Connect with us

Sağlık Haberleri

Motor bozukluk sorunu, erkek çocuklarda daha sık görülüyor

Çocuklarda görülen nörogelişimsel bozukluklar arasında yer alan motor bozukluk sorunu, vücudun kas sisteminin gelişiminde yaşanan bir sorun …

Published

on

Çocuklarda görülen nörogelişimsel bozukluklar arasında yer alan motor bozukluk sorunu, vücudun kas sisteminin gelişiminde yaşanan bir sorun nedeniyle ortaya çıkıyor. Merdiven çıkmak, düğme iliklemek ya da bağcık bağlamak gibi motor işlevlerde sorun yaşanmasıyla ortaya çıkan bu bozukluk, ergenlik öncesi teşhis ediliyor ve erkek çocuklarda daha sık görülüyor.

Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Çocuk Ergen Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, çocuklarda görülen nörogelişimsel bozukluklara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Nörogelişimsel bozukluklar nedir?

Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, nörogelişimsel bozuklukları, “bireyin anne karnından itibaren beyin gelişiminde meydana gelen, zamanla bedensel fonksiyonlara da yansıyan sinirsel ve yapısal farklılıklar” olarak tanımladı.

Nörogelişimsel bozukluğun pek çok çeşidi bulunuyor

Bu bozukluklardan psikiyatriyi en çok ilgilendiren konular arasında dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, otizm spektrum bozukluğu, özgül öğrenme bozukluğu, zekâ geriliği, konuşma ve dil bozuklukları, tik ve motor bozuklukları yer aldığını kaydeden Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, “Bu bozuklukların ortak özelliği ise hem motor hem bilişsel hem de duygusal durumlara yansıyabilecek olmalarıdır.” dedi.

Nörogelişim erkek çocuklarında daha yavaş işliyor

Motor bozukluk sorunu yani vücudun kas sisteminin gelişiminde sorun yaşayan bir çocuğun merdiven çıkmak, düğme iliklemek ya da bağcık bağlamak gibi motor işlevlerde sorun yaşayabileceğini ifade eden Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, “Bu bozukluklar, büyük olasılıkla ergenlikten önce teşhis edilebilir ve erkek çocuklarda daha sık görülür. Çünkü nörogelişim erkek çocuklarında kız çocuklarına kıyasla daha yavaş işler ve bu yüzden söz konusu bozukluklar erkek çocuklarında 4-5 kat daha fazla görülür.” diye konuştu.

Bu rahatsızlıklar duygusal bozukluklara da yol açabiliyor

Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, duygusal bozukluklara da sebep olabilecek bu rahatsızlıkların çocuğun empati kurabilmesini ve sosyalleşmesini engellediğini ve iletişim kurmada sıkıntı yaşamasına sebep olduğunu kaydetti.

Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, duygu ve düşüncelerini ifade etmede sıkıntı yaşama, kolay öfkelenme ve duygu durumunda oluşan iniş ve çıkışların çocukta görülebilecek diğer emosyonel problemlerden bazıları olduğunu söyledi.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sağlık Haberleri

Sıradaki tehdit, bağımlılık pandemisi! – İnternet Haber

Alkol ve madde kullanımlarının artmasının yanı sıra pandemi döneminde kumar bağımlılığı sebebiyle başvuran hasta sayısındaki artış dikkat çekiyor …

Published

on

By

Alkol ve madde kullanımlarının artmasının yanı sıra pandemi döneminde kumar bağımlılığı sebebiyle başvuran hasta sayısındaki artış dikkat çekiyor. Uzmanlar, ekonomik sorunlar, hızlı para kazanma beklentisi, haz arayışının fazla olması ve hazza çabuk ulaşma isteği gibi sebeplerle yasal/yasadışı bahis, canlı bahis ve diğer kumar oyunlarında artış gözlendiğini belirtiyor. Uzmanlar, eve kapanma dönemleri, uzaktan çalışma, sosyal izolasyon, iş kayıpları, maddi sorunlar ve günlük rutinlerin bozulması gibi sebeplerle bireylerin hem stresle karşılaşma hem de stresle baş etme biçimlerinin değişmeye başladığının altını çiziyor. Uzmanlara göre, haz kaynaklarına erişimde zorluklar ön plana çıkınca mevcut bağımlılıkların şiddeti de arttı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Onur Noyan, pandemi sürecinde tetiklenen bağımlılıklar ve bugünkü etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Ruh sağlığı üzerindeki etkileri zamana ortaya çıkıyor

Hayatımızın bir parçası haline gelen COVİD-19 pandemisinin ruh sağlığı üzerine olan etkilerinin zamanla ön plana çıkmaya başladığını belirten Doç. Dr. Onur Noyan, “Eşlik eden birçok psikiyatrik hastalığın yanı sıra bağımlılıkla ilgili sorunlar dikkat çekici oldu. Pandeminin erken dönem, orta dönem