kolay ulaşılan ve daha ucuz olan maddeler daha fazla tercih edilmeye başlandı. Pandeminin erken döneminde özellikle uyarıcı madde kullanımları düşerken, sakinleştirici ve uyuşturucu etkisi yüksek olan madde kullanımlarındaki artış dikkat çekici idi. Zaman ilerledikçe bu fark normale döndü, madde kullanım alışkanlıkları eski rutin. Daha önceden kullandıkları maddelere erişemeyen bazı hastalar ise daha önce hiç kullanmadıkları farklı ve yeni maddeleri kullanmaya başladılar.” dedi.

Tükenmişlik hissi alkol kullanımını artırıyor

Pandeminin erken dönemlerinde madde kullanımı ile ilgili az veri olmasına rağmen deneyimlerinin alkol ve madde kullanımının azaldığı yönünde olduğunu ifade eden Doç. Dr. Onur Noyan, “Pandemi ilerledikçe bağımlılık ve bağlantılı psikiyatrik tablolar giderek artış gösterdi. Özellikle alkol bağımlılığı olan hastalar son aylarda daha fazla müracaat etmeye başladılar. Tükenmişlik ve umutsuzluk hissi ile birlikte alkol kullanımında belirgin artış, hem fiziksel hem de psikolojik sorunların daha da fazla artmasına sebep olmaktadır. Alkol kullanımı başta karaciğer olmak üzere diğer bedensel işlevler ile dikkat, konsantrasyon ve karar verme gibi bilişsel işlevler üzerine olumsuz etki göstermekte, bireyin ödül mekanizmalarını bozarak hayattan tat ve keyif alamamasına sebep olmaktadır.” dedi.

Kumar bağımlılığında artış gözlendi

Doç. Dr. Onur Noyan, alkol ve madde kullanımlarının artmasının yanı sıra pandemi döneminde kumar bağımlılığı sebebiyle başvuran hasta sayısındaki artışın dikkat çekici olduğunu söyledi. Doç. Dr. Onur Noyan, “Ekonomik sorunlar, hızlı para kazanma beklentisi, haz arayışının fazla olması ve hazza çabuk ulaşma isteği gibi sebeplerle yasal/yasadışı bahis, canlı bahis ve diğer kumar oyunlarında artış gözlenmektedir.” dedi.

Doç. Dr. Onur Noyan, “Bunun yanında pandemi ile ilgili haberlere ve sosyal medya mecralarına ulaşmak için sürekli akıllı telefon kullanımı, çok fazla çaba sarf etmeden ve hızlı bir şekilde haz erişimine vesile olan ekran bağımlılığı da önümüzdeki yıllarda çeşitli sorunlarla kendisini gösterecektir. Özellikle gelişim çağındaki çocukların ekran ile çok daha fazla ilgili olmaları hem bağımlılık hem de çeşitli gelişim problemlerine sebep olabilmektedir.”dedi.

Uzaktan tedavi büyük bir kolaylaştırıcıdır

Bağımlılığın tekrar edebilen ama tedavisi olan uzun seyirli bir beyin hastalığı olduğunu belirten Doç. Dr. Onur Noyan, “Hastalar tedaviye sıklıkla en son noktada müracaat etmektedirler. Genellikle aile üyelerinin önerisi/isteği ile müracaat etmekte ama tedavi devamlılığını bireysel olarak devam ettirmektedirler. Eğer alkol, madde ya da kumar bağımlılığı tedavi edilmez ise işlevsellikte bozulmalar, aile içi huzursuzluk, iş veriminde azalma, hayat devamlılığının bozulması gibi durumlarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Pandemi ile birlikte uzaktan tedavi seçeneğinin artması büyük bir kolaylaştırıcı olmuştur. Bağımlılıkta iyileşme için ilaç tedavisi ve psikoterapi devamlılığının sağlanması gerekmektedir. Hastaların yaşadıkları tüm olumsuz deneyim ve istek gibi durumları tedavi ekibi ile paylaşarak çözüm yollarını üretmeleri beklenmektedir. Tedavi merkezlerine erişim zorluğu yaşayan hastaların telepsikiyatri gibi hizmetler ile tedavi devamlılığı sağlanarak hastaların alkol ve madde kullanmadan, kumar oynamadan hayatlarına devam etmesi hedeflenmektedir.” diye konuştu.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Sağlık Haberleri

