Connect with us

Sağlık Haberleri

Her yıl 1.4 milyon erkeğe prostat kanseri tanısı konuyor

Prostat kanseri, erkeklerde en sık rastlanan ikinci kanser. Prostat kanserinin Dünya Sağlık Örgütü’nün 2020’de güncellediği ve dünya kanser …

Published

on

Prostat kanseri, erkeklerde en sık rastlanan ikinci kanser. Prostat kanserinin Dünya Sağlık Örgütü’nün 2020’de güncellediği ve dünya kanser verilerini içeren GLOBOCAN raporunda erkeklerde en sık rastlanan ikinci kanser olarak saptandığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Üroonkoloji Merkezi Direktörü Doç. Dr. İlker Tinay, “Ailede, özellikle babada veya erkek kardeşlerde prostat kanseri tanısı var ise o kişide prostat kanseri görülme ihtimali normal kişilere göre 3-5 kat daha fazla.Kadınlarda meme kanserine neden olan BRCA1 ve BRCA2’deki mutasyonlar, erkeklerde de prostat kanserine neden oluyor. Dolayısıyla aile öyküsüne bakıldığında kişinin sadece babasındaki prostat kanseri değil, annesindeki meme kanseri de risk oluşturuyor. Ailesinde bu tarz kanser öyküsü olanlar prostat taramalarına 40’lı yaşlarda başlamalı. Erken tanı koyabildiğimiz hastalarda erken ve daha etkili tedavi yapma şansımız oluyor. Özellikle de prostat muayenesi çok önemli. Erkekler kültürel nedenlerle prostat muayenesinden çekinebiliyorlar. Bundan kesinlikle kaçınılmamalı” açıklamasında bulundu.

Dünya Sağlık Örgütü’nün 2020’de güncellediği ve dünya kanser verilerini içeren GLOBOCAN 2020 sonuçlarında prostat kanserinin erkeklerde en sık rastlanan ikinci kanser olduğunu, erkeklerde yeni tanı alan kanserlerin yüzde 14,1’ini oluşturduğunu ve tüm dünyada her yıl 1.4 milyon erkeğe, yani yaklaşık 1 buçuk milyon erkeğe prostat kanseri tanısı konduğunu bildirdi. Bu verilere göre dünyada her yıl 375 bin erkek prostat kanseri nedeniyle hayatını kaybediyor ve prostat kanseri erkeklerde ölüme neden olan kanserler arasında 5. sırada yer alıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün GLOBOCAN raporuna göre 2020 yılında Türkiye’de ise 19 bin 444 erkeğe prostat kanseri tanısı konmuş.

Prostat kanseri taramasında, üroloji uzmanının prostat muayenesi yapması ve kanda PSA düzeyinin belirlenmesi olduğunu hatırlatan Anadolu Sağlık Merkezi Üroloji Uzmanı ve Üroonkoloji Merkezi Direktörü Doç. Dr. İlker Tinay, “Eğer ailevi bir riskiniz varsa bu taramaları 40 yaşında başlatmayı öneriyoruz. Ailesel bir riskiniz yoksa genellikle 50’li yaşlarda ürolojik değerlendirme ve beraberinde kan PSA düzeyinin belirlenmesi ve de bu değerlendirme sonucunda bir olumsuzluk saptanmaması durumunda da 60 yaşından sonra düzenli tarama yapılmalı. Kuzey Amerika ve Batı Avrupa’da prostat kanseri tarama programlarının başladığı 90’lı yılların ortalarındaki ölüm oranları ile günümüzdeki prostat kanserine bağlı ölüm oranları karşılaştırıldığında izlenen belirgin düşüşün sebebinin hem erken tanı koymak amaçlı tarama programlarının (fizik muayene ve PSA kontrolü) yaygınlaşması hem de tedavi seçeneklerindeki gelişmeler olduğu bildirilmektedir” dedi.

