Connect with us

Sağlık Haberleri

Erkeklerde en sık görülen 2. kanser!

Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser olan prostat kanseri günümüzde giderek yaygınlaşıyor. Özellikle 50 yaşından sonra görülme sıklığı artan …

Published

on

Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser olan prostat kanseri günümüzde giderek yaygınlaşıyor. Özellikle 50 yaşından sonra görülme sıklığı artan ve her 7 erkekten 1’inin kapısını çalan prostat kanserinin sebebinin kesin olarak bilinmemekle birlikte obezitenin, kolesteroldan zengin batı tipi beslenmenin ve genetik faktörlerin riski artırdığını vurgulayan Acıbadem Üniversitesi Maslak Hastanesi Minimal İnvaziv ve Robotik Üroloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ali Rıza Kural “Prostat kanseri sinsice ilerlediği ve başlangıçta hiçbir hastada hiçbir yakınmaya yol açmadığı için ileri evrede karşımıza çıkıyor. Bu nedenle ailesinde baba veya kardeşinde prostat kanseri olanların, ayrıca ailesinde meme kanseri olanların genetik olarak risk arttığından 40 yaştan itibaren; yoksa 50 yaşından itibaren erken tanı için her yıl serum PSA (prostat spesifik antijen) tayini ve parmakla rektal muayene (PRM) yaptırması erken teşhis için kritik önem taşıyor” diyor. Prof. Dr. Ali Rıza Kural, Eylül ayı Dünya Prostat Kanseri Farkındalık Ayı ve 15 Eylül Dünya Prostat Kanseri Farkındalık Günü kapsamında yaptığı açıklamada, en sık sorulan 8 soruyu yanıtladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

SORU: Prostat kanseri tanısı için sadece PSA baktırmak tek başına yeterlidir deniyor. Parmakla yapılan muayeneyi yaptırmak istemiyorum. Ne yapmalıyım?

CEVAP: PSA baktırmak tabii ki önemlidir. Ancak az sayıda da olsa PSA’yı çok üretmeyen saldırgan kanserler de vardır. Ayrıca her yükselen PSA kanser var anlamına gelmez, başka nedenlerle de PSA yükselebilir. Yaşa özgü PSA normal de olsa parmakla prostat muayenesi (PRM) bu hastalar için çok önemlidir. PSA değeri ne olursa olsun PRM’de sertlik bulunması prostat kanseri şüphesi uyandırmalı ve gerekli görüntülemelerden sonra mutlaka biyopsi yapılmalıdır.

SORU: Bir yakınımda hiçbir şikayeti olmamasına rağmen yapılan tetkiklerde prostat kanseri saptandı ve bize sürpriz oldu. Prostat kanseri belirti vermez mi ?

CEVAP: Prostat kanseri erken dönemde herhangi bir yakınmaya yol açmaz. İleri evre kanserlerde tümör kitlesinin idrar yollarına bası yapması nedeniyle zor ve sık idrar etme, menide kan gelme, kemik ağrıları ve kilo kaybı olabilir. Bu nedenle erken tanı önemlidir. Aile öyküsü varlığında 40 yaşından itibaren, yoksa 50 yaşından itibaren her yıl gerekli testler ve muayeneler yapılmalıdır.

SORU: PSA değerim yüksek çıkınca gittiğim doktor hemen biyopsi yapalım dedi. Bunun üzerine telaşlandım ve ikinci bir görüş almak için gittiğim ürolog önce MR yapalım, sonucuna göre karar verelim dedi. Ayrıca başka parametrelere de bakacağını söyledi. Hangi yoldan gitmeliyim ?

CEVAP: Her PSA yüksekliği prostat kanseri varlığı anlamına gelmez. Total PSA ile serbest PSA değerlerini oranladığımızda serbest/total oranı 0.19’dan daha düşükse kanser şüphemiz artar. Diğer bir ölçüm “PSA dansitesi”dir. Bu ölçümde PSA değeri prostat hacmine bölünür ve bulunan değer 0.15’ten yüksekse yine prostat kanseri şüphemiz artar. Son yıllarda PSA’nın bir fraksiyonu olan Pro-PSA’dan hesaplanan Phi değerinin olması gerekenden yüksek bulunması da prostat kanseri şüphemizi artırır. Bütün bu değerlendirmelerle birlikte şüphe oluştuğunda prostatın yüksek çözünürlüklü fotoğrafı olarak tarif edebileceğimiz Multiparametrik Prostat MR’ı mutlaka çekilmeli ve gerekiyorsa biyopsi yapılmalıdır.

