Connect with us

Sağlık Haberleri

Yazın Karşılaşılabilecek Kazalarda da İlk ve Doğru Uygulama Hayat Kurtarabiliyor!

İçinde bulunduğumuz yaz ayları gerek yolda gerekse doğada daha fazla zaman geçirilen dönemler. Dolayısıyla küçük ya da büyük çok fazla kazayla …

Published

on

İçinde bulunduğumuz yaz ayları gerek yolda gerekse doğada daha fazla zaman geçirilen dönemler. Dolayısıyla küçük ya da büyük çok fazla kazayla karşı karşıya kalınabiliyor. Bu kazaları önlemek için bazı koruyucu önlemler almanın ve ilk etapta doğru uygulamaları yapmanın bazı durumlarda hayati önem taşıdığını söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Ferudun Çelikmen yaz kazalarında yapılması gerekenlerle ilgili önemli açıklamalarda bulundu, pratik bilgiler aktardı…

KÜÇÜK KESİLERDE ÖNCE SU VE SABUN

Yolculuk ya da tatil sırasında ortaya çıkabilecek küçük kesilerde öncelikle yaranın su ve sabunla temizlenmesi gerektiğini hatırlatan Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Acil Tıp bölümünden Dr. Öğr. Üyesi M. Ferudun Çelikmen, açık yaraya kesinlikle alkollü dezenfektan kullanılmaması gerektiğini hatırlattı. Dr. Çelikmen sözlerine şöyle devam etti: “Allollü dezenfektanlar el temizliğinde olduğu gibi kuru temizlikte kullanılabilir. Eğer elinizde varsa serum fizyolojik de yara temizliğinde kullanılabilir. Penetran dediğimiz, yani derinin içerisine giren dokuya saplanan yaralanmalarda ise mutlaka tetanos aşısının yapılması önemli. Bu nedenle beş yılda bir tetanos aşısının yenilenmesi gerekli.”

ÇİVİ VE KIYMIK BATTIĞINDA ÖNCE KÜÇÜK BİR BASKIYLA KANATMAK DOĞRU

Hemen her zaman başımıza gelebilecek çivi ya da kıymık batmaları özellikle yaz aylarında yolda, yazlıkta ya da köyde çok daha fazla rastlanabilecek bir durum. Dr. Öğr. Üyesi Ferudun Çelikmen bu durumda da oluşabilecek sorunların önüne geçilmesinde asıl önemli noktanın tetanoz aşısının yapılması olduğunu belirterek şunları anlattı: “Topraktaki diken, çivi veya kıymık, hepsinde tetanos riski var. O yüzden aşı olmak birinci kural. Onun dışında yarada kanamanın olması doğru bir yaklaşım. Yaradaki bakteriler oksijenli ortamda yaşayamayacağı için vücut bu noktaya kanla oksijen gönderir. Dolayısıyla birçoğumuzun yaptığı gibi batık olan bu bölgeyi çok az bir miktar kanatmak doğru bir yaklaşım. Ardından su ve sabunla yıkanmalı. Eğer yanınızda varsa sargı bezi varsa kanayan yaraya bastırılmalı ve sonrasında elastik bandajla sarılmalı. Daha küçük kesilerde de elle bastırıp kalp hizasından yukarı kaldırmak kanamayı zorlaştırır.”

DÜŞMENİN DE DOĞRU ŞEKLİ VAR!

Kaza denince ilk akla gelen düşmeler. Dr. Öğr. Üyesi Ferudun Çelikmen özellikle çocuk ve yaşlıların gayrı ihtiyarı şekilde düşerken kollarını öne koymalarından dolayı ön kol kemiklerinde kırıkların sık görüldüğünü belirterek, “Aslında düşmenin de doğru şekli vardır ki bunu paraşütle atlayanlar çok iyi bilir. Yan dönüp böyle popo üzeri düşmek gerekir ama bu biraz zordur” dedi. Yaşanan kazada olası bir kırık durumunda nasıl yaklaşılması gerektiği konusunda ise şunları anlattı:

“Kırık şüphesi doğuracak bazı belirtiler vardır. Çok şiddetli ağrı, o bölgede şişlik, hissizlik ve bazen de morluk önemli belirtilerdir. Kırık durumunda kemikler bıçak gibi sinirleri kesebileceğinden bunu kontrol etmek için de parmak ucundaki motor hareketlerine bakmak gerekir. Ancak tüm kırıklarda en önemli nokta ilk yardımdır. Kırık şüphesi olan yer komşu iki eklem arasında oynamaz hale getirilmeli. Kolda ki kırıklarda dirsek ve el bileği arası oynamayacak hale getirilmeli. Sabitlemek için mukavva bir çözüm olabilir. Mukavva ile sarıp gövdeye, kalp hizasında olacak şekilde sabitlenmeli. Eğer mümkünse streç film de oldukça iyi bir çözüm oluyor. Kol sabitlenir sabitlenmez de mutlaka bir ortopedi uzmanına başvurulmalı.”