Yapılan prostat muayenesinde bir anormallik saptanması ve/veya kanda ölçülen PSA değerinde yükseklik olduğu taktirde tanıya yönelik işlemlere geçildiğini anlatan Doç. Dr. İlker Tinay, “Eskiden direkt prostat biyopsisi yapıyorduk, günümüzde prostat biyopsisi sırasında bize yol göstermesi amacıyla biyopsi öncesinde artık prostat MR’ı çekiyoruz. Daha sonra MR görüntülemesinin bize sağladığı bulgular rehberliğinde prostat biyopsisi işlemini gerçekleştiriyoruz. Prostat MR Füzyon biyopsi yöntemi ile eskiye oranla daha yüksek doğruluk oranları ile prostat kanseri tanısı koyabiliyoruz. Biyopsi örneklemesinden sonra kanser tanısı konan hastalarda hastalığın evrelendirilmesi amacıyla tüm vücut görüntülemeleri yapılıyor. Bundan sonra da tümörün yerleşimine, derecesine ve yaygınlığına göre tedaviler planlanıyor” şeklinde konuştu.

Erken tanı başarılı tedavi ve daha uzun sağkalım açısından önemli

Seneler geçtikçe toplumdaki bilinçlenmenin de arttığına dikkat çeken Doç. Dr. İlker Tinay, “Bu kadar sık rastlanan bir kanserde tarama programları artık yerini buldu. Tarama amaçlı olarak ürolojik muayene ve PSA değerleri önemli. Erken tanı koymak daha başarılı tedaviler, o da daha uzun bir sağkalım anlamına geliyor. O yüzden bence en değerli şey insanların bilinçli olması ve düzenli kontrollere gelerek taramalarının yapılması. Bu sayede erken tanı alan kişilerin sonuçları da daha başarılı oluyor. Son 20 yılda hem cerrahların kullandığı başta robotik cerrahi olmak üzere cerrahi yöntemler, hem radyasyon onkologlarının kullandığı cihazlar ve protokoller, hem de nükleer tıp uzmanlarının uyguladığı radyonüklid tedaviler umut vaad ediyor. Ayrıca henüz sınırlı veri olsa da, bağışıklık sistemi tedavileri olarak da bilinen immünoterapi gibi medikal onkologların kullandığı akıllı ilaçlar da hastalara büyük avantajlar sağlıyor. 20 yıl önce elimizde kısıtlı tedaviler vardı. Şu anda hastalığın farklı evrelerinde kullanabileceğimiz tedavi seçeneklerimiz gerçekten fazlasıyla artmış durumda” dedi.

Yalnızca prostat kanserinde değil tüm kanserlerde kişiye özel tedavilerin uygulandığını hatırlatan Doç. Dr. İlker Tinay, “Tüm tedaviler kişiye özgü uygulanmaya başladı. Bu da zaten teknolojinin ve artan bilginin beraberinde getirdiği bir sonuç” şeklinde konuştu.

Kültürel nedenlerle prostat muayenesinden kaçınmak yanlış

Doç. Dr. İlker Tinay, “Erken tanı çok önemli. Özellikle ükemizde ve doğu toplumlarının çoğunda ne yazık ki kültürel olarak prostat muayenesinin yapılma şeklinden kaynaklı ayıplama, korkma, çekinme gibi durumlar söz konusu. Oysa bu kadar sık görülen bir kanserden korunmak için bu kadar basit bir muayeneden kaçınmanın hiçbir mantığı yok. Hastaya prostat muayenesi yapılmalı, PSA testine bakılmalı ve bunların ışığında hastanın prostat kanseri açısından değerlendirilmesi sağlanmalı. Hele ki ailesinde prostat veya meme kanseri hikayesi olan kişilerin 40’lı yaşlarda ilk muayenelerini yaptırmaları şart” dedi.

