Connect with us

Eğitim Haberleri

SPbPU Yüksek Lisans Programından Mezun Olan Türk Öğrenciler Diplomalarını Aldı

Akkuyu NGS için personel yetiştirme eğitim programı kapsamında St. Petersburg Büyük Petro Politeknik Üniversitesi’ndeki (SPbPU) yüksek lisans …

Published

on

Akkuyu NGS için personel yetiştirme eğitim programı kapsamında St. Petersburg Büyük Petro Politeknik Üniversitesi’ndeki (SPbPU) yüksek lisans programını tamamlayan Türk öğrenciler, yüksek lisans derecelerini almaya hak kazandı. 2019’da ilk yüksek lisans programı alımı için kayıt yaptıran 22 Türk öğrencinin tamamı programı başarıyla tamamlarken, 12’si şeref derecesi aldı.

Öğrenciler, iki yıllık eğitim boyunca, 1899’da kurulan ve Rusya’nın en iyi teknik üniversitelerinden biri olarak kabul edilen SPbPU’nun tarihi kampüsünde “Isı Enerjisi ve Isı Mühendisliği”nin yanı sıra, “Elektrik Enerjisi ve Elektrik Elektronik Mühendisliği” alanlarında eğitim gördü. Programa, Türkiye’deki üniversitelerin “Isı Enerjisi ve Isı Mühendisliği”, “Elektrik Enerjisi Mühendisliği ve Elektrik Mühendisliği”, “Nükleer Enerji Mühendisliği” ve “Kimya Teknolojisi” bölümlerinden lisans derecesi alan Türk öğrenciler kabul edildi. Yüksek lisans programına alım, SPbPU’daki öğretim üyeleriyle İngilizce düzenlenen mülakatın sonuçlarına göre yapıldı. Mesleğe ilişkin konuların eğitimi İngilizce olarak verilirken, gelecekte AKKUYU NÜKLEER A.Ş’nin çalışanları olacak olan öğrenciler Rusça dil eğitimi de aldı.

AKKUYU NÜKLEER A.Ş, SPbPU yüksek lisans programından mezun olanları Eylül 2021’de istihdam edecek.

Yüksek lisans programından mezun olan öğrenciler, duygularını şu sözlerle paylaştı:

Tuğçe Kurt, Mersin, Çukurova Üniversitesi Makine Mühendisliği (Mersin) lisans derecesi, 2021’de SPbPU yüksek lisans derecesi: “Ülkenin ilk nükleer güç santralinin inşası, Türkiye için büyük bir adım. Bu adımın bir parçası olmak kendim, ailem ve arkadaşlarım adına çok gurur verici. Akkuyu NGS projesinin, doğup büyüdüğüm Mersin ilinde yapılıyor olması da beni ayrı mutlu ediyor. Bu projeyle hem ülkenin hem de Mersin’in daha da güçlü olacağına çok eminim. Elektrik evlerimizi, şehir sokaklarımızı aydınlatıyor, sanayi şirketlerine enerji sağlanıyor, en önemlisi de nükleer güç, aynı zamanda çevre dostu ve büyük miktarda elektrik için güvenilir bir kaynak.

Pakize Ayşe Ciğal, Ankara, Hacettepe Üniversitesi Nükleer Enerji Mühendisliği (Ankara) lisans derecesi, 2021’de SPbPU yüksek lisans derecesi: “Her zaman yurt dışında eğitim görmek istedim bu yüzden Türkiye’deki üniversitemden mezun olduktan sonra eğitimime devam etmek için farklı ülkelerin yüksek lisans programlarını araştırdım. Rusya eğitim sistemine alışmakta zorlanmadım ancak Türkiye’den farklı olarak Rusya’da sınavlar sözlü olarak yapıldı. Genel olarak sistem, öğrenciye ezberlemeyi değil öğrenmeyi teşvik ediyor. Turbokompresör, ısı transferi, kombine ısı ve enerji santrali işletim prensipleri, nümerik analizler – tüm bunlar kolay konular değildi ama bunlara çalışmak çok keyifliydi.”