MS’in Gelip Geçici Şikayetlerine Dikkat! – İnternet Haber

MS’in gözlerde bulanıklık, kolda veya bacakta uyuşukluk gibi gelip geçici olabilen belirtilerinin tanı koyma sürecinde çok önemli olduğunu …

Published

on

By

MS’in gözlerde bulanıklık, kolda veya bacakta uyuşukluk gibi gelip geçici olabilen belirtilerinin tanı koyma sürecinde çok önemli olduğunu söyleyen Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Emin Özcan, Kişilerin bezen şikâyetleri geçtiği için doktora gitmiyor ve bu nedenle tanı gecikebildiğini. tedaviye geç başlandığında ise bu atakların engelliliğe kadar varabilecek sonuçlara neden olabileceğine işaret etti.

Özellikle genç yetişkin çağda görülen Multipl Skleroz (MS)’in geçici olabilen belirtilerine dikkat çeken Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Emin Özcan, MS’in gelip geçici belirtilerine dikkat çekerek, hastalığa ilişkin önemli bilgiler verdi.

Hastalığın belirtileri arasında yer alan ağrılı bulanık görmeye dikkat çeken Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Özcan, sözlerine şöyle devam etti:

“Bağışıklık sisteminin kendi sinir kılıflarımıza saldırdığı ve onu yabancı bir madde gibi algıladığı otoimmün bir hastalık olan MS, beyin ve omurilik bölgesini etkiliyor. Görme kaybı, çift görme hali, dengesizlik, konuşma bozukluğu, idrar tutamama, yürüme güçlüğü gibi şikayetler, belirtileri arasındadır. Tek gözde ağrılı görme kaybı veya bulanık görme de MS’in tipik bulguları arasında yer alır. Ancak bu belirtiler bazı durumlarda tamamen geçtiği için ne yazık ki çok önemsenmeyebiliyor.”

GELİP GEÇİCİ ŞİKAYETLERİ ÖNEMSEYİN!

MS’in ataklar şeklinde seyrettiğini ve şikayetlerin 24 saat veya daha fazla sürmesi durumunda mutlaka dikkate alınması gerektiğini hatırlatan Doç. Dr. Özcan, “Belirtilerden şüphelenmemiz için 24 saat sürmesi gerekli. Eğer böyle bir durum söz konusu ise MS’ten şüphelenmek gerekli. Bazen tek gözde bulanıklık 24 saatten fazla sürüyor ve kendiliğinden geçebiliyor. Dolayısıyla kişiler de şikâyet geçtiği için üzerinde durmuyor. Ancak bu konuya çok dikkat edilmesi ve üzerinde durulması gerekiyor. MS tanısının konulabilmesi için hastanın bir nöroloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekir” dedi.

Doç. Dr. Emin Özcan, MS tanısının geç kalınmadan konulabilmesi için hastaların bu gelip geçici olabilen şikâyetlere çok dikkat etmeleri ve uyanık olmaları gerektiğinin altını çizdi.

GEÇ TANI ENGELLİLİK NEDENİ OLABİLİR

Hastaların belirtileri önemseyip doktora gitmezse tanı koyma sürecinde gecikme olabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Özcan, “Geç tanı konulduğunda beyindeki lezyonlar artabilir. Tedaviye geç başlanırsa tedavisiz geçen bu süreçte yeni bir atak ortaya çıkabilir. Bu ataklar engelliliğe yol açabilir. Tedaviye erken başlandığında yeni bir atak gelişmesinin önüne geçilebilir. Ancak kişi doktora gitmezse örneğin 1 yıl sonra yürüme güçlüğüne yol açan bir atakla karşılaşabilir. O zaman doktora gittiğinde ise uygun tedaviye rağmen sekel kalabilir. O yüzden ortaya çıkacak atakların bir an önce engellenmesi ve kalıcı engelliliğin olmaması için mümkün olan en kısa zamanda tedaviye başlamak gerekir” ifadelerini kullandı.