YANIKLARDA ÖNCE HAVAYLA TEMAS KESİLMELİ

Yanıklarda ilk yardımın yanı sıra öncelikle riskin minimize edilmesi için mutlaka koruyucu önlemlerin alınması ve hazırlıkların da önceden yapılması gerektiğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Ferudun Çelikmen,

“Parlayıcı, alevi kolaylıkla yüze, göze ya da kollara iletecek maddelerle ateş yakılmamalı. Penzin, tiner gibi çok parlayan malzemelere ateşe yaklaşmamalı bu malzemeleri ateş yakmak için kullanmamalı. Bu şekilde yüzü, saçları tutuşmuş çok ciddi yanıklarla karşılaşıyoruz. Önemli olan nokta ateş yakmayı bilmek ve gerekli önlemleri almaktır.”

Olası bir yangın sırasında da yapılacak ilk şeyin alevin havayla temasını kesmek diyen Dr. Öğr. Üyesi Ferudun Çelikmen “Aynı anda yanık bölgeye de ıslak bir havlu örtülebilir. Ya da yine temiz su döküp örtülmeli” dedi.

SICAK ÇARPMASI DURUMUNDA ÖNCE KAYBEDİLEN SU YERİNE KONMALI

Yaz aylarında, çok sıkça karşılaşılan durumlardan biri de güneş yanıkları ve sıcak çarpması. Bu noktada terleme mekanizmasının bloke edilmemesinin çok önemli olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Çelikmen şunları anlattı:

“Özellikle güneş altında bulunulması gerektiği durumlarda ya da doğa yürüyüşleri sırasında koyu renk giysiler tercih edilmemeli. Terleme yoluyla ısı kaybını desteklemek için mutlaka yanınızda su bulundurulmalı ve içilmeli. Yeterli su alınmadığı takdirde vücut kendi iç ısısını artırmaya başlıyor. Ve buna bağlı olarak da başlangıçta halsizlik, yorgunluk ortaya çıkabiliyor. Güneş çarpması durumunda ilk yapılacak şey ise ısı kaynağı olan güneşten uzaklaşmaktır. Mümkünse duş alınabilir, üstündeki giysiler nemlendirilebilir ya da ateşi düşürürken yapıldığı gibi koltuk altı gibi büyük damarların geçtiği yerlere ıslak kompres uygulanabilir. Ağızdan da soğuk olmayan ılık sıvılar verilmeli.”

GÜNEŞ YANITLARINA YOĞURT SÜRMEYİN

Cildin durumuna göre farklı derecelerde güneş yanıkları oluşabildiğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Ferudun Çelikmen, “Genelde birinci derece yanıkları güneş yanığı olarak tanımlanır. Deride çok ciddi kızarıklık ve sızlama ile kendini belli eder. Böyle bir durumda yapılacak en doğru şey cildi nemli tutmak gerekiyor. Sık duş almak ve duştan sonra da nemli kalmasını sağlayacak nemlendirici kremler sürülebilir. Güneş yanıklarında kesinlikle yoğurt ya da diş macunu gibi maddeler sürülmemeli. Bunlar ciltte bakteri üremesine nede oluyor ve derideki tamir sürecini geciktiriyor.”

YOLCULUĞA UYKUSUZ ÇIKMAYIN, CEP TELEFONUNUZU ELİNİZDEN BIRAKIN!