Ferit Kamil Sadak, Ankara, Atılım Üniversitesi Enerji Sistemleri Mühendisliği (Ankara) lisans derecesi, 2021’de SPbPU yüksek lisans derecesi: “Akkuyu NGS’nin inşa projesi ve nükleer güç santrali için personel eğitim programı ülkemiz için çok büyük önem taşıyor. Benim gibi enerji alanından mezun bir mühendisin bu programa katılması hem yüksek eğitim almak, hem prestijli bir projede çalışmak hem de profesyonel anlamda sürekli gelişmek bakımından harika bir fırsattı. Türkiye’de ilk nükleer santralin inşasına, hayata geçirilmesine ve elektrik üretmeye başlamasına tanıklık etmek, bu süreçte yer almak benim için paha biçilemez bir deneyim. Türkiye enerji bakımından dışa bağımlı, bu da ülkenin cari açığın yüksek olmasına neden oluyor. Nükleer enerji bu sorunu çözmeyi de sağlayacak.”

Yunus Emre Tayfun, Adana, İskenderun Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü lisans derecesi, 2021’de SPbPU yüksek lisans derecesi: “Eğitimimiz koronavirüs pandemisinin en yoğun olduğu zamana rastladığından uygulamalı eğitim ve stajlarımız çevrimiçi yapıldı ancak buna rağmen her yerde disiplin söz konusuydu. Dersler programa sıkı sıkıya bağlı kalınarak verildi. Öğretmenler bize sürekli çalışacağımız yerin nükleer güç santrali olduğunu, işimizi mümkün olduğunca ciddiyetle, dikkatli ve sorumlu biçimde yapmamızın gerekliliğini, nükleer güç santralinde çalışanlar arasındaki iletişimin kesin kurallara dayandığını ve her hareketin kaydedildiğini hatırlattı. Nükleer güç santrallerinin işleyiş prensipleri, kullanılan materyaller, güvenlik sistemleri ve ekipmanlara ilişkin ayrıntılı bilgiler edindik ve derslerden başarıyla geçtik. Mesleki yeterlilikler açısından, eğitim çok etkiliydi ve şimdiden işe koyulmak ve becerilerimi hayata geçirmek için sabırsızlanıyorum.”

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Eğitim Haberleri

İzmir Tarım ve Orman İl Müdürlüğü’nden Kış Eğitim Seferberliği – İnternet Haber

2020 yılında pandemiye rağmen çevrimiçi eğitimlerle, sosyal medya hesaplarımızdan yaptığımız yayın ve bilgilendirmelerle ve imkânlar dâhilinde …

Published

on

By

2020 yılında pandemiye rağmen çevrimiçi eğitimlerle, sosyal medya hesaplarımızdan yaptığımız yayın ve bilgilendirmelerle ve imkânlar dâhilinde yüz yüze gelerek üreticimizin yanında, üretimin destekçisi olduk.

Pandemi döneminin zorlu şartlarında yaptığımız eğitim, ziyaret, toplantı, demonstrasyon, tarla günü gibi etkinliklerde ve çevrimiçi platformlar üzerinden gerçekleştirdiğimiz eğitim çalışmalarında 91 binin üzerinde çiftçimize ulaştık. Sosyal medya üzerinden gerçekleştirdiğimiz ve tarımın her alanında uzman personelimiz tarafından yapılan yayınlarda ise 1 milyonun üzerinde kişiye erişim sağladık.

Tarım şüphesiz ki dünyanın en önemli sektörleri arasında. Pandemi döneminin de insanlığa öğrettiği en önemli şey tarımın değeri. Sağlık ve güvenlik insanlık için ne kadar önemliyse tarım da o kadar önemli. Tarım ara verilemez, durdurulamaz bir sektör. İzmirli çiftçilerimizle bu anlamda duyduğumuz gururu bir kez daha dile getirmeliyiz. Üretime ara vermeden devam eden 150 bin çiftçi ailesi sayesinde sadece İzmir değil dünyanın birçok noktasında birçok insan gıdaya ulaştı.

2020 yılında pandeminin zorlu şartlarında üretimi devam ettiren değerli üreticilerimizin her koşulda yanında olmak gibi bir gayret içerisindeydik. 2021 yılında da tıpkı 2020’de olduğu gibi eğitimler, projeler, toplantılarla üreticiyi ve üretimi desteklemeye, bilgilendirmeye kısacası onların her an yanlarında olmaya gayret ettik. 150 bin çiftçi ailemizin her an, her şartta yanında olarak gönüllerine girdik.