TOPLUM HASTALIĞI YETERİNCE BİLMİYOR

MS kronik bir hastalık olduğu için hastalığın psikolojik yükünün de fazla olduğunu söyleyen Doç. Dr. Emin Özcan, toplumun da MS’i yeterince tanımadığını ve hastaları etiketleyebildiğini söyledi. Anksiyete ve depresyonun MS hastalığında çok sık karşılaşıldığına işaret eden Doç. Dr. Emin Özcan konuyla ilgili şunları anlattı: “Hastalık sonucu gelişen beyindeki plakların depresyona zemin hazırladığı düşünülüyor. O nedenle anksiyete ve depresyon MS hastalarında sık rastlanıyor. Hastalarda bu durumlar varsa bir psikiyatri uzmanından destek alıyoruz. Çünkü depresyon ve anksiyete hastanın yaşam kalitesini ciddi anlamda düşürüyor ve MS tedavisini de olumsuz etkiliyor. Tedavileri de bu şekilde multidisipliner bir yaklaşımla gerçekleştiriyoruz.”

GENÇ ERİŞKİN ÇAĞDA DAHA SIK GÖRÜLÜYOR

MS’in nedeni tam olarak bilinmese de kadınlar arasında daha yaygın olarak gözlendiği bilgisini veren Doç. Dr. Emin Özcan, “Toplumda 100 binde 8 civarında çok yaygın olmayan bir hastalık. Daha çok da 20-40 yaş arası genç erişkin kadınlarda gözleniyor. Bununla birlikte MS’te genetik geçiş diğer genetik geçişli hastalıklara göre daha az. Dolayısıyla MS hastasının kardeşi, annesi, çocuğu gibi birinci derece yakınlarının rutin tarama yaptırması zorunlu değildir” dedi.

MS’in doğru tedavi edilmesi halinde ciddi probleme yol açacak bir hastalık olmayabileceğinin bilinmesi gerektiğini anlatan Doç. Dr. Emin Özcan, “Hastaların yaklaşık yüzde 20’sinde hastalık iyi huylu MS tipinde seyreder. Neredeyse hiç özürlülük gelişmeden hayatlarına devam ederler” diye konuştu.

HASTALAR GEBE KALABİLİR, ÇALIŞABİLİR

Hastaların sosyal hayattan kopmamaları uyarısında bulunan Doç. Dr. Özcan, “MS hastaları rahatlıkla gebe kalabilir. Ancak doktoruyla bu kararı alıp, planlamaları gerekir. Plansız gebelik istemiyoruz çünkü ilaçlarını ona göre ayarlamak lazım, gebelik döneminde istisnai durumlar dışında MS ilaçlarını kesiyoruz ancak ne zaman kesileceğine önceden karar vermek gerekir. Hastaların hayatın içinde olmalarını özellikle istiyoruz. MS ölümcül bir hastalık değil ancak kronik bir hastalık, tamamen ortadan kaldıramıyoruz. Mutlaka tedavi gerektirir, etkin tedavi ve düzenli takip ile hastalık büyük oranda ciddi problemler ortaya çıkmadan idame ettirilebilir” ifadelerini kullandı.

HASTALIĞIN SEYRİNİ DEĞİŞTİRECEK TEDAVİLER UYGULANIYOR

Hastalığın seyrini değiştirecek tedaviler uyguladıklarını anlatan Doç. Dr. Özcan, “Hastalığın yavaşlaması veya durması ana hedeflerimiz. Ana tedavi bu hastalık seyrini değiştirici ilaçlar oluyor. Bunun yanı sıra hastanın şikayetlerine yönelik tedavi uyguluyoruz. Örneğin, hastanın idrar kaçırma problemi olabilir, yorgunluk, bitkinlik oluşabilir bunlara yönelik tedaviler veriyoruz. Bir diğer tedavi şekli ise fizik tedavilerdir. Hastalığın çoğunlukla ileri dönemlerinde kas güçsüzlüğü veya kaslarda katılığı olabiliyor onların giderilmesi için fizik tedavi almasını mutlaka istiyoruz. Böylece yaşam kalitesi de artıyor” dedi.