Özellikle uzun yolculuklara çıkarken dinlenmiş olmak ve uykusuz olmamanın çok önemli olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Ferudun Çelikmen şunları anlattı:

“Tatil sezonuyla birlikte uzun yolculuklar daha artıyor. Dolayısıyla trafik kazalarının da sayısı artıyor. Bunu önlemek için yapılacakların başında uykusuz otomobil kullanmamak geliyor. Bizim biyoritmimiz gece uykuya dönüm olduğu için mümkün olduğunca gündüz yolculuğu tercih edilmeli. Bir diğer önemli nokta da cep telefonları. Hayatımızın vazgeçilmesi olan cep telefonlarından otomobil kullanırken uzaklaşmak gerekli. Cep telefonuyla konuşmak, hoparlörden bile olsa çok dikkat dağıtıcı bir unsur ve kazaların en önemli nedenlerinden biri.”

TRAFİK KAZASI SONRASINDA YARALIYI YERİNDEN OYNATMAYIN

Trafik kazaları sonrasında yapılan en önemli hatalardan birinin yaralıları bulundukları yerden çıkarmak olduğunu hatırlatan Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Acil Tıp bölümünden Dr. Öğr. Üyesi M. Ferudun Çelikmen, “Eğer araç yanmıyorsa, kar kış koşullarında zincirleme kazalara gebe değilse araç içindeki yaralılar hiçbir şekilde ellenmemeli. Mümkün olduğunca hızlı 112 aranarak profesyonellerin gelmesi beklenmeli. Ki bu konuda ülkemiz çok iyi bir noktaya ulaştı. Ambulansların ve ekiplerin sayısı arttı. Ancak istisnai durumlar var ve mutlaka yaralının çıkarılması gerekiyorsa da baş ve boyun korunarak çıkarılmaya çalışılmalı. Çok basit travma boyunlukları var, bu boyunluklar arabada bulundurulmaya çalışılmalı. Bir kaza durumunda da kolaylıkla kullanılabilir. Burada asıl önemli nokta kafanın ve boynun sabitlenmesi ve sağa sola sallanma hareketi olmasın. Hiçbir şey yoksa yanınızdaki giysilerle, rulo, havlu benzeri materyallerle boynun etrafını destekleyebilirsiniz.”

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sağlık Haberleri

“Diş estetiği sadece görünüme değil ağız sağlığına da katkı sağlar” – İnternet Haber

Msc. Dt. Mikail Ömergil, “Diş estetiği uygulamalarının sadece diş ve ağız yapısının görünümüne yönelik olduğu şeklinde bir algı var; ancak diş …

Published

on

By

Msc. Dt. Mikail Ömergil, “Diş estetiği uygulamalarının sadece diş ve ağız yapısının görünümüne yönelik olduğu şeklinde bir algı var; ancak diş estetiği uygulamaları sadece görünüme değil ağız sağlığına da katkı sağlar” dedi.

Diş estetiği prosedürleri, diş tedavisi teknolojilerindeki gelişmelere paralel olarak sürekli gelişiyor. Diş kliniklerinin sayısındaki artış ve yüz estetiğine verilen önemin artması da diş estetiği prosedürlerinin sosyal kabulüne katkı sağlıyor. Bu çerçevede kişinin görünümünü güzelleştiren diş estetiği tasarımı uygulamalarına talep de arıyor.

ProfDent Diş Kliniği Kurucusu Msc. Dt. Mikail Ömergil, diş estetiğine ilişkin değerlendirmeler yaptı. Ömergil, diş estetiğinde çok sayıda uygulama olduğuna işaret ederek, “Gülüş tasarımından ortodontiye, implanttan diş beyazlatmaya kadar çok sayıda uygulama var. Bu tür diş estetiği uygulamalarının sadece diş ve ağız yapısının görünümüne yönelik olduğu şeklinde bir algı var; ancak diş estetiği uygulamaları sadece görünüme değil ağız sağlığına da katkı sağlar” ifadelerini kullandı.

“Gülüş tasarımı, dişleri sağlıklı hale getiren bir uygulamadır”

Diş hekimi Mikail Ömergil, şöyle devam etti:

“Dişlerin estetik ve düzgün görünümü için uygulanan bir prosedür olan diş telleri, dişleri hizalayarak, güçlendirir. Dişlerin ısırma ya da çiğneme yeteneklerini geliştirerek, bu işlevler için çene yapısına uygun olarak konumlandırır. Ayrıca, dişler arasında boşlukları da kapatır. Bununla birlikte dişlerdeki çeşitli kusurları gidermeye yardımcı olur. Gülüş tasarımı ise, aslında dişleri daha sağlıklı hale getiren bir yöntemdir. Bu prosedür, estetik bir gülüş ve dişlerin daha sağlıklı olması için yapılan bir dizi işlemleri içerir. Bu prosedürde dolgu tedavisi, diş beyazlatma ya da zirkonyum kaplama gibi farklı işlemlere gerekebilir. Tüm bunlar dişlerde estetik görünüm sağlarken, aynı zamanda dişleri daha sağlıklı bir yapıya kavuşturuyor.”