Prostat kanserinin belirtisi yok

Prostat kanserinin pek belirtisinin olmadığını dile getiren Doç. Dr. İlker Tinay, “Prostat kanseri hiçbir belirti vermeyebilir çünkü prostat zaten var olan ve 50’li yaşlarda doğası gereği büyüme eğiliminde olan bir organ. Genellikle bu büyümeye bağlı işeme şikayetleriyle kontrole geliniyor. İleri evre prostat kanserinde ise genellikle idrarda kan şikayeti ile başvurular oluyor. Prostat kanseri ilk olarak bel omurlarına ve omurgaya sıçrama yaptığı için bel ve sırt ağrılarıyla da hastalar doktora başvurabiliyor” şeklinde konuştu. İdrarın kesik kesik yapılmasının genellikle prostatın büyümesiyle bağlantılı olduğunu anlatan Doç. Dr. İlker Tinay, “Prostat iyi huylu da büyüyebilir, kansere bağlı olarak da büyüyebilir. Kansere özgü bir bulgu olmasa da üroloji muayenesine gidilmesini önemli” açıklamasında bulundu.

Prostat kanserini önlemenin tek yolu düzenli kontroller

Prostat kanserini önlemenin herhangi bir yolunun olmadığını vurgulayan Doç. Dr. İlker Tinay, “Bu kanser erkeklerde en sık rastlanan ürolojik kanser olmasına rağmen mesane ya da böbrek kanserindeki belirgin sigara etkeni gibi belirli bir nedeni veya alınabilecek belli önlemler yok. Ancak her hastalıkta olduğu gibi riski azaltmak için sağlıklı bir yaşam sürmek önemli. Dengeli beslenme ve dengeli fiziksel aktivite sağlığı olumlu etkiliyor ancak prostat kanseri açısından mucizevi bir önlem yok. Tek önerimiz dengeli bir yaşam sürmek ve düzenli doktor kontrollerini ihmal etmemek” uyarısında bulundu.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Sağlık Haberleri

Akromegali ciddi işlevsel bozukluklara yol açabiliyor – İnternet Haber

“Aşırı derecede büyüme” şeklinde de tanımlanabilen akromegali hastalığı, erişkinlerde genellikle 40-50’li yaşlarda ortaya çıkıyor. Nadir görülen …

Published

on

By

“Aşırı derecede büyüme” şeklinde de tanımlanabilen akromegali hastalığı, erişkinlerde genellikle 40-50’li yaşlarda ortaya çıkıyor. Nadir görülen bir hastalık olan akromegali, çeşitli yüz değişimlerine, yüzde kabalaşma ve kemikleşmenin belirginleşmesine neden oluyor. Hastalığın görme sinirlerini, büyük damarsal yapıları, kritik beyin bölgelerini basıya uğratarak ciddi işlevsel bozukluklarına neden olabileceğini belirten uzmanlar, yavaş seyirli olan hastalıkta erken teşhisin önemini vurguluyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahı Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, “aşırı derecede büyüme” şeklinde de tanımlanabilen “akromegali” hastalığına ilişkin değerlendirmede bulundu.

Nadir görülen bir hastalıktır

Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, akromegalinin kelime anlamı olarak “uçların büyümesi” anlamına geldiğini söyledi. Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, “Erişkin dönemde görülen ve hastaların tamamına yakın bir oranında ön hipofiz bezinde ama çok seyrek olarak başka yapılarda aşırı düzeyde büyüme hormonu ya da bazen IGF-1 üreten tümör nedeniyle ortaya çıkan, seyrek rastlanan bir hastalıktır.” dedi.

Akromegaliye orta yaşlarda rastlanıyor

Aynı durumun henüz büyümenin sürdüğü çocukluk ya da erken gençlik döneminde ortaya çıkarsa gigantizm yani devlik denilen durum görüldüğünü belirten Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, “Akromegaliye erişkinde genellikle orta yaşta yani 40-50 yaşlarda rastlanır. Ne yazık ki hastalığın başlamasıyla tanı arasında ortalama beş yıl, bazen daha da uzun bir süre geçmektedir. Bu durum, hastalığın yavaş seyirli olması ve hastaların tanı için önemli belirtileri fazla önemsememesine bağlanabilir.” diye konuştu.