Üretim faaliyetlerinin azalmaya başladığı bu günleri fırsata dönüştürmek adına, İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü olarak yaptığımız çalışmaların üzerine yeni bir eğitim planlaması daha ekliyoruz. 30 İlçe Müdürlüğümüze verdiğimiz talimatla, salgın süresince yoğunlukla çevrimiçi olarak devam eden eğitim çalışmalarımızı yeniden yüz yüze yapıyoruz. 7 haftalık gece ve gündüz eğitimlerini kapsayan planlama ile her hafta belli günlerde 500 eğitim gerçekleşecek. İlçelerimizin üretim çeşitliliğine uygun konularda, üreticimizin istediği başlıklar üzerinden konular derlenerek, konu uzmanı personelimiz tarafından üreticimize aktarılacak.

Köylerimizde üreticimizin işinin olmadığı saatlerde planladığımız eğitim programımızla İzmirli üreticilerimizle yan yana, omuz omuza İzmir tarımını en iyi noktaya taşımak için çalışmalar yapmaya devam edeceğiz. Her eğitimimize olduğu gibi bu 7 haftalık eğitime de yoğun katılım sağlayacağından emin olduğumuz İzmir’in değerli, yeniliğe, yeni bilgilere, öğrenmeye açık üreticilerine şimdiden teşekkür ediyoruz.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Eğitim Haberleri

Okul Dışarıda Günü “Dünya İçin İyilik” Temasıyla 4 Kasım’da Düzenleniyor – İnternet Haber

Açık havada zaman geçirmenin çocuk gelişiminde önemine dikkat çekmek amacıyla tüm dünyada her yıl iki kez gerçekleştirilen ve 2018 yılından bu …

Published

on

By

Açık havada zaman geçirmenin çocuk gelişiminde önemine dikkat çekmek amacıyla tüm dünyada her yıl iki kez gerçekleştirilen ve 2018 yılından bu yana ülkemizde de kutlanan Okul Dışarıda Günü, bu yıl ikinci kez 4 Kasım tarihinde “Dünya İçin İyilik” temasıyla düzenleniyor. Ülkemizde ilk günden beri OMO’nun destekleriyle Aktif Yaşam Derneği tarafından hayata geçirilen Okul Dışarıda Günü’ne başvurular okuldisaridagunu adresinden yapılabiliyor.

Aktif Yaşam Derneği’nin ilk kez 2018 yılında OMO’nun desteğiyle Türkiye’ye taşıdığı Okul Dışarıda Günü, Mayıs ayında online katılımla gerçekleştirilen etkinliğin ardından şimdi de gerçek anlamıyla çocukların açık havada deneyimleyeceği bir etkinlik olarak yine tüm dünya ile aynı anda 4 Kasım Perşembe günü “Dünya İçin İyilik” temasıyla düzenleniyor. “Kirlenmek Güzeldir” yaklaşımıyla yaklaşık 20 yıldır çocukların fiziksel, sosyal ve zihinsel gelişiminde özgürce hareket etmenin önemini anlatan ve ebeveynlere ilham kaynağı olan OMO’nun bu yıl da destek verdiği Okul Dışarıda Günü’nün teması ise “Dünya İçin İyilik”. Pandemi gölgesinde ve doğadan uzak geçen bu dönemde çocukların doğayla olan bağlantılarını güçlendirmeyi hedefleyen etkinlik ile aynı zamanda geri dönüşüm ve sürdürülebilirlik konularında çeşitli aktivitelerle çocuklara nasıl harekete geçebileceklerinin gösterilmesi amaçlanıyor. Ayrıca Okul Dışarıda Günü kapsamında ebeveynler ve öğretmenlere çocukların iklim değişikliği konusunda giderek güçlenen algısı ve kaygıları karşısında nasıl desteklenebileceği aktarılıyor.

