Connect with us

Sağlık Haberleri

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Anne-çocuk arasındaki bağımlı ilişki okul fobisine yol açıyor”

Okula uyum sürecinin her çocukta farklı şekilde olabileceğini belirten Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, okula uyumda bireyselleşmenin …

Published

on

Okula uyum sürecinin her çocukta farklı şekilde olabileceğini belirten Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, okula uyumda bireyselleşmenin önemini vurguladı. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 3 yaşından itibaren çocuğun bireyselleşmeye başladığını, bu dönemin anne tarafından mutlaka desteklenmesi gerektiğini kaydetti. Çocukla anne ilişkisinin bağımlı olması halinde çocukta özgüven eksikliğinin ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bu durum ilerleyen dönemde okula uyum sürecini etkileyebilir ve okul fobisi ortaya çıkabilir” uyarısında bulundu. Tarhan, çocuğun sosyal ve duygusal becerilerinin gelişimi için de 3 yaşından itibaren çocuğun okula gönderilmesini tavsiye etti.

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, okula uyum sürecinde yaşanan zorluklara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Çocuk okula zihinsel olarak alıştırılmalıdır

Okula uyum sürecinin her çocukta farklı şekilde gelişebileceğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Okula başlamak çocuk için yeni bir dönem anlamına geliyor. Alıştığı, güvenilir bir ortamdan farklı bir yere gidip gelmek çocuk için zihinsel olarak hazır değilse yabancı bir gezegene gitmek gibidir. Siz şu an dünyadasınız, havasına, oksijenine alışmışsınız. Aya gittiğinizde orada ne hissedersiniz? Çocuk için de okula gitmek eğer zihinsel olarak hazır değilse öyle bir duygu ve korku ortaya çıkarır. Eğer zihinsel olarak hazırsa çocuk böyle durumlarda rahatlıkla uyum sağlar. Bu nedenle çocuğu okula hazırlamadan kedi yavrusu gibi alıp bir yerden bir yere pat diye götürüp bırakmak çocuk için şok, travma etkisi yapar.” diye konuştu.

3 yaşından sonra bireyselleşme dönemi başlıyor

Çocuğun 3 yaşından sonra bireyselleşme sürecine girdiğini kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “0-3 yaş arasında çocuk, kendini annenin bir parçası gibi görüyor. Anne de çocuğu kendisinin bir parçası olarak görüyor ama çocuk yürümeye başlamadan itibaren ayrı bir birey olduğunu öğrenmeye başlıyor. Ayrı bir insan olduğunu, başka insanların duygularının ve kendi duygularının farkını öğreniyor. 1 yaşındaki bütün çocukları aynı odaya koysanız birisi ağlamaya başlasa hepsi aynı anda ağlamaya başlar. Çünkü o başkasının ağrısıyla, acısıyla kendi acısı arasındaki farkı daha öğrenmemiştir. Beyinde ayna nöronlar var. Bu ayna nöronlar zihin teorisi dediğimiz zihin okuması yapıyorlar. Karşı tarafın zihnini okuyor, kendi zihnini okuyor ve doğru tepkiyi veriyor. Çocuklarda bu gelişmediği için başkasının bir yeri acıdığı zaman kendisinin de acıdığını zanneder ve o da ağlamaya başlar. Ancak bir müddet sonra ‘Onun bir yeri acıyor ama o benim acım değil, onun acısı’ diye ayırt etmeyi öğrenir. Çocuk üç yaşında genellikle bunu öğrenmiş oluyor.” diye konuştu.

Anne-çocuk arasındaki bağımlı ilişki okul fobisine yol açıyor

Çocukla anne ilişkisinin bağımlı bir ilişkiyse yani anne kaygılı ve çok koruyucuysa çocukta özgüven eksikliğinin ortaya çıktığını ve bu durumun da ilerleyen dönemde okula uyum sürecini etkileyebildiğini kaydeden Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şunları söyledi:

“Üç yaşından sonra çocuğun artık sosyalleşmesi yani anneden yavaş yavaş uzaklaşması gerekiyor. Annelerin büyük bir bölümü, bunu çoğu zaman yapamıyorlar. Annenin çocukla ilişkisi çoğu zaman o kadar güçlü oluyor ki bu annenin de hoşuna gidiyor. Çocukla aynı yatakta yatıyor. Çocuk bir yaşına girmeye başladıktan itibaren çocuk 7 yaşına yani okul başlayana kadar aynı odada olabilirler ama aynı yatakta olması sakıncalıdır. Çocuğunun annesiyle ilişkisi yapış yapış oluyor. Çocukta özgüven gelişmemişse çocuk okula gittiği zaman bütün gün ağlamaya başlıyor. Üç sene beş sene kapıda bekleyen çok aile biliyoruz. Annesi orada değilse çocuk sınıfta olay çıkarıyor. Buna okul fobisi deniyor.” dedi.