Diş estetiği uygulamaları arasında önemli bir yeri olan diş tellerinin hem estetik görünüm hem de diş sağlığı için başrolde olduğuna işaret eden Ömergil, “Diş tellerinin temel amacı fonksiyonel verimliliktir. Ayrıca, dişlerde yapısal denge ve estetik bir uyum sağlar. Diş telleri, dişleri zamanla istenen pozisyona getiren sabit bir basınç uygular. Gençler arasında için daha yaygındır; çünkü çarpık dişler genç yaşlarda düzeltilebilir. Ancak diş tellerinde yaş sınırı yoktur. Tipik olarak yaklaşık 2 yıl süren bu uygulama dişleri estetik bir görünüm kazandırır; aynı zamanda dişlerin ısırma yapısını da düzeltir. Böylece daha rahat bir çiğneme yapılabilir. Diş etleri ve dişler arasındaki uyumu da iyileştirir” dedi.

“Ağız sağlığını destekleyen çalışmalara odaklandık”

Dt. Mikail Ömergil, ProfDent olarak diş estetiğinde ağız sağlığını da destekleyen Ar-Ge çalışmalarına ve geliştirmelere odaklandıklarını vurguladı. Farklı illerdeki ProfDent şubelerinde 150’ye yakın hekim ve personel ile hizmet verdiklerini ifade eden Ömergil, şunları söyledi: “Estetik diş hekimliği alanında ileri teknolojileri ve tetkikleri takip ediyoruz. Bunları kendi bünyemizde üreterek, hastalarımıza sunuyoruz. Aynı zamanda ProfAkademi’de kendi hekimlerimize ve dışarıdan katılan bütün hekimlere ücretsiz mesleki tecrübe, teknolojiler ve tetkikler hakkında eğitimler veriyorum. Hali hazırda Alman bir zirkon üreticisinin dünyadaki 4 danışman hekiminden biriyim.”

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Sağlık Haberleri

Cerrahi ve Yoğun Bakımın Gizli Kahramanları : “Anestezi Olmasaydı Cerrahi de Olmazdı” – İnternet Haber

Cerrahi gelişmeler hiç şüphe yok ki insan ömrünün uzamasındaki en önemli etkenlerden biri. Ancak cerrahinin ve yoğun bakımın gizli kahramanları …

Published

on

By

Cerrahi gelişmeler hiç şüphe yok ki insan ömrünün uzamasındaki en önemli etkenlerden biri. Ancak cerrahinin ve yoğun bakımın gizli kahramanları olan anestezi uzmanları ve anestezi olmasaydı bugün cerrahi de olmazdı diyen Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı Prof. Dr. Hatice Türe, “Dünya Anestezi Günü” nün sağlık hizmeti alan, ameliyat olan, yoğun bakıma; o, ya da bu şekilde yolu düşen, ağrısına dermanarayan her insanı ilgilendirdiğini söyledi.

Bir insanın ameliyat olabilmesi için ilk ve temel şartın “ameliyatta ağrı duymaması” diyen Prof. Dr. Hatice Türe, ameliyat olsun olmasın, “ağrının” insanın var oluşundan beri mücadele ettiği önemli bir problem olduğunu anlattı. Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı ve Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği Merkez Şube Başkanı Prof. Dr. Hatice Türe, “Ameliyat olsun olmasın, “ağrı” insanın var oluşundan beri mücadele ettiği önemli bir problemdir. Her ne kadar Hipokrat’a mal edilmiş olsa da, anonim bir deyim olan “Ağrıyı dindirmek, Tanrı san’atıdır” koşulu günümüzde de geçerliliğini korumakta. Ameliyat olacak tüm hastalar, ağrı çekmek istemiyor, ağrıyan yerimizi tedavi ettirmek için hepimiz uğraşıyoruz. Hekimler de, hastalarının ağrılarını tedavi edebilmek için yeni ilaçlar kullanıyor, yeni teknikler hatta yeni ameliyatlar geliştiriyor.” diye konuştu.