Yüzde değişiklikler oluşuyor

Büyüme hormonunun aşırı düzeyde olmasının fiziksel değişikliklere yol açtığını kaydeden Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, “Erişkinde çeşitli yüz değişimlerine, yüzde kabalaşma ve kemikleşmenin belirginleşmesine neden olur. Aralıklı çekilen yüz fotoğraflarında bu çok açık bir biçimde fark edilir. Dilin büyümesine ve ses değişikliğine, ellerin ve ayakların büyümesine ki bu nedenle eldiven ve ayakkabı numaraları yıllar içinde artar. Deride kalınlaşmaya, horlamaya ve yorgunluğa neden olur.” diye konuştu.

Önemli sistem bozuklukları da ortaya çıkabiliyor

Hastalığın tüm organizmayı etkilemesi nedeniyle ayrıca son derece önemli çeşitli sistem bozukluklarının da ortaya çıkabileceğini ifade eden Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, şu bilgileri verdi: “Örneğin kalp ve damar hastalıklarının (hipertansiyon, kalp yetmezliği gibi), romatolojik hastalıkların, nörolojik bulguların, solunum sistemi hastalıklarının (uyku apne sendromu, oksijenlenme yetersizliği gibi), metabolik bozuklukların (örneğin diabetes mellitus yani şeker hastalığının), aşırı terleme, karpal tünel sendromu ve çeşitli kanserlerin gelişmesine yol açabilir.”

Erken tanı önemlidir

Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, kafa tabanında ön hipofizde büyüyen bu tümörün öncelikli olarak kitlesiyle yakın komşuluğundaki görme sinirlerini, büyük damarsal yapıları, kritik beyin bölgelerini basıya uğratarak ciddi işlevsel bozukluklarına neden olabileceğini kaydetti. Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, “Ayrıca kafa içinde basıncın artmasına neden olarak yaşamsal risklere, hipofiz bezinin diğer hormonları üretmede yetersiz kalmasına neden olabilir. Bu bakımdan organizmada pek çok hastalık ve bozukluğa yol açarak hem yaşam kalitesini düşüren hem de yaşamsal risk taşıyan “akromegali” hastalığının erken tanısı ve tedavisi son derece önemlidir.” diye konuştu.

MRG ile tanı konuyor

Akromegali hastalığının tanı ve tedavi sürecinde birçok alandan uzmanın görüşü alınması gerektiğini belirten Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, şunları söyledi:

“Akromegali hastalarında tanı hastanın tipik görünümü, özellikle hipofiz bezine yönelik görüntülemeler ile konur. En önemlisi bu hastalığa özel bir teknikle yapılan Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) tekniğidir. Geniş hormonal ve çeşitli biyokimyasal incelemeler ve göz muayenesi yapılarak sağlanır. Bu hastalıkta beyin cerrahı, endokrinolog, nöroradyolog, göz hekimi, patolog, göğüs hastalıkları uzmanı başta olmak üzere birçok disiplinden hekimin tanı, tedavi ve takip sürecinde yer alması gereklidir.”

Hipofiz tümörü genellikle iyi huyludur

Tedavide ilk seçeneğin hipofiz tümörünün cerrahi olarak çıkarılması olduğunu kaydeden Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, “Bazen görme fonksiyonunun kurtarılabilmesi amacıyla cerrahinin acil olarak yapılması bile gerekli olabilir. Cerrahi tedavi hastaların büyük bir oranında şifa sağlamaktadır; bu tümörlerin hemen hepsi iyi huylu tümörler oldukları için cerrahi sonrası ayrıca radyoterapi, kemoterapi gibi diğer onkolojik tedavileri pek gerektirmezler. Tedavide cerrahi dışında kullanılan bazı ilaçlar da bulunmaktadır. Bunun dışında kuşkusuz akromegalide gelişen çeşitli sistem bozukluk ya da hastalıklarının tedavisi de yapılmalıdır. Akromegali hastalarının tedavisi yapıldıktan sonra da takipleri uzun dönemde sürdürülmelidir.” diye konuştu.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Sağlık Haberleri

Gözlerinizde Hüzünlü ve Yorgun Bir İfade Varsa… – İnternet Haber

İnsan yaş aldıkça vücudundaki dokular da yaşlanmaya başlıyor. Bu yaşlanmanın etkileri en fazla ciltte görülüyor ve özellikle göz kapakları ile …