Anne çocuğun bireyselleşmesini desteklemelidir

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, çocukta okul fobisi ortaya çıktığı zaman servise zorla bindiğini, devamlı ağladığını belirterek böyle durumlarda anne çocuğu okula göndermekten vazgeçerse çocuğun bireyselleşmeyi öğrenemediğini ve özgüvenin gelişemediğini ifade etti. Prof. Dr. Tarhan, çocuğun bireyselleşmesinin anne tarafından mutlaka desteklenmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Çocuk o koltuğa kendi çıkmalı

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kültürümüzde çok rastlanan koltuk deneyinin de bunun önemli bir örneği olduğunu ifade ederek “Çocuğun bireyselleşmesine katkı sağlamak gerekiyor. Mesela çocuk koltuğa çıkmak istiyor. Yürüyor ve hayatı tanımaya başlıyor. Koltuğa çıkmak istiyor uğraşıyor, uğraşıyor çıkamıyor. Bizim geleneksel annemiz ne yapıyor? Aman çocuk düşmesin diye alıyor koltuğa çıkarıyor. Koltuğa çocuk çıkmış oluyor, seviniyor ama çocuk kendi başarmamış oluyor. Hâlbuki o çocuk koltuğa kendisi çıksa çıktıktan sonra sevinecek. O duyguyu biz çocuğun elinden alıyoruz. Bu özgüvenin temelidir.” diye konuştu.

Koltuğa çıkarken annesi yanında olmalı

Batı toplumlarında çocuğun koltuğa çıkarken tek başına bırakıldığını kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Orada çocukla ilgilenmiyorlar. Çocuk düşüyor, kalkıyor ve çıkıyor fakat bu sefer de anne çocuk bağı zayıflıyor. Onun için burada ideal olan, çocuk koltuğa çıkmaya çalışırken anne yanında duracak, ‘Çık sen çıkmayı başarırsın bir şey olursa ben tutarım’ diyecek. Çocuk böyle durumda kendisi çıkacak başaracak ve ‘Ben yaptım’ diyecek. Anne çocuk bağı da sağlıklı olacak. Annelik modelini böyle oluşturursak çocuk bir müddet sonra okula rahatlıkla gidiyor, uyum sağlıyor.” diye konuştu.

Çocuk sosyal ve duygusal becerileri okulda öğreniyor

Çocuğun sosyal ve duygusal becerileri öğrenmesinin de önemine işaret eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Çocuklar günümüzde sosyal ve duygusal becerileri kendiliğinden öğrenemiyorlar. Çocuklar başkasının duygularını anlamayı ve empati yapabilmeyi sosyal temasla öğrenilebiliyor. Günümüzde apartman çocukları ve televizyon çocukları oluyor. Şimdi eskisi gibi komşu çocukları ya da mahalle ortamı kavramı yok. Onun için çocuk 3 yaşına geldiği zaman hemen kreşe verilmesini öneriyoruz. Çocuk kreşe yarım gün bile gitse orada hemen sosyal becerileri öğreniyor. Orada birlikte oynamayı ve paylaşmayı öğreniyor. İnsan çocuğu psikolojik olarak prematüre doğuyor. Yani erken doğuyor, öğrenmemiş olarak doğuyor. Bu nedenle de çocuğun psikososyal olarak 15 yaşına kadar bir anne, baba ve aileye ihtiyacı var. Sosyal bir yapının içinde olmaya, sosyal becerileri, duygusal becerileri öğrenmeye ihtiyacı var.” diye konuştu.