MODERN ANESTEZİ ÇOK BÜYÜK GELİŞİM YAŞADI

Modern anestezinin son 30 yıl içinde çok büyük ilerleme kaydettiğini söyleyen Prof. Dr. Hatice Türe bu noktaya gelinceye kadar yaşananları ise şöyle özetledi:

“Ameliyatların tarihi çok eskilere dayansa da, modern anlamda ilaçların kullanılarak ağrısız ameliyatın mümkün olması ve bu işin organize şekilde yapılmasının tarihi 1846 yılına dayanıyor. Dünyadaki ilk modern anestezinin 16 Ekim 1846 tarihinde, Harvard’da genç bir hastaya, boynundaki tümör çıkarılırken anestezi için uyutucu ilaç veriliyor, hasta uyandığında hiçbir şey hatırlamıyor ve cerrah bunun mucize olduğunu söylüyor. Gerçekten mucize, çünkü o tarihe dek hastalar, ameliyatta ağrı çekerek, canlı canlı ameliyat ediliyorlarmış. Bir insanın canlı canlı; elleri- kolları bağlanarak kesilip biçilmesi; ameliyat olan için de, ameliyat eden için de korkunç olsa gerek.”

BUGÜN GÜVENLİ AMELİYAT İÇİN AĞRIYI DİNDİRMEKTEN FAZLASI GEREKİYOR

Bugün tüm dünyada ve ülkemizde ameliyat sırasında ağrı çekmemize izin vermeyen, hepimize anestezi veren Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanlarının hastanın ağrısını dindirmekten çok daha fazlasını yaptığını anlatan Prof. Dr. Türe, görüşlerini şöyle ifade etti: “Anestezi; (an-esthesia) kelime olarak ağrısızlık ya da duyusuzluk anlamına gelir. Ama anesteziyoloji ve reanimasyon uzmanı hekimler, ameliyatta yalnızca hastanın ağrısını dindirmez. Çünkü, günümüzde güvenli ameliyat için, ağrıyı dindirmekten çok daha fazlasını yapmak gerekir. Hastanın tüm yaşamsal faaliyetlerinin bir bütün olarak dengede tutmak ve bu dengeyi sürdürmek şarttır. Örneğin; yeterli miktarda nefes almamız, kalbinizin vücudumuza yeterli miktarda ve tazyikte kan pompalaması, böbreklerimizin düzenli olarak kanımızı temizlemesi gibi birçok işlevin aynı anda ve birbiri ile ahenk içinde sürmesi gerekir. İşte Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanları tam da bu noktada, cerrahın hastayı ameliyat edebilmesi için, hastanın bütün organlarının çalışma düzenini takip ve gereğinde de tedavi eder. Bu grup hekimler ameliyathanede hastalara anestezi verip, ameliyat olmalarını sağlarken, yoğun bakımda hastaları hayata döndürmek için –reanimasyon hizmetini de gerçekleştirir. Yeniden canlandırma anlamına gelen “reanimasyon”; ameliyathanede ve yoğun bakımda uyutup-uyandırma, ya da öle yazarken yeniden hayata döndürme işlerinin hepsini kapsar. Ağrı kliniklerinde yapılan ağrı tedavileri de bu gelişmelerin parçasıdır.”

“TÜM İNSANLIĞIN GÜNÜ”

Tüm bu öneminden dolayı “Dünya Anestezi Günü” nün Anesteziyoloji ve Reanimasyon camiasının yanında sağlık hizmeti alan, ameliyat olan, yoğun bakıma; o, ya da bu şekilde yolu düşen, ağrısına derman arayan her insanı ilgilendirdiğini ifade eden Prof. Dr. Hatice Türe, “Bu tarih hekimler için değil, asıl bu hizmeti alan insanlar için önemli bir dönüm noktasıdır. Anesteziyoloji ve reanimasyon uzmanları, teknisyenleri, hemşireleri, personelleri ise bunun için tüm insanlara yardım etmeye çalışan sağlık ordusudur. Hep Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanlarının “Anestezi Günü” kutlanır ama aslında “tüm insanlığın anestezi günü kutlu olsun” demek gerekir. Çünkü “Ne mutlu ki ameliyat olurken ağrı çekmiyorsunuz”… “Ne harika ki zorlu ameliyatlardan artık sağ salim çıkabiliyorsunuz”…“Ne mutlu ki yoğun bakımlar ve oralarda sizi hayata döndürmeye çalışan gönüllüler var”… “Ne şanslısınız ki ağrı kliniklerinde ağrınızı dert edinen, dert alan’larınız var!”…” diye sözlerini tamamladı.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Sağlık Haberleri