Published

on

By

İnsan yaş aldıkça vücudundaki dokular da yaşlanmaya başlıyor. Bu yaşlanmanın etkileri en fazla ciltte görülüyor ve özellikle göz kapakları ile çevresinde belirginleşiyor. Kişinin yaşlanması durdurulamasa da, en azından daha genç bir görüntüye kavuşması bazı işlemlerle mümkün olabiliyor. Genç ve bakımlı görünmenin bir yolu da göz kapaklarına yapılan blefaroplasti operasyonlarından geçiyor. Memorial Şişli Hastanesi Göz Merkezi’nden Doç. Dr. Gamze Öztürk Karabulut, blefaroplasti hakkında bilgi verdi.

Yaşlanma, güneş ışınları, sigara kullanımı, düzensiz uyku, hava kirliliği, alkol alımı ve buna benzer pek çok faktör nedeniyle ciltte olumsuz etkiler görülebildiği gibi, alt ve üst göz kapak cildinde sarkma, yağ fıtıklaşması gibi problemler oluşabilir. Hastaların en büyük şikayeti uykularını çok iyi alsalar da göz kapaklarındaki sorun nedeniyle dışarıdan “çok yorgunsun”, “kırışıklıkların artmış” gibi yorumlar almaları olmaktadır. Bunun yanında görme alanını engelleyen fazla deri, blefaroplasti adaylarının ameliyat kararı vermelerinde rol oynayan faktörlerden bir diğeridir.

Yorgunluk ifadesinden kurtulmak mümkün

Yaşla ve farklı faktörlerle birlikte göz kapağı derisinde de elastikiyet kaybı olur, yerçekiminin de etkisiyle göz kapakları sarkabilir, kirpik seviyesine gelebilir, kirpikleri bile örtebilir. Bu durumda kişide yorgunluk ifadesi oluşur ve hastanın görme alanında özellikle üst bölgede daralma meydana gelir. Oysa tüm bu sorunlardan kurtulmanın yolu bulunmaktadır. Blefaroplasti ameliyatları ile bu sıralanan sebeplerden etkilenen alt veya üst göz kapakları olması gereken görünüme kavuşmaktadır. Blefaroplasti yani göz kapağı estetiği ile alt ve üst göz kapaklarındaki fazla cilt dokusu çıkarılır, fıtıklaşan yağ yastıkçıkları ya çıkarılır ya da diğer bölgelere yayılır.

5-10 yaş genç gösteriyor

Blefaroplasti türü hastanın şikayetine göre değişmektedir. Ameliyatın hemen ardından gençleşme kalıcı olur. Ancak yaşlanma devam etmektedir. Kişi blefaroplasti ile birlikte 5-10 sene öncesine döner ama buradan itibaren de yaşlanma devam eder. Blefaroplastiyle ilgili merak edilen bir konu da erkek ya da kadın fark etmeden yapılıp yapılmayacağıdır. Blefaroplastiyi hem kadın hem erkek yaptırabilir. Fakat cerrahi yaklaşım farkı vardır.

Hüzünlü gözlere badem göz ameliyatı

Göz estetiğinin bir türü de badem göz ameliyatlarıdır. Kantoplasti yani halk arasında badem göz ameliyatı göz kapaklarının dış komissürünü yeniden oluşturmak için yapılan minimal invaziv bir işlemdir. “Bella eyes” ameliyatı olarak da bilinen bu ameliyat ile gözler hafif çekik, yukarı doğru kalkık bir göz şekli oluşturulur. Göz kenarına küçük kesiler yapılır, dış kantus yani göz kapaklarının birleştiği dış kısım yukarıya asılır, onarılır. Badem göz ameliyatı ile bakışlardaki hüzünlü ifade kaldırılır. Görünümü gençleştirir, gözler daha yumuşak ve badem biçiminde olur, hüzünlü ve yorgun görünüm ortadan kalkar. Badem göz ameliyatı blefaroplasti ile aynı kesilerden uygulanabilir.