Tüm dünyada en çok okul başvurusunu Türkiye’den alan Okul Dışarıda Günü, bugüne kadar 25 bin yetişkine ve 1,5 milyon çocuğa ulaştı. Bu sene ilki yine “Dünya İçin İyilik” temasıyla Mayıs ayında gerçekleştirilen etkinlikte Türkiye’den tam 105.457 çocuk ve 2.118 yetişkinin katılımıyla Okul Dışarıda Günü’nde İngiltere’den sonra en çok kayıt alan ülke oldu. Pandemi döneminde açık havada geçirilen zamanın azalmasıyla ayrı bir öneme sahip olan bu özel gün ile çocukların açık havada geçirdiği vakitteki azalmaya, iklim değişikliğinin çocuk psikolojisi üzerindeki olumsuz etkisine, çocukların iklim değişikliği karşısında duyduğu endişe, umutsuzluk, öfke, üzüntü gibi olumsuz duygulara ve doğa ile kurdukları bağın zedelendiğine dikkat çekiliyor.Okul Dışarıda Günü kapsamında evde, okulda veya açık havada sosyal mesafe kurallarına uygun olarak yapılan aktivitelerle çocuklar açık havada oyunla öğrenmenin keyfini yaşıyor. Okul Dışarıda Günü’ne başvurular okuldisaridagunu adresinden yapılabiliyor.

DÜNYA İÇİN İYİLİK İLE ALIŞKANLIKLARIMIZI GÖZDEN GEÇİRİYORUZ

Aktif Yaşam Derneği Başkan Yardımcısı Şule Serter Okul Dışarıda Günü için seçilen “Dünya için İyilik” Hareketi ile ilgili olarak “Tüm dünya olarak geçirdiğimiz bu sağlık krizi ile aslında açık havada olmanın önemini ve değerini bir kez daha anladık. Çocukların fiziksel ve zihinsel sağlığı için açık havayı onların günlük hayatının bir parçası haline getirmek amacıyla 2018 yılından bu yana çalışıyoruz. Açık havanın güzelliklerinden faydalanabilmek için doğayı ve çevremizi korumak da bizim elimizde. Geçtiğimiz Mayıs ayında Okul Dışarıda Günü kapsamında başlattığımız Dünya için İyilik hareketi sayesinde doğa ile kurduğumuz, pandemi süresince belki biraz zedelenen bağları güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Bunun yanı sıra gezegenimizin doğal kaynaklarını nasıl koruyabileceğimizi, sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarını ve bireysel olarak atabileceğimiz en güzel adımlardan biri olan plastik ayak izimizi nasıl azaltabileceğimizi anlattığımız bir Dünya için İyilik Seti hazırladık. Bu set ile çocuklarla birlikte biz yetişkinlerin de bu harekete dahil olmasını, çocuklar ve yetişkinler arasında bir bilgi paylaşımı ortamı sağlamayı, ebeveyn ve öğretmenlerin çocuklardan, çocukların ise hem yetişkinlerden hem de arkadaşlarından öğrenmesini sağlamayı amaçlıyoruz. Bu kolektif çalışmalar ile nihai olarak gündelik yaşam alışkanlıklarımızı gözden geçirmeyi ve daha sürdürülebilir bir yaşam için gerekli olan yeni alışkanlıkları edinmeyi hedefliyoruz. Bu harekete katılmak ve dünya için iyilik yapmak isteyen herkesi okuldisaridagunu adresinden kaydolmaya, destek içeriklerden yararlanmaya ve çocuklarımızın doğa ile bağını kuvvetlendirerek çocukların dünya için iyilik elçileri olmasına öncülük etmeye çağırıyoruz.” dedi.