RUTİN KONTROLLERİ İHMAL ETMEYİN

Hastalara, özellikle içinde bulunduğumuz pandemi döneminde de doktor kontrolünü ihmal etmemelerini öneren Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Emin Özcan, hastalara şu önerilerde bulundu: “Maske, mesafe ve hijyenlerine dikkat ederek hastaneye gitsinler. Tedavinin aksamaması, hastalığın ilerlememesi için çok önemlidir. Özellikle MS’te gördüğümüz bitkinlik, halsizlik gibi şikayetlerin toparlanmasında düzenli egzersiz çok önemli. Hastalardan her gün yürümelerini istiyoruz. Çünkü MS hastalığının ileriki dönemlerinde yürüme güçlüğü ortaya çıkabiliyor. Her gün 30 dakika yürüyüş yapmaları gerekiyor. Ama kendilerini yormadan hafif tempoda yürüyüşler olmalı. Beslenme de önemli bir faktör. Özellikle tuzdan kaçınmalı, katı, doymuş yağlardan uzak durmalılar” diye konuştu.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Sağlık Haberleri

Ergenlerde sağlıksız beslenme okullarda zorbalık riskini arttırıyor – İnternet Haber

İstinye Üniversitesi (İSÜ), Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim ÜyesiProf. Dr. Aliye Özenoğlu, ergenlerde sağlıksız beslenmenin okullardaki …

Published

on

By

İstinye Üniversitesi (İSÜ), Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim ÜyesiProf. Dr. Aliye Özenoğlu, ergenlerde sağlıksız beslenmenin okullardaki zorbalık riskini arttırabileceğine dikkat çekiyor. Beslenmenin fiziksel olduğu kadar ruhsal sağlığın üzerinde de etkileri olduğunu hatırlatan Özenoğlu, abur-cubur besinlerin çocuk ve ergenlerde psikiyatrik sıkıntı ve şiddet davranışlarını artırabileceği konusunda aileleri uyarıyor.

Çocuklarının sağlıklı beslenmesi her ebeveynin hayali. Ancak, sonuç her zaman istenildiği gibi olamayabiliyor. Çocuklar ve ergenler sağlıklı yiyeceklerin yanı sıra abur-cubur ve fast food yiyeceklere yönelebiliyor. Araştırmacılar, beslenmenin fiziksel olduğu kadar ruh sağlığı üzerinde de etkileri olduğunu söylüyor. İstinye Üniversitesi (İSÜ), Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aliye Özenoğlu, özellikle ergenlerde sağlıksız beslenmenin okullardaki zorbalık riskini arttırabileceğine dikkat çekiyor. “Araştırmalar ergenlerin beslenme tarzının akran zorbalığı ve öfke kontrolleri üzerinde önemli bir etkisi olduğunu gösteriyor” diyen Özenoğlu, abur-cubur besinlerin çocuk ve ergenlerde psikiyatrik sıkıntı ve şiddet davranışlarını artırabileceği konusunda aileleri uyarıyor.

Öfke gerekli bir duygudur

Öfkenin gerekli bir duygu olduğunu belirten Prof. Dr. Özenoğlu, şunları söylüyor:

“Ergenlik dönemi, fiziksel değişim kadar duygusal anlamda da hızlı değişimlerin yaşandığı bir gelişim evresidir. Ergenlerin bedenindeki ve çevresindeki değişimleri kendi iç dünyasında algılaması, yorumlaması ve tepkileri farklılık gösteriyor. Her yaş grubunda olduğu gibi ergenlerin de duygusal tepkilerini ifade etme yollarından birisi öfkedir. Öfke, çeşitli durumlara tepki olarak ortaya çıkan normal, sağlıklı ve yaşamın sürdürülmesi için gerekli bir duygudur. Ergenin öfke ifade tarzını belirleyen faktörler arasında sağlık durumu, cinsiyet, okul başarısı, aile ve arkadaş ilişkileri sayılabilir. Öfkenin uygun yollarla ifade edilememesi, ergende şiddet davranışlarına ve bunun sonucunda fiziksel, psikolojik ve sosyal sorunlara neden olabilir. Bunun yanında, tüketilen besinlerin vücut için metabolik yakıt sağlamakla birlikte zihin ve bilişin de dâhil olduğu birçok beyin fonksiyonlarını etkilediğini biliyoruz. Besinler hem fiziksel hem de duygusal iyilik haline katkıda bulunabilir. Çalışmalar, şeker ilaveli içecekler, tatlılar, çikolata, tuzlu atıştırmalıklar ve fast food gibi sağlıksız yiyeceklerin aşırı tüketiminin mental sağlık ve davranışsal sorunlar yönünden yüksek risk ile ilişkili olduğunu gösteriyor. Bundan başka, çay, kahve, çikolata, kola ve bazı gazlı içeceklerde bulunan kafeinin, merkezi sinir sistemini üzerine uyarıcı bir etkiye sahip olduğu biliniyor. Kafeinin fazla miktarlarda tüketilmesinin uyku bozukluğu, sinirlilik, endişe, panik atak ve kaygıya neden olduğu, aşırı dozlarda ise istemsiz kasılmaların görülebileceği belirtiliyor.”

Okullarda zorbalık giderek artıyor

Okullarda zorbalığın giderek arttığını belirten Özenoğlu, şöyle devam ediyor:

“Çalışmalar, son 25-30 yıldır zorbalık ve zorbalığa kurban olmanın okullarda giderek artış gösteren önemli bir sorun olduğunu ortaya koyuyor. Zorbalık mağdurları genellikle saldırganlığa tepki göstermezler, öz güvenleri düşük ve reddedilme korkusu yaşarlar. Zorbalar ise, grup lideri olma eğilimindedirler, genellikle okuldan hoşnutsuzdur, sınıf arkadaşlarına karşı negatif ve kışkırtıcıdırlar. Lise ve dengi okullarda okuyan öğrencilerle yaptığımız bir araştırma beslenme ve zorbalık arasında bir bağlantı olduğunu ortaya koydu. Ayrıca, şekerleme-pastane ürünleri gibi abur-cubur besinlerin tüketimi ile şiddet davranışları (fiziksel saldırı, zorbalık, kurban olma) arasında da anlamlı ilişkiler saptandı. Çalışmamız bulguları, diğer çalışmalarla birlikte yorumlandığında sağlıksız besinlerin tüketimindeki artışın akıl sağlığı sorunları görülme olasılığında da artışla ilişkili olduğu sonucuna varıldı.”

Kahvaltının atlanmamasına dikkat edin

“Beslenme alışkanlığının sağlıklı yönde değiştirilmesi, akıl sağlığı sorunlarının önlenmesinde etkili bir yaklaşım olabilir” diyen Özenoğlu, kahvaltı konusunun da önemine değinerek şunları söylüyor:

“Kahvaltı atlama fiziksel ve psikolojik olumsuz sonuçları iyi bilinen bir sağlık sorunudur. Kahvaltı atlama çocuklar ve ergenler arasında giderek yaygın hale geldi. Birçok araştırma ergenlerde kahvaltı atlamanın sigara kullanımı, sık alkol tüketimi, esrar kullanımı, seyrek egzersiz ve davranış bozuklukları gibi çeşitli riskli sağlık davranışları ile ilişkili olduğunu gösterdi. Diğer taraftan, kahvaltının atlanması okulda zorbalığa maruz kalmanın olası bir işareti olabilir. Ailelere bu konuda farkındalık kazandırılması, kahvaltıyı atlayan çocuklarının daha yakından izlenmesine ve yardım edilmesine olanak sağlayabilir. Depresyon ve kahvaltının atlanması bazı çocuklarda zorbalık mağduriyetinden daha ciddi yeme davranışı bozukluklarının gelişmesine neden olabilir. Diğer taraftan düzenli ve besleyici bir kahvaltı ergenin okuldaki akademik başarısında da önemli bir unsurdur.”

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Trending