Omurganızın sağlığı için bu önerilere dikkat! – İnternet Haber

Uzun süre bilgisayar karşısında oturmak ve sürekli cep telefonuna bakmak gibi bazı alışkanlıkların omurga sağlığı üzerinde olumsuz etkiler …

Published

on

By

Uzun süre bilgisayar karşısında oturmak ve sürekli cep telefonuna bakmak gibi bazı alışkanlıkların omurga sağlığı üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu belirten uzmanlar, özellikle masa başı çalışanlarda boyun ve bel ağrısı şikâyetinin çok sık görüldüğüne dikkat çekiyor. Uzmanlar, gençlerde çok görülen duruş ve oturuş bozukluklarının da omurga problemlerine zemin hazırladığı uyarısında bulundu. Uzmanlara göre, omurga kaslarını güçlendirmeye ve postüre yönelik egzersizler düzenli olarak yapılmalı, cep telefonu ve bilgisayara bakarken bu cihazlar göz hizasına kaldırılmalı, boyun ve sırtın dik durması sağlanmalı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Nihal Özaras, 16 Ekim Dünya Omurga Sağlığı Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada omurga sağlığının korunmasına yönelik tavsiyelerde bulundu.

Omurganın çok önemli fonksiyonları bulunuyor

İnsan omurgasının boyundan başlayıp kuyruk sokumuna kadar uzanan ve 33 tane omur ismi verilen kemikten oluşan bir yapı olduğunu belirten Doç. Dr. Nihal Özaras, “Omurganın içinde sinir sisteminin çok önemli bir parçası olan omurilik yer alıyor. Omurilikten kollara, bacaklara ve gövdeye giden sinirler çıkar. Ayrıca idrar ve gaita kontrolü gibi fonksiyonlarda çok önemli role sahip olduğunu söyleyebiliriz.” dedi.

Boyun ve bel bölgesi hasar görmeye çok yatkın

Omurganın boyun, sırt, bel ve kuyruk sokumu olarak 4 bölümden meydana geldiğini ifade eden Özaras, “Özellikle boyun ve bel bölgesi günlük hayatımızda yaptığımız eğilme, kalkma, dönme gibi birçok aktivitede hep hareket halindedir. Bu nedenle de yıpranmaya ve hasar görmeye çok yatkındır. Uzun süre bilgisayar karşısında oturmak, sürekli cep telefonuna bakmak gibi bazı alışkanlıklar, omurga sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratıyor. Özellikle masa başı çalışanlarda boyun ve bel ağrısı şikayeti çok sık görülüyor. Gençlerde çok görülen duruş ve oturuş bozuklukları da omurga problemlerine zemin hazırlıyor.” diye konuştu.

Omurga kaslarını güçlendirecek egzersiz yapılmalı

Doç. Dr. Nihal Özaras, ‘Vücudumuzun ana taşıyıcı yapısı olan omurgamızın sağlıklı kalması, yaşam kalitemizi devam ettirebilmek için çok önemlidir.’ dedi ve omurga sağlığı için dikkat edilmesi gerekenleri şöyle sıraladı:

  • Otururken ve ayakta dururken doğru postür sürdürmeye çalışılmalı,
  • Omurga kaslarını güçlendirmeye ve postüre yönelik egzersizler düzenli olarak yapılmalı,
  • Ayakta dururken ve otururken sık sık pozisyon değiştirilmeli, hep aynı noktaların zorlanması engellenmeli, dönerken bel ve boyundan değil ayaklardan dönülmeli,

Cep telefıonu göz hizasına kaldırılmalı

  • Cep telefonu ve bilgisayara bakarken bu cihazlar göz hizasına kaldırılmalı, boyun ve sırtın dik durması sağlanmalı,
  • Market poşeti ve benzeri eşyaları taşırken ağırlık iki ele eşit şekilde bölünmeli,
  • Yerden yük alırken dizlerden eğilmeli ve yük gövdeye yakın tutulmalı,
  • Masa başı çalışmalarda kullanılan sandalye ve masanın ergonomiye uygun şekilde düzenlenmeli,
  • Ayakta çalışanların tezgah ve benzeri çalışma alanları kişinin boyuna göre planlanmalı ve eğik çalışmaları engellenmeli.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Trending