İzler görünmüyor

Genellikle göz kapağı ile ilgili ameliyatlarda kesi yerleri üst kapak kısmında tam kapağın kıvrım yerinde, alt kapak kısmında ise kirpik diplerinde ya da göz kapağı içinde olur. Bu izler de ameliyatın birinci ayından itibaren görünmez hale gelir. Kozmetik açıdan çok olumlu bir işlemdir.

Ameliyattan sonra canlı ve dingin görünüm

Bu ameliyatı yaptırmak isteyen hastalar çoğunlukla 35 yaş üstünde olan kişilerdir. Ancak ailesel olarak sarkık göz kapağından muzdarip olanlar bu yaştan daha erken bir zamanda da bu ameliyatı olmak isteyebilir. Ancak ameliyat yaşlanmayı durduramasa da ameliyat sonrasında kişinin yorgun yüz ifadesi hemen değişerek kendisini canlı, diri, dingin bir ifadeye bırakır. Sağlık sorunu olmayan herkes bu ameliyatı yaptırabilir. Blefaroplasti ameliyatı olanlar genellikle görünümlerinin değişmesini olumlu karşılar.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Sağlık Haberleri

Harvard’ın Yeni Araştırması, Ceviz Tüketimi ile Beklenen Yaşam Süresi Arasındaki Bağlantıyı İnceliyor – İnternet Haber

Araştırmanın bulguları, düzenli ceviz tüketimi ile daha uzun yaşam süresi ve daha düşük kalp damar hastalıklarından ölüm riski arasında bir …

Published

on

By

Araştırmanın bulguları, düzenli ceviz tüketimi ile daha uzun yaşam süresi ve daha düşük kalp damar hastalıklarından ölüm riski arasında bir bağlantı bulunduğunu gösteriyor

Harvard T.H. Chan Halk Sağlığı Okulu’ndan araştırmacıların yürüttüğü bir çalışmaya göre, ABD’deki yaşlı yetişkinler için, daha fazla ceviz tüketimi hem miktar hem de sıklık açısından daha fazla ceviz tüketmeyenlere kıyasla daha düşük ölüm riski ve daha uzun beklenen yaşam süresi ile ilişkilendirilebilir.

“Bu çalışmadan öğrendiğimiz şu ki; haftada birkaç avuç ceviz dahi, özellikle beslenme düzeninin niteliği pek de iyi olmayan kişilerin uzun bir ömür sürmesine yardımcı olabilir,” diyen Harvard T.H. Chan Kamu Sağlığı Okulu, Beslenme Bölümü Kıdemli Araştırmacısı ve bu çalışmanın lider araştırmacısı Yanping Li, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu sonuç, sağlığını iyileştirmek isteyen birçok kişi için faydalı olabilecek bir ipucu.”

California Walnut Commission tarafından desteklenen ve Nutrients‘ta yayımlanan bu çalışma, haftada beş ya da daha fazla porsiyon (bir porsiyon = yaklaşık 25-30 gram) ceviz tüketmenin ölüm riskini azaltmaya ve beklenen yaşam süresini artırmaya büyük katkı sağlayabileceği sonucuna ulaştı. İnsanların haftada beş ya da daha fazla porsiyon ceviz yemesi, ceviz tüketmeyen kişilere kıyasla, 14 daha düşük ölüm riski (tüm nedenlerden ötürü ölüm), 25 daha düşük kalp damar hastalıklarından ölüm riski ve beklenen yaşam süresinin yaklaşık 1,3 yıl uzamasıyla ilişkilendirildi. Haftada iki ila dört kez ceviz tüketmenin de birtakım faydaları olabilir. Bu çalışma ceviz tüketmeyen kişilere kıyasla genel ölüm riskinde 13 oranında bir düşüşe, kalp damar hastalıklarından ölüm riskinden 14 oranında bir düşüşe ve yaklaşık bir yıl daha uzun yaşam süresine neden olabileceğini gösterdi.