Anne ve baba çocuğa kılavuz kaptan olacak

Çocuğun desteklenmesinde ailelere kılavuz kaptan modelini örnek gösteren Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Gemilerde kaptanın yası sıra kılavuz kaptan vardır. Kılavuz kaptan kıdemlidir, tecrübelidir. Anne ve baba kılavuz kaptan olacaklar. Anne ve baba bizim kültürümüzde dümene geçerek çocuğun hayatını yönetiyor. ‘Onu yapma, ona dokunma, onu giyme’ şeklinde her şeyine karışıyor. Çocuk kendi kendine öğrenemiyor. Hâlbuki anne baba kılavuz kaptan olacak. Çocuğun onların rehberliğine ihtiyacı var.” şeklinde konuştu.

İlkokul öğretmenleri çocuğun kahramanlarıdır

Okula uyumda ailelerin yanı sıra öğretmenlere de görevler düştüğünü belirten Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Öğretmenler çocukların örnek model seçtikleri ikinci kişi oluyor. Özellikle ilkokul öğretmenleri çocuklarımızın kahramanlarıdır. Öğretmenlik kutsal bir meslek. Özellikle ilkokul öğretmenliği, sınıf öğretmenliği çok kutsal bir meslektir. Çünkü o çocuklar anne ve babalarından sonra en çok hayatı öğretmenden öğreniyor, öğretmenlerini örnek alıyorlar.” dedi. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, özellikle ilkokulda sıklıkla öğretmen değiştirmemek gerektiğini vurguladı.

Öğretmenin rehberliği çok önemlidir

Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, tecrübeli bir öğretmenin çocuğun sorununu davranışlarından anlaması gerektiğini de ifade ederek “Öğretmen onu fark edecek. Eğitimcilik hekimlik gibidir. Hekimler kelebek avcıları gibidir. Hastalık ve semptomları yakalarlar. Arayıp bulur, yakalar ve problemi çözerler. Yani bir öğretmen çocuğun davranışından yaşadığı sorunu anlamalıdır. O yaştaki çocuklar söz diliyle anlatamıyor. Söz diliyle anlatamadıkları için davranış diliyle anlatıyorlar. Öğretmenin rehberliği o nedenle burada çok önemlidir. Yani pedagojik tecrübesi önemlidir. Bu çocuk neden korkuyor? Yalnız kalmaktan korkuyor. Kendine güveni yok belki bu çocuk ilk defa annesinden ayrılıyor. Böyle korkuları olabilir. Çocuğun yönlendirilmeye ihtiyacı vardır.” dedi.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Sağlık Haberleri

Aliağa Meslek Hastalıkları Hastanesi Yükseliyor – İnternet Haber

Aliağa Belediyesi ile Dokuz Eylül Üniversitesi iş birliğinde Çaltılıdere Mahallesi’nde hayata geçirilen İzmir’in tek Mesleki ve Çevresel …

Published

on

By

Aliağa Belediyesi ile Dokuz Eylül Üniversitesi iş birliğinde Çaltılıdere Mahallesi’nde hayata geçirilen İzmir’in tek Mesleki ve Çevresel Hastalıklar Hastanesinin inşaatı hızla devam ediyor. Aliağa Belediyesi tarafından yapılan kaba inşaatın yüzde 40’ı tamamlandı.

Dokuz Eylül Üniversitesi Mesleki ve Çevresel Hastalıklar Hastanesi’ndeki inşaat çalışmaları Aliağa Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü kontrol ve koordinesinde yürütülüyor. Aliağa Belediye Başkanı Serkan Acar’ın “2019-2024 Aliağa Gelişim Vizyonu” çerçevesinde projelendirilerek Dokuz Eylül Üniversitesi iş birliğinde başlatılan hastane yatırımı tamamlandığında bölgede büyük bir ihtiyacı karşılayacak.

İNŞAAT MÜHENDİSİ TUĞBERK ESENYEL, “BUGÜNE KADAR 19 BİN METREKÜP BETON DÖKÜMÜ YAPTIK”

Hastane kaba inşaatında çalışmaların yoğun bir şekilde sürdüğünü belirten Aliağa Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü İnşaat Mühendisi Tuğberk Esenyel, “Meslek Hastalıkları Hastanemizin C Blok eksi bir tabliyesinin betonunu döküyoruz. Bugünkü döküm miktarımız 550 metreküp. Kaba inşaatımızın yüzde 40’nı tamamladık. Hastane inşaatımız esnasında bugüne kadar 19 bin metreküp beton dökümü yaptık. Aynı zamanda bin 700 ton demir imalatı yapılırken 29 bin metrekare kalıp imalatı yapıldı. C Blokta zemin ve birinci kat tabliyelerine geçeceğiz. İki döküm sonrasında C Bloğumuz tamamlanıyor. Hastanenin A ve B bloklarında imalatlarımız devam ediyor. Yakın bir zamanda duvar imalatına başlayacağız” dedi.