OKULUN DOĞA İLE İLİŞKİSİNİ DOĞALLAŞTIRMAK YOLUNDA BİR DAVET

Çocuk ve Ergen Psikiyatrı Dr. Yankı Yazgan “Çocuklar düşe kalka büyür, öğrenir. Çocuğun gelişimi için yanlış yapmaya, denemeye (‘kirlenmeye’) fırsat vermemiz gerekir. Doğa, ya da özellikle kentli çocuklar için açık hava ve dışarısı, öğreten ve gelişimlerine destek olan eşsiz bir oyun alanıdır. Çocukların açık havada zaman geçirmeleri, ‘gerçek oyun’ ile beraber dünya ile ilgilenmeleri ve keşfe çıkmalarını sağlar. Çocuklar dışarıda oyun oynarken empati kurmayı, sorun çözmeyi, geleceği planlamayı, öfkelerini ve zamanlarını yönetmeyi öğrenirler. Açık havanın belirsizlikleri ve kestirilemezlikleri riskler üzerine düşünmeyi, belirsizlikle barışık olmayı ve olası sonuçları düşünerek hareket etmeyi getirir. Çocukluktan başlayarak dışarıda, doğada geçirilen zaman, farklılıklarla karşılaşmayı, hayatın her zaman istediğimiz gibi olmayabileceğini ve buna nasıl uyum sağlayacağımızı, engelleri kabul etmeyi ve aşmak için elimizden geleni yapmanın gerekliliğini öğrenmemizi ve algılamamızı mümkün kılar. Günümüzün pandemi koşullarında açık hava ile okul aktivitelerini birleştirmenin yollarını arayıp bulmamız gerekiyor. Okul Dışarıda Günü okulun doğa ile ilişkisini doğallaştırmak yolunda bir davet. Bu senenin teması Dünya İçin İyilik ise iklim değişikliği ve geri dönüşüm gibi bilinç odaklarıyla bu davete özel bir anlam kazandırıyor” dedi.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Eğitim Haberleri

Şiddet ve ihmale maruz kalan çocuğun suça eğilimi artıyor – İnternet Haber

Suça sürüklenmiş çocukların yaşam hikayeleri de birbirine benziyor. Uzmanlar, çoğunluğunun yaşamlarının ilk yıllarından itibaren aile içi şiddet …

Published

on

By

Suça sürüklenmiş çocukların yaşam hikayeleri de birbirine benziyor. Uzmanlar, çoğunluğunun yaşamlarının ilk yıllarından itibaren aile içi şiddet, ihmal, istismar, yoksulluk gibi yoğun ve sürekli şiddete maruz kalmış çocuklar olduğuna dikkat çekiyor. “Şiddet, şiddeti ve mağdur olmayı, mağdurluk ise suça sürüklenmeyi tetiklemektedir” uyarısında bulunan uzmanlar, “Aile ortamında olumsuz yaşam olaylarına, şiddet, ihmal ve istismara maruz bırakılan çocukların suça eğilimi artmaktadır. Bu nedenle, aileler çocukları ile daha iyi etkileşim ve iletişim içinde olmalı, onları olası risklerden korumalıdır.” diyor.

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurper Ülküer, suça sürüklenen çocuklara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Suç ve çocuk kelimelerinin aynı cümlede yer almasının bile çocuk haklarının ihlal edilme ihtimali olduğunu belirten Prof. Dr. Nurper Ülküer, “Bu çocukların neden suça sürüklendiğinin araştırılması ve onları zorlayan şartları ortadan kaldırması için gerekli önlemlerin alınması şarttır.” dedi.

Geçen yıl 117 bin çocuk suça sürüklendi

Geçtiğimiz yıl ülkemizde ortalama yarım milyona yakın çocuğun güvenlik birimleri ile tanıştığını belirten Prof. Dr. Nurper Ülküer, “Bu rakam geçen yıla oranla daha düşük olmakla birlikte yine de hatırı sayılır bir sayı. Kolluk kuvvetlerine gelen çocuklar, daha çok mağdur olarak geliyorlar. 4’te biri kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği yani suça sürüklendiği için, daha az bir kısmı fiili işlediği iddiası ile küçük bir kısmının ise bilgisine baş vurma amacı ile veya buluntu çocuklar olarak güvenlik birimlerine geliyorlar. Bu grup içinde 117 bin çocuk suça sürüklenen çocuk olarak tanımlanıyor. Çocukların yaşları büyüdükçe oransal olarak sayıları da artmakla birlikte, her 10 çocuktan ikisinin 11 yaş altı olduğu da raporlarda yer alıyor. Yine istatistiklere göre, oğlan çocukları kızlara göre daha fazla suça sürükleniyorlar.” diye konuştu.