SORU: Yapılan inceleme ve biyopsi sonucu bende prostat kanseri saptandı. Biyopsiyi yapan doktor hemen ameliyat önerdi. Gittiğim diğer bir doktor ise ameliyata veya herhangi bir tedaviye gerek yok takip edelim dedi ? Kafam karıştı, ne yapmalıyım?

CEVAP: Her prostat kanserli hastada ameliyat veya diğer tedaviler gerekli olmayabilir. Yapılan biyopside örneklerin bir veya ikisinde, dokunun yarısından azında Gleason Skor 3+3:6, yani saldırgan olmayan kanser varsa bu hastalar ameliyat veya diğer yöntemlerle tedavi edilmemeli, düzenli olarak takip edilmelidirler. Binlerce hasta üzerinde yapılmış olan ve yıllar süren çalışmalarda bu tümörlerin çoğunun hastalara yaşamları süresince zarar vermediği görülmüştür. Böyle bir durumda Aktif İzlem yöntemi uygulanarak 6 ayda bir PSA tayini ve iki yıl içerisinde MR çekip odaklanmış biyopsi yapılması yeterlidir. Bu hastaların 5 yıl içerisinde ancak yüzde 25-30’u tedavi gerektirecektir. Diğerlerinde ise ömür boyu hiçbir tedavi gerekmeyecektir.

SORU: İdrar şikayetlerim beni çok rahatsız etmiyor ama ileride kanser olmayayım diye şimdiden prostat ameliyatı olmak istiyorum, sakıncası var mıdır?

CEVAP: Prof. Dr. Ali Rıza Kural “İyi huylu prostat büyümesinde genelde idrar yolundan girerek (gland çok büyükse robotik ameliyat) yaptığımız ameliyatlarda prostatın “Transizyonel Zon” dediğimiz bölümünü çıkartırız. Böylece idrar yolu açılarak hastalar rahat idrar yaparlar. “Periferal Zon” dediğimiz prostatın kabuk kısmını hastada bırakırız. Prostat kanseri de çoğunlukla bu bölümden çıkar. Sonuçta iyi huylu prostat ameliyatı olmak kanser riskini ortadan kaldırmaz. Ayrıca iyi huylu prostat büyümesi nedeniyle ameliyat ettiğimiz özellikle genç yaştaki hastaların PSA düzeylerini ilerleyen yıllarda takip ederiz ve gerektiğinde PRM yaparız” diyor.

SORU: Yapılan biyopside prostat kanseri saptandı. Doktorum açık ameliyat önerdi. “Açık ameliyatta elimle daha iyi hissediyorum” dedi. Diğer bir hekim de kesinlikle Robotik ameliyat önerdi. Ne yapmalıyım ?

CEVAP: Robotik Radikal Prostatektomi ameliyatı, son 20 yıldır giderek artan sayıda uygulanmaktadır. İlk yıllarda açık cerrahi mi yoksa robotik cerrahi mi uygulanmalı sorusunun cevabı artık verilmiştir. Kanser kontrolü açısından iki yöntem arasında belirgin fark olmasa da idrar kontrolü ve cinsel ereksiyonun düzelmesi robotik ameliyatlarda belirgin şekilde daha iyidir. Ayrıca robotik radikal prostatektomi ameliyatlarında kan verilme oranları yüzde 1’in altında olup, ameliyat sonrası iyileşme hızı da 2 misli daha kısadır. Artık günümüzde ameliyat öncesi her türlü detaylı anatomik bilgiye ulaşabildiğimiz için “elimle daha iyi hissediyorum” görüşü artık geçerli değildir. Ekonomik yönden ulaşılabiliyorsa Robotik ameliyat tercih edilmelidir.