TAM DONANIMLI HASTANE TÜRKİYE’DE ÖNEMLİ BİR MERKEZ OLACAK

Sadece Aliağa’nın değil bölgenin sağlık alanında ihtiyaçlarına cevap verecek olan 200 yatak kapasiteli tam donanımlı modern hastane, 52 bin 464 metrekare kapalı alana sahip olacak. Bölgedeki vatandaşlara hizmet verecek tam donanımlı hastanede acil servis, mikrocerrahi, yanık ünitesi, fizik tedavi ünitesi, hiperbarik oksijen tedavi ünitesi gibi önemli birimler yer alacak. Hastalıklara tanı konulması açısından da ülke genelinde önemli bir merkez olacak. Hastane; E87 Uluslararası Karayolu üzerinde ve Kuzey Ege Otoyolu çıkışında bulunmasıyla önemli bir ulaşım bölgesinde yer alıyor. Hastaneye aynı zamanda denizden ve helikopterle ulaşım imkanı da bulunuyor. Hastane, çalışanlarıyla bölgede istihdama doğrudan, yan sektörlerle birlikte dolaylı katkısı olacak. Hastanenin 2022 yılında tamamlanması hedefleniyor.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Sağlık Haberleri

Distimi depresyonu nasıl anlaşılır? – İnternet Haber

Depresyonun genellikle 6 aya kadar geçmesinin beklendiğini belirten uzmanlar, “geçmeyen depresyon” diye de adlandırılan ‘distimi’nin normal …

Published

on

By

Depresyonun genellikle 6 aya kadar geçmesinin beklendiğini belirten uzmanlar, “geçmeyen depresyon” diye de adlandırılan ‘distimi’nin normal depresyon kadar ağır belirtileri olmasa da hayat kalitesini bozduğunu ifade ediyor. Birçok nedenle ortaya çıkan distiminin isteksizlik, iştah kaybı, uyku bozuklukları, cinselliğe yönelik ilgide azalma gibi belirtiler gösterdiğini kaydeden uzmanlar, distiminin etkilerinin en az 2 yıl sürdüğüne dikkat çekiyor. Uzmanlar, tedavi sürecinin aylar ve hatta yıllar boyu sürebileceğinin de altını çiziyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Ömer Bayar, ‘distimi’ olarak adlandırılan geçmeyen depresyon rahatsızlığı ile ilgili önemli bilgiler ve tavsiyeler paylaştı.

Tanı için en az 1-2 hafta gerekiyor

Depresyonun toplum içerisinde oldukça tanınan bir rahatsızlık haline geldiğini vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Ömer Bayar, “Depresyon belirtileri de hemen hemen herkes tarafından biliniyor. Genelde uzmanlar depresyonun 6 aya kadar geçmesini bekler. Bir tanı koyabilmek için en az 1-2 haftalık bir süreç gerekebiliyor. Klasik majör depresif bozuklukta gördüğümüz iştah kaybı, enerjide düşüş, isteksizlik, motivasyon kaybı, hayata dair olan ilgide ve faaliyetlere olan istekte azalma, uyku problemleri, kilo kayıpları gibi belirtiler görülüyor.” dedi.

Şiddeti arttıkça bireyde regresyon oluşuyor

Depresyonun şiddeti arttıkça kişide regresyon halinin yani elini ayağını işten güçten çekme durumunun oluştuğunu belirten Bayar, “Bu durum hayattan kopma evresine kadar gelebiliyor ve sonunda bir çıkış yolu bulamama, intihara sürüklenme gibi durumlara kadar ulaşabiliyor. Bu da depresyonun ciddiyetini ve şiddetini gösteriyor. Elbette herkes depresyonu aynı şiddette ve ölçüde yaşamıyor. Depresyon kişiden kişiye göre farklılık gösteriyor.” ifadelerini kullandı.