Çocuğun gelişiminde aile ve çevreyle etkileşim çok önemli

Çocukların gelişimlerinin, doğuştan getirdikleri genetik özelliklerinin yanı sıra çevreden aldıkları uyarınların etkisinde şekillendiğini kaydeden Prof. Dr. Nurper Ülküer, “Son yıllarda giderek daha da önem kazanan nörolojik beyin gelişim çalışmaları, çocukların beyin gelişiminin mimarisini çocuğun çevreden aldığı uyaranların ve ona verdiği tepkilerin oluşturduğunu kanıtlamıştır. Diğer bir deyişle, çocuğun duyularının, duygularının (ki bunun içinde duyguların kontrolü ve tanınması da vardır) dil gelişiminin, öğrenme becerilerinin kazanılmasında çocuğun doğduğu andan itibaren, başta anne-babası veya diğer önemli yetişkinlerle etkileşimlerinin önemli olduğu artık bilinmektedir.” diye konuştu.

Yoğun ihmal ve istismar ömür boyu süren etkiler bırakıyor

Çocukluğun ilk yıllarının bu nedenle en kritik yıllar olarak karşımıza çıktığını ifade eden Prof. Dr. Nurper Ülküer, “Birçok sosyal-duygusal gelişimsel sorunların yine bu dönemdeki olumsuz etkiler sonucu ortaya çıktığı bilinmektedir. Bilhassa, toksik stres yani yoğun ihmal ve istismarın uzun süre devam etmesi şeklinde tanımlanan durumun, çocukluk döneminin ilk yıllarında beyinde geri-dönülmez sinirsel izler bıraktığı ve bu etkilerin yaşam boyu devam ettiği bilinmektedir.” dedi.

Suça sürüklenmiş çocukların yaşam hikayeleri birbirine benziyor

Suça sürüklenmiş çocukların yaşam hikayelerinin birbirine benzer olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nurper Ülküer, “Çoğunluğu yaşamlarının ilk yıllarından itibaren yoğun ve sürekli şiddete maruz kalmış (aile içi şiddet, ihmal, istismar, yoksulluk..) çocuklardır. Şiddet, şiddeti ve mağdur olmayı, mağdurluk ise suça sürüklenmeyi tetiklemektedir.” dedi.

Çocukların suça sürüklenmesinde çevresel etkilerden çok genetik etkilere daha fazla sorumluluk atfeden araştırmalar da bulunduğunu kaydeden Prof. Dr. Nurper Ülküer, “Genetik etki, akıl hastalığı ve suç davranışı eğilimi, çeşitli anti-sosyal davranış türleri ve bu tür davranışları destekleyebilecek dürtüsellik dahil olmak üzere ebeveynlerden gelen kalıtsal faktörlerle ilişkili olduğu da bilimsel çalışmalarla desteklenmektedir. Ancak bu etkilerin çocukların maruz kaldığı çevresel risklerin genetik risk faktörlerinin etkisini arttırdığı da bildirilmiştir.” dedi.

Ebeveynler, bakım verenler ve akran gruplarının rolü büyük

Genelde iki önemli çevresel faktörün çocuğun suça sürüklenmesinde rol oynadığını kaydeden Prof. Dr. Nurper Ülküer, “Birincisi çocukluğun ilk yıllarında ebeveynler/bakım verenler, ikincisi ise daha sonraki yıllarda akran gruplarıdır. Genellikle akran grupları birbirine benzer olumsuz deneyimler geçirmiş çocukların birbirini bulması ile oluşmakta ve böylece olumsuz davranişlar karşılıklı kabul görüp, pekiştirilelerek benimsenmektedir.”dedi.

100 çocuktan 70’i travmatik olaylar yaşamış

Çevresel faktörlerden bir diğerinin ise çocukluk travmaları olduğunu belirten Prof. Dr. Nurper Ülküer, “Dünyadaki her 100 çocuktan 70’inin fiziksel istismar, cinsel istismar gibi travmatize edici olay yaşadığı çeşitli raporlarda dile getirilmiştir. Çocuklukta bu ve benzeri olaylara maruz kalma, gelişimsel gecikmeler, madde kullanımı ve intihar dahil olmak üzere bir dizi olumsuz duygusal, gelişimsel, davranışsal ve akademik sonuçları beraberinde getirdiği gibi, psikiyatrik bozuklukların temelini oluşturmaktadır.” diye konuştu.