Kalp krizine bağlı ölüm oranlarında Avrupa ortalamasının üzerindeyiz

“Kalp hastalıkları ne yazık ki, Türkiye’de her yıl 300.000 kalp krizi, 125.000 ölüme yol açıyor. Bu doğrultuda Harvard Üniversitesinde yapılan bu araştırma ve ortaya çıkan bulgular son derece önemli,” diye konuşan Kardiyoloji Uzmanı Dr. Baha Aydoğ, Dünya Sağlık Örgütüne göre uygun yaşam tarzı değişiklikleri ile kalp damar hastalıklarına bağlı ölümlerin dörtte üçünden fazlasının önlenebileceğini belirtti. Aydoğ, kalp krizine bağlı ölüm oranlarının Avrupa ortalamasının üzerinde olduğu ülkemizde bu olumsuz durumun çocukluktan itibaren başlayan sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri ve kalp dostu beslenme ile aşılabileceğinin de altını çizdi.

Uzman Doktor Baha Aydoğ “Akdeniz tipi beslenme ve ALA bakımından zengin gıdaların vücudumuzun ve hayatımızın hemen her yönü için iyileştirici etkileri olduğunu biliyoruz. Bundan sonra, strese gireceğinizi hissettiğinizde fast-food, şekerleme ve geçici olarak kendinizi iyi hissetmenizi sağlayan diğer her şeylerden uzak durun. Bunlar yerine, bir avuç ceviz tüketin,” dedi.

Kronik hastalık riskini öngören gıdalara ve besinlere dayalı doğrulanmış bir indeksle ölçüldüğü üzere, günde sadece bir buçuk porsiyon daha fazla ceviz tüketmenin, optimal olmayan bir diyete sahip kişiler için dahi bazı faydaları olabileceği ilginç bir bulgudur. Bu miktarda bir tüketim, ölüm riskinin 12 ve kalp ve damar hastalıklarından ölüm riskinin 26 oranında azalmasını sağlayabilir.

Araştırmacılar, bu çalışma için Hemşirelerin Sağlık Çalışması’ndan yaş ortalaması 63,3 olan 67.014 kadının ve Sağlık Profesyonelleri Takip Çalışması’ndan 1986 yılında yaş ortalaması 63,3 olan 26.326 erkeğin verilerini inceledi (ilk döngüde her iki grupta da ceviz tüketimi verileri toplandı). Katılımcılar, çalışmalara katıldığında nispeten sağlıklı idi (örneğin kanser hastası değillerdi, kalp hastalıkları yoktu ve kalp krizi geçirmemişlerdi) ve yaklaşık 20 yıl boyunca (1998-2018) takip edildiler. Katılımcılar, her dört yılda bir kez genel beslenme düzenlerine ne sıklıkta ceviz, diğer ağaç yemişleri ve yer fıstığı tükettikleri dahil- ve egzersiz ve sigara içme durumları gibi yaşam tarzı faktörlerine ilişkin bilgiler verdi. Katılımcıların ne kadar ceviz tükettikleri, bu şekilde değerlendirildi. Araştırmacılar, bu verilere dayanarak farklı seviyelerdeki ceviz tüketimiyle uzun ömür ile ilgili farklı sağlık göstergeleri arasındaki ilişkileri belirleyebildi.

Prospektif bir gözlemsel çalışma olarak, bu sonuçlar bir sebep sonuç ilişkisinin bulunduğunu kanıtlamamakla birlikte, cevizin uzun ömürlülüğü destekleyen genel bir sağlıklı yaşam tarzını nasıl destekleyebileceğine ışık tutmaktadır. Daha fazla ceviz tüketen katılımcıların fiziksel olarak aktif olma, daha sağlıklı beslenme, daha az alkol tüketme ve multivitamin alma eğiliminde olduğu görülmüştür. Tüm bu faktörler, beklenen yaşam süresini etkileyebilir fakat araştırmacılar analizlerinde bu yönlere göre ayarlama yapmıştır. Ayrıca bu verilerin devam eden COVID-19 pandemisinden önce toplandığının da belirtilmesi gerekmektedir.

25-30 gram ceviz; protein (4gr), lif (2 gr), iyi bir magnezyum kaynağı (45 mg) ve harikulade bir elzem omega-3 ALA kaynağı olmak dahil, optimum sağlık için önemli besin maddelerinin kaynağıdır.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Trending