Distimi en az 2 yıl sürüyor

Geçmeyen depresyon diye de adlandırılan ‘distimi’nin bir depresyon türü olduğunu söyleyen Uzman Klinik Psikolog Ömer Bayar, “Distimi bir yanıyla sızı depresyon gibidir. Kişide normal depresyon kadar ağır belirtiler görünmese de bir sızı şeklinde hayat kalitesini bozacak, zaman zaman sıkıntıya sokacak ve varlığını da sık sık hissettirecek türden bir etkiye sahip olduğunu söyleyebiliriz. En az 2 yıl sürüyor. Majör depresyon kadar sık olmasa da isteksizlik, iştah kaybı, uyku bozuklukları, cinselliğe yönelik ilgide azalma gibi belirtilerin görüldüğü bir süreci kapsıyor.” diye konuştu.

Birçok sebeple ortaya çıkabiliyor

İnsanların distimi yaşamasını tek bir sebebe bağlamanın mümkün olmadığını belirten Bayar, “Bir yanıyla biyolojik etmenler, beyin kimyasının ya da çeşitli hormonsal yapıların bozulması veya bunu tetikleyen sağlık problemleri olabilir. Özellikle alkol-madde kullanımlarında bir süre sonra kişinin ruh sağlığı bozulmaya başlar ve bunun getirilerinden birisi de depresyon olabilir. Çevresel olaylar, hayatta yaşanan büyük kayıplar, büyük maddi problemler, travmatik deneyimler, gelişim süreci gibi etmenler distimiye sebep olabilir. Distimi, akut yani anlık yaşanan bir rahatsızlıktan ziyade yıllar içerisinde gelişen ve sürekliliği olan bir kişilik örüntüsü gibidir.” dedi.

Terapi aylar, yıllar boyu sürebilir

Uzman Klinik Psikolog Ömer Bayar, ‘Klinik gözlem ve araştırmalar yapıldıktan hemen sonra uygulanacak psikoterapi ve farmakoterapi tedavisinin oldukça faydasının görüldüğü yapılan çalışmalar sonucu gözlemlendi’ dedi ve sözlerini şöyle tamamladı:

“Elbette, bu süreçte sabır büyük önem taşıyor. Özellikle danışan ilaç kullanmaya başladıktan sonra tedavinin bir süreç olduğunu unutmamalı. 2-3 hafta içerisinde bu sorunun çözülmesini beklememek, tedavi sürecinde bir istikrar sağlamak önemlidir. Terapi aylar, hatta yıllar sürebilen bir yolculuktur. Bazen farkında olunmayan geri plandaki etmenler kişiyi bu ruhsal sıkıntıya itebilir. Bunları da terapistle keşfetmek ve çözümlemek zaman alabilir. Bu yüzden süreç boyunca tedaviye olan inancın ve güvenin kaybedilmemesi gerekiyor.”

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Sağlık Haberleri

Kilo Verme Sonrası Yüzdeki Sarkma ve Yorgun Görüntü Giderilebiliyor – İnternet Haber

Fazla kiloları nedeniyle mide küçültme ameliyatı olanların ardından vücuttaki sarkmaları önlemek için operasyon geçirdiğini ancak yüz germe …

Published

on

By

Fazla kiloları nedeniyle mide küçültme ameliyatı olanların ardından vücuttaki sarkmaları önlemek için operasyon geçirdiğini ancak yüz germe işlemini ihmal ettiğini söyleyen Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Osman Kelahmetoğlu, “Özellikle fazla kilo verenlerin yüzlerinde de sarkma olabildiği için bu kişiler olduğundan yaşlı görülebiliyor. Böyle durumlarda yüz germe ameliyatı gereklidir. Bu işlem 50 yaş üstünde yapıldığında kişi 15 yaş genç gibi görünebiliyor” dedi.

Mide küçültme ameliyatı sonrasında ya da diyetle fazla kilo verilmesi sonrasında karında, bacak, kollar ve vücudun diğer bölgelerindeki sarkmalara dikkat çeken Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Osman Kelahmetoğlu, yüz germe operasyonlarına yönelik bilgi verdi.

45 KİLO VE ÜSTÜNDE HAFİFLEYENLEN DİKKAT

Yaşlılığa bağlı insanların yüzünde sarkmalar yaşanmasının doğal olabildiğini hatırlatan Doç. Dr. Kelahmetoğlu, “Bu sarkmalar genç görünümün kaybına neden olabilir. Ayrıca son yıllarda çokça yapılan mide küçültme ameliyatlarından sonra ani kilo verilmesi nedeniyle hastalarda yüz sarkmalarını görüyoruz. Özellikle 45 kiloya yakın ve üstende kilo kaybetmiş kişilerde yüz sarkması ortaya çıkabiliyor. Hasta o kadar kilo verince göbek bölgesi, sırt, popo, meme, kollar ve üst bacakta sarkmalar oluşuyor. Kişiler genelde bu bölgelerde sarkmalardan şikayetçi olur, düzeltilmesini ister” diye konuştu.