Prof. Dr. Nurper Ülküer, “Travma sonrası stres bozukluğunun yaygın bir semptomu olan aşırı uyarılma, saldırgan davranış gibi kolayca tetiklenen ve aşırı öfke içeren davranış kalıpları çocukların suça sürüklenmesine katkıda bulunabilir. Travmatik stresin bir sonucu olarak kişinin kendisinin veya başkalarının duygularını tanımadaki eksiklikleri gibi duygu işlemenin değişmesi, başkalarında düşmanca niyet görme gibi değişen bilişsel süreçler ve insanlara bağlanmada zorluk gibi değişen kişilerarası süreçler de çocuğun suça sürüklenmesini etkileyen süreçler içine dahil edilmektedir.” dedi.

Cezalandırmak yerine; suç öncesi alanda iyileştirme yapılmalıdır

Suça sürüklenen çocukların içinde bulundukları durumlar göz önüne alındığında, yasalar yoluyla çocuğun toplumsal ve psikolojik tehlikelere karşı korunması için tedbirler alınması gerektiğini kaydeden belirten Prof. Dr. Nurper Ülküer, şunları söyledi:

“Gerektiğinde, eğer ailenin ihmal ve istismarı söz konusu ise çocuğun aileden de korunması gerekir. Çocuğun gelişiminin sürekliliğinin desteklenmesi ve olumsuz deneyimlerin etkilerinin azaltılması için önleyici, koruyucu ve onarıcı kurumların olması gerekir. Diğer taraftan, adalet sistemi, bilhassa Çocuk Koruma Kanunu (ÇKK) çerçevesinde çocuğun haklarını korumakla yükümlüdür. Çocukları cezalandırmak yerine; suç öncesi alanda onları iyileştirmek önemli bir ilke olmalıdır. Yine ÇKK çerçevesinde çocuğu suça götüren süreci engellemek, önleyici tedbirler alarak çocuğun suça sürüklenmesinin önüne geçmek önemlidir.

Koruyucu ve destekleyici tedbirler alınmalıdır

ÇKK temel olarak; çocukların cezalandırılması yerine denetim altına alınmalarını, ailelerinden koparılmadan aile ortamlarında korunmalarını ve cezalandırılmaya en son çare olarak başvurulması hususlarını kabul etmektedir. Çocuğun suç işleyerek adli makamlarla karşılaşmasından sonra, çocuğun dış ve iç dünyası ile ilgili olan bağlarının yeniden onarılması ve çocuğun toplumsallaştırılmasına yönelik çalışmalara daha çok yer verilmelidir. Koruyucu ve destekleyici tedbirler, çocuğun korunması ve desteklenmesi amaçlarını taşımaktadır.”

Aileler bu konuda neler yapabilir?

“Çocuğun gelişim sürecinin başladığı ilk sosyal çevre olarak aile ortamının iyiliği çocuğun gelişiminde önemli etkiye sahiptir” diyen Prof. Dr. Nurper Ülküer, “Çocuğun dünyaya açılan ilk kapısı olan aile ortamında olumsuz yaşam olaylarına, şiddet, ihmal ve istismara maruz bırakılan çocukların suça eğilimi artmaktadır. Bu nedenle, aileler çocukları ile daha iyi etkileşim ve iletişim içinde olmalı, onları olası risklerden korumalıdır.”dedi.

Çocuklar suçlu doğmazlar

Ailelerin, bilhassa yoksulluğun, sınırlı ekonomik şartların olumsuz etkilerinden korunabilmeleri, çocukları için daha uygun ev ortamları hazırlayabilmeleri desteğe ihtiyacı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Nurper Ülküer, “Ailelere, bilhassa risk grubunda olanlara, ebeveynlik danışmanlıkları verilmesi, psiko-sosyal ve finansal destek sağlanması şarttır. Bu çerçevede toplum merkezlerinin düzenli aralıklarla yapacakları taramalar ile aileye yönelik risk faktörlerini önceden farkedip önlem alması gerekir. Unutmayalım, çocuklar suçlu doğmazlar veya ortada bir neden yokken suça sürüklenmezler. Devletin, yerel yönetimlerin ve ailelerin, ‘kendine güvenen, mutlu ve öğrenmeye açık çocuklar yetiştirmek’ birinci görevleri olmalıdır. Ancak bu şekilde çocuklarımızın güvenliklerini sağlayabilir onların iyi vatandaşlar olmalarına yardımcı olabiliriz.” dedi.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Trending