SORU: Vitamin kullanmak prostat kanserini önler mi ?

CEVAP: Vitamin kullanma konusu yıllardır çok konuşulmuştur. Özellikle Selenyum ve E vitamininin bir dönem kullanılması tavsiye edilmişse de “Select” çalışması bunun bir yararının olmadığını göstermiştir. Bugün prostat kanserinden sakınmak için; bu 5 basit ama etkili önlemi almak yani; yağdan fakir beslenmek, bol meyve ve sebze yemek, süt ve süt ürünlerini çok fazla tüketmemek, bol sıvı almak ve egzersiz yapmak önerilmektedir. Herhangi bir vitamin veya ilacın yararı yoktur.

SORU: PSA seviyesinin yüksek olduğunu söylediğimde eczaneden bazı ilaçlar önerdiler. Satın aldım ama kullanma konusunda tereddütteyim; kullanmalı mıyım?

CEVAP: Prof. Dr. Ali Rıza Kural “5 alfa redüktaz inhibitörü dediğimiz ilaçlar (Finasteride, Dutasteride) özellikle prostat boyutlarını bir miktar küçültebilirler ve PSA düzeylerini de yarıya kadar indirebilirler. Ancak bu ilaçların libidoda azalma veya ereksiyon kusuru gibi yan etkileri olabilir. Ayrıca PSA değerinin bu ilaçlarla birlikte düşmesi, kanser şüphesiyle takip ettiğimiz hastalarda yanılgıya yol açabilir. Bu tip ilaçlar kanser olmadığından emin olduğumuz, daha çok ileri yaş ve prostat volümü 50 ml.’nin üzerinde olan hastalarda şikayetleri azaltmak amacıyla hekim kontrolünde kullanılmalıdır” diyor.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Sağlık Haberleri

Akromegali ciddi işlevsel bozukluklara yol açabiliyor – İnternet Haber

“Aşırı derecede büyüme” şeklinde de tanımlanabilen akromegali hastalığı, erişkinlerde genellikle 40-50’li yaşlarda ortaya çıkıyor. Nadir görülen …

Published

on

By

“Aşırı derecede büyüme” şeklinde de tanımlanabilen akromegali hastalığı, erişkinlerde genellikle 40-50’li yaşlarda ortaya çıkıyor. Nadir görülen bir hastalık olan akromegali, çeşitli yüz değişimlerine, yüzde kabalaşma ve kemikleşmenin belirginleşmesine neden oluyor. Hastalığın görme sinirlerini, büyük damarsal yapıları, kritik beyin bölgelerini basıya uğratarak ciddi işlevsel bozukluklarına neden olabileceğini belirten uzmanlar, yavaş seyirli olan hastalıkta erken teşhisin önemini vurguluyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahı Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, “aşırı derecede büyüme” şeklinde de tanımlanabilen “akromegali” hastalığına ilişkin değerlendirmede bulundu.

Nadir görülen bir hastalıktır

Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, akromegalinin kelime anlamı olarak “uçların büyümesi” anlamına geldiğini söyledi. Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, “Erişkin dönemde görülen ve hastaların tamamına yakın bir oranında ön hipofiz bezinde ama çok seyrek olarak başka yapılarda aşırı düzeyde büyüme hormonu ya da bazen IGF-1 üreten tümör nedeniyle ortaya çıkan, seyrek rastlanan bir hastalıktır.” dedi.

Akromegaliye orta yaşlarda rastlanıyor

Aynı durumun henüz büyümenin sürdüğü çocukluk ya da erken gençlik döneminde ortaya çıkarsa gigantizm yani devlik denilen durum görüldüğünü belirten Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, “Akromegaliye erişkinde genellikle orta yaşta yani 40-50 yaşlarda rastlanır. Ne yazık ki hastalığın başlamasıyla tanı arasında ortalama beş yıl, bazen daha da uzun bir süre geçmektedir. Bu durum, hastalığın yavaş seyirli olması ve hastaların tanı için önemli belirtileri fazla önemsememesine bağlanabilir.” diye konuştu.