KİŞİ DAHA YAŞLI GÖRÜNÜYOR

Yüzde sarkmalara ilişkin bilgi veren Doç. Dr. Kelahmetoğlu, “Kişilerde kaşlar aşağıya doğru sarkmaya başlıyor, orta yüz de sarkar. Burun ve dudak arasındaki oluk belirginleşir, öne doğru gelir. Dudak etrafındaki çizgiler belirginleşir. Çene altındaki bölgelerde sarkmalar olur, çenedeki açılar belli olmaz. İşte yüzde böyle durumların geliştiği hastalarda germe ameliyatlarını yapmak gerekir. Çünkü kendi yaş popülasyonlarına göre çok daha yaşlı görünürler” dedi.

KİŞİLERİN YÜZDE 20’SİNDE YÜZ SARKMASI GÖRÜLÜYOR

Mide küçültme ameliyatı olanların yaklaşık yüzde 20’sinde yüz sarkması görüldüğünü ancak kişilerin genelde bunu ihmal ettiğini söyleyen Doç. Dr. Osman Kelahmetoğlu, bu oranın kilo verme hızına ve miktarına bağlı olarak değişebildiğini anlattı. Kilo verme sonrası ortaya çıkabilen bu şikayetler için yapılacak düzeltme ameliyatlarında zamanlamanın çok önemli olduğunu ifada eden Doç. Dr. Kelahmetoğlu, “Bu ameliyatları aşama aşama yapmak gerekli. Mide küçültme ameliyatı olan kişi 12-18 ay kadar bekleyip, hedef kilosuna ulaşınca düzeltme operasyonunu gerçekleştiriyoruz. Belli beslenme düzeninin oluşmasını da önemsiyoruz.” diye konuştu.

YÜZDEKİ YORGUN GÖRÜNTÜ GİDERİLİYOR

Oluşabilecek bu sarkmalar için tek seçeneğin ameliyat olmadığını da hatırlatan Doç. Dr. Osman Kelahmetoğlu, “Sarkmalara ameliyatsız uygulanan teknikler de var. Ama en etkilisi yüz germe operasyonudur. Hastadan alınan yağ dokusu hacim kaybı yaşanan yerlere dolduruluyor. Çene hattını, elmacık kemikleri belirgin hale getiriliyor. Bu sayede yorgun görüntüyü giderebiliyoruz” diye konuştu.

Kişi eğer sigara içiyorsa doku kaybı yaşanmaması için ameliyattan bir ay önce bunu bırakmasını istediklerini hatırlatan Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Osman Kelahmetoğlu. Bununla birlikte kan değerlerinin iyi olması için beslenme düzenine de dikkat edilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

AMELİYATTAN SONRA DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

Ameliyattan çıkan hastayı pıhtı olmaması için hemen hareketlendirmek gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Osman Kelahmetoğlu, “Hastanın ameliyattan sonra da sigara içmemesi son derece önemli. Bununla birlikte özellikle tansiyon hastalarında kanama yaşanmaması için tansiyonunu da dengede tutmaya çalışıyoruz. Yüz bölgesine yapılan estetik cerrahiden sonra hastaya özel bir bandaj takıyoruz. Kulak önünde, arkasında oluşan küçük izler de 6-9 ay içerisinde çok az belirgin halde olacak şekilde azalacaktır. Hastaların özel bandajı 4 hafta takmaları gerekir. Ameliyattan 1 hafta sonra dikişleri alınan hastanın normal hele gelmesi yaklaşık üç ayı bulabiliyor. Genç bir hastaysa operasyondan sonra kendi yaş grubu gibi görünecektir. Ancak özellikle 50 yaş üstü bir hastaya yüz germe ameliyatı yapıyorsak 15 yaş gençleşme söz konusu olabiliyor. 40’lı yaşlarda bu operasyonu geçirenler ise 7 yaş kadar gençleşme gözleniyor” dedi.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Trending