Yüzde değişiklikler oluşuyor

Büyüme hormonunun aşırı düzeyde olmasının fiziksel değişikliklere yol açtığını kaydeden Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, “Erişkinde çeşitli yüz değişimlerine, yüzde kabalaşma ve kemikleşmenin belirginleşmesine neden olur. Aralıklı çekilen yüz fotoğraflarında bu çok açık bir biçimde fark edilir. Dilin büyümesine ve ses değişikliğine, ellerin ve ayakların büyümesine ki bu nedenle eldiven ve ayakkabı numaraları yıllar içinde artar. Deride kalınlaşmaya, horlamaya ve yorgunluğa neden olur.” diye konuştu.

Önemli sistem bozuklukları da ortaya çıkabiliyor

Hastalığın tüm organizmayı etkilemesi nedeniyle ayrıca son derece önemli çeşitli sistem bozukluklarının da ortaya çıkabileceğini ifade eden Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, şu bilgileri verdi: “Örneğin kalp ve damar hastalıklarının (hipertansiyon, kalp yetmezliği gibi), romatolojik hastalıkların, nörolojik bulguların, solunum sistemi hastalıklarının (uyku apne sendromu, oksijenlenme yetersizliği gibi), metabolik bozuklukların (örneğin diabetes mellitus yani şeker hastalığının), aşırı terleme, karpal tünel sendromu ve çeşitli kanserlerin gelişmesine yol açabilir.”

Erken tanı önemlidir

Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, kafa tabanında ön hipofizde büyüyen bu tümörün öncelikli olarak kitlesiyle yakın komşuluğundaki görme sinirlerini, büyük damarsal yapıları, kritik beyin bölgelerini basıya uğratarak ciddi işlevsel bozukluklarına neden olabileceğini kaydetti. Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, “Ayrıca kafa içinde basıncın artmasına neden olarak yaşamsal risklere, hipofiz bezinin diğer hormonları üretmede yetersiz kalmasına neden olabilir. Bu bakımdan organizmada pek çok hastalık ve bozukluğa yol açarak hem yaşam kalitesini düşüren hem de yaşamsal risk taşıyan “akromegali” hastalığının erken tanısı ve tedavisi son derece önemlidir.” diye konuştu.

MRG ile tanı konuyor

Akromegali hastalığının tanı ve tedavi sürecinde birçok alandan uzmanın görüşü alınması gerektiğini belirten Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, şunları söyledi:

“Akromegali hastalarında tanı hastanın tipik görünümü, özellikle hipofiz bezine yönelik görüntülemeler ile konur. En önemlisi bu hastalığa özel bir teknikle yapılan Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) tekniğidir. Geniş hormonal ve çeşitli biyokimyasal incelemeler ve göz muayenesi yapılarak sağlanır. Bu hastalıkta beyin cerrahı, endokrinolog, nöroradyolog, göz hekimi, patolog, göğüs hastalıkları uzmanı başta olmak üzere birçok disiplinden hekimin tanı, tedavi ve takip sürecinde yer alması gereklidir.”

Hipofiz tümörü genellikle iyi huyludur

Tedavide ilk seçeneğin hipofiz tümörünün cerrahi olarak çıkarılması olduğunu kaydeden Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, “Bazen görme fonksiyonunun kurtarılabilmesi amacıyla cerrahinin acil olarak yapılması bile gerekli olabilir. Cerrahi tedavi hastaların büyük bir oranında şifa sağlamaktadır; bu tümörlerin hemen hepsi iyi huylu tümörler oldukları için cerrahi sonrası ayrıca radyoterapi, kemoterapi gibi diğer onkolojik tedavileri pek gerektirmezler. Tedavide cerrahi dışında kullanılan bazı ilaçlar da bulunmaktadır. Bunun dışında kuşkusuz akromegalide gelişen çeşitli sistem bozukluk ya da hastalıklarının tedavisi de yapılmalıdır. Akromegali hastalarının tedavisi yapıldıktan sonra da takipleri uzun dönemde sürdürülmelidir.” diye konuştu.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Sağlık Haberleri

Gözlerinizde Hüzünlü ve Yorgun Bir İfade Varsa… – İnternet Haber

İnsan yaş aldıkça vücudundaki dokular da yaşlanmaya başlıyor. Bu yaşlanmanın etkileri en fazla ciltte görülüyor ve özellikle göz kapakları ile …

Published

on

By

İnsan yaş aldıkça vücudundaki dokular da yaşlanmaya başlıyor. Bu yaşlanmanın etkileri en fazla ciltte görülüyor ve özellikle göz kapakları ile çevresinde belirginleşiyor. Kişinin yaşlanması durdurulamasa da, en azından daha genç bir görüntüye kavuşması bazı işlemlerle mümkün olabiliyor. Genç ve bakımlı görünmenin bir yolu da göz kapaklarına yapılan blefaroplasti operasyonlarından geçiyor. Memorial Şişli Hastanesi Göz Merkezi’nden Doç. Dr. Gamze Öztürk Karabulut, blefaroplasti hakkında bilgi verdi.

Yaşlanma, güneş ışınları, sigara kullanımı, düzensiz uyku, hava kirliliği, alkol alımı ve buna benzer pek çok faktör nedeniyle ciltte olumsuz etkiler görülebildiği gibi, alt ve üst göz kapak cildinde sarkma, yağ fıtıklaşması gibi problemler oluşabilir. Hastaların en büyük şikayeti uykularını çok iyi alsalar da göz kapaklarındaki sorun nedeniyle dışarıdan “çok yorgunsun”, “kırışıklıkların artmış” gibi yorumlar almaları olmaktadır. Bunun yanında görme alanını engelleyen fazla deri, blefaroplasti adaylarının ameliyat kararı vermelerinde rol oynayan faktörlerden bir diğeridir.

Yorgunluk ifadesinden kurtulmak mümkün

Yaşla ve farklı faktörlerle birlikte göz kapağı derisinde de elastikiyet kaybı olur, yerçekiminin de etkisiyle göz kapakları sarkabilir, kirpik seviyesine gelebilir, kirpikleri bile örtebilir. Bu durumda kişide yorgunluk ifadesi oluşur ve hastanın görme alanında özellikle üst bölgede daralma meydana gelir. Oysa tüm bu sorunlardan kurtulmanın yolu bulunmaktadır. Blefaroplasti ameliyatları ile bu sıralanan sebeplerden etkilenen alt veya üst göz kapakları olması gereken görünüme kavuşmaktadır. Blefaroplasti yani göz kapağı estetiği ile alt ve üst göz kapaklarındaki fazla cilt dokusu çıkarılır, fıtıklaşan yağ yastıkçıkları ya çıkarılır ya da diğer bölgelere yayılır.

5-10 yaş genç gösteriyor

Blefaroplasti türü hastanın şikayetine göre değişmektedir. Ameliyatın hemen ardından gençleşme kalıcı olur. Ancak yaşlanma devam etmektedir. Kişi blefaroplasti ile birlikte 5-10 sene öncesine döner ama buradan itibaren de yaşlanma devam eder. Blefaroplastiyle ilgili merak edilen bir konu da erkek ya da kadın fark etmeden yapılıp yapılmayacağıdır. Blefaroplastiyi hem kadın hem erkek yaptırabilir. Fakat cerrahi yaklaşım farkı vardır.

Hüzünlü gözlere badem göz ameliyatı

Göz estetiğinin bir türü de badem göz ameliyatlarıdır. Kantoplasti yani halk arasında badem göz ameliyatı göz kapaklarının dış komissürünü yeniden oluşturmak için yapılan minimal invaziv bir işlemdir. “Bella eyes” ameliyatı olarak da bilinen bu ameliyat ile gözler hafif çekik, yukarı doğru kalkık bir göz şekli oluşturulur. Göz kenarına küçük kesiler yapılır, dış kantus yani göz kapaklarının birleştiği dış kısım yukarıya asılır, onarılır. Badem göz ameliyatı ile bakışlardaki hüzünlü ifade kaldırılır. Görünümü gençleştirir, gözler daha yumuşak ve badem biçiminde olur, hüzünlü ve yorgun görünüm ortadan kalkar. Badem göz ameliyatı blefaroplasti ile aynı kesilerden uygulanabilir.

İzler görünmüyor

Genellikle göz kapağı ile ilgili ameliyatlarda kesi yerleri üst kapak kısmında tam kapağın kıvrım yerinde, alt kapak kısmında ise kirpik diplerinde ya da göz kapağı içinde olur. Bu izler de ameliyatın birinci ayından itibaren görünmez hale gelir. Kozmetik açıdan çok olumlu bir işlemdir.

Ameliyattan sonra canlı ve dingin görünüm

Bu ameliyatı yaptırmak isteyen hastalar çoğunlukla 35 yaş üstünde olan kişilerdir. Ancak ailesel olarak sarkık göz kapağından muzdarip olanlar bu yaştan daha erken bir zamanda da bu ameliyatı olmak isteyebilir. Ancak ameliyat yaşlanmayı durduramasa da ameliyat sonrasında kişinin yorgun yüz ifadesi hemen değişerek kendisini canlı, diri, dingin bir ifadeye bırakır. Sağlık sorunu olmayan herkes bu ameliyatı yaptırabilir. Blefaroplasti ameliyatı olanlar genellikle görünümlerinin değişmesini olumlu karşılar.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Sağlık Haberleri

Harvard’ın Yeni Araştırması, Ceviz Tüketimi ile Beklenen Yaşam Süresi Arasındaki Bağlantıyı İnceliyor – İnternet Haber

Araştırmanın bulguları, düzenli ceviz tüketimi ile daha uzun yaşam süresi ve daha düşük kalp damar hastalıklarından ölüm riski arasında bir …

Published

on

By

Araştırmanın bulguları, düzenli ceviz tüketimi ile daha uzun yaşam süresi ve daha düşük kalp damar hastalıklarından ölüm riski arasında bir bağlantı bulunduğunu gösteriyor

Harvard T.H. Chan Halk Sağlığı Okulu’ndan araştırmacıların yürüttüğü bir çalışmaya göre, ABD’deki yaşlı yetişkinler için, daha fazla ceviz tüketimi hem miktar hem de sıklık açısından daha fazla ceviz tüketmeyenlere kıyasla daha düşük ölüm riski ve daha uzun beklenen yaşam süresi ile ilişkilendirilebilir.

“Bu çalışmadan öğrendiğimiz şu ki; haftada birkaç avuç ceviz dahi, özellikle beslenme düzeninin niteliği pek de iyi olmayan kişilerin uzun bir ömür sürmesine yardımcı olabilir,” diyen Harvard T.H. Chan Kamu Sağlığı Okulu, Beslenme Bölümü Kıdemli Araştırmacısı ve bu çalışmanın lider araştırmacısı Yanping Li, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu sonuç, sağlığını iyileştirmek isteyen birçok kişi için faydalı olabilecek bir ipucu.”

California Walnut Commission tarafından desteklenen ve Nutrients‘ta yayımlanan bu çalışma, haftada beş ya da daha fazla porsiyon (bir porsiyon = yaklaşık 25-30 gram) ceviz tüketmenin ölüm riskini azaltmaya ve beklenen yaşam süresini artırmaya büyük katkı sağlayabileceği sonucuna ulaştı. İnsanların haftada beş ya da daha fazla porsiyon ceviz yemesi, ceviz tüketmeyen kişilere kıyasla, 14 daha düşük ölüm riski (tüm nedenlerden ötürü ölüm), 25 daha düşük kalp damar hastalıklarından ölüm riski ve beklenen yaşam süresinin yaklaşık 1,3 yıl uzamasıyla ilişkilendirildi. Haftada iki ila dört kez ceviz tüketmenin de birtakım faydaları olabilir. Bu çalışma ceviz tüketmeyen kişilere kıyasla genel ölüm riskinde 13 oranında bir düşüşe, kalp damar hastalıklarından ölüm riskinden 14 oranında bir düşüşe ve yaklaşık bir yıl daha uzun yaşam süresine neden olabileceğini gösterdi.

Kalp krizine bağlı ölüm oranlarında Avrupa ortalamasının üzerindeyiz

“Kalp hastalıkları ne yazık ki, Türkiye’de her yıl 300.000 kalp krizi, 125.000 ölüme yol açıyor. Bu doğrultuda Harvard Üniversitesinde yapılan bu araştırma ve ortaya çıkan bulgular son derece önemli,” diye konuşan Kardiyoloji Uzmanı Dr. Baha Aydoğ, Dünya Sağlık Örgütüne göre uygun yaşam tarzı değişiklikleri ile kalp damar hastalıklarına bağlı ölümlerin dörtte üçünden fazlasının önlenebileceğini belirtti. Aydoğ, kalp krizine bağlı ölüm oranlarının Avrupa ortalamasının üzerinde olduğu ülkemizde bu olumsuz durumun çocukluktan itibaren başlayan sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri ve kalp dostu beslenme ile aşılabileceğinin de altını çizdi.

Uzman Doktor Baha Aydoğ “Akdeniz tipi beslenme ve ALA bakımından zengin gıdaların vücudumuzun ve hayatımızın hemen her yönü için iyileştirici etkileri olduğunu biliyoruz. Bundan sonra, strese gireceğinizi hissettiğinizde fast-food, şekerleme ve geçici olarak kendinizi iyi hissetmenizi sağlayan diğer her şeylerden uzak durun. Bunlar yerine, bir avuç ceviz tüketin,” dedi.

Kronik hastalık riskini öngören gıdalara ve besinlere dayalı doğrulanmış bir indeksle ölçüldüğü üzere, günde sadece bir buçuk porsiyon daha fazla ceviz tüketmenin, optimal olmayan bir diyete sahip kişiler için dahi bazı faydaları olabileceği ilginç bir bulgudur. Bu miktarda bir tüketim, ölüm riskinin 12 ve kalp ve damar hastalıklarından ölüm riskinin 26 oranında azalmasını sağlayabilir.

Araştırmacılar, bu çalışma için Hemşirelerin Sağlık Çalışması’ndan yaş ortalaması 63,3 olan 67.014 kadının ve Sağlık Profesyonelleri Takip Çalışması’ndan 1986 yılında yaş ortalaması 63,3 olan 26.326 erkeğin verilerini inceledi (ilk döngüde her iki grupta da ceviz tüketimi verileri toplandı). Katılımcılar, çalışmalara katıldığında nispeten sağlıklı idi (örneğin kanser hastası değillerdi, kalp hastalıkları yoktu ve kalp krizi geçirmemişlerdi) ve yaklaşık 20 yıl boyunca (1998-2018) takip edildiler. Katılımcılar, her dört yılda bir kez genel beslenme düzenlerine ne sıklıkta ceviz, diğer ağaç yemişleri ve yer fıstığı tükettikleri dahil- ve egzersiz ve sigara içme durumları gibi yaşam tarzı faktörlerine ilişkin bilgiler verdi. Katılımcıların ne kadar ceviz tükettikleri, bu şekilde değerlendirildi. Araştırmacılar, bu verilere dayanarak farklı seviyelerdeki ceviz tüketimiyle uzun ömür ile ilgili farklı sağlık göstergeleri arasındaki ilişkileri belirleyebildi.

Prospektif bir gözlemsel çalışma olarak, bu sonuçlar bir sebep sonuç ilişkisinin bulunduğunu kanıtlamamakla birlikte, cevizin uzun ömürlülüğü destekleyen genel bir sağlıklı yaşam tarzını nasıl destekleyebileceğine ışık tutmaktadır. Daha fazla ceviz tüketen katılımcıların fiziksel olarak aktif olma, daha sağlıklı beslenme, daha az alkol tüketme ve multivitamin alma eğiliminde olduğu görülmüştür. Tüm bu faktörler, beklenen yaşam süresini etkileyebilir fakat araştırmacılar analizlerinde bu yönlere göre ayarlama yapmıştır. Ayrıca bu verilerin devam eden COVID-19 pandemisinden önce toplandığının da belirtilmesi gerekmektedir.

25-30 gram ceviz; protein (4gr), lif (2 gr), iyi bir magnezyum kaynağı (45 mg) ve harikulade bir elzem omega-3 ALA kaynağı olmak dahil, optimum sağlık için önemli besin maddelerinin kaynağıdır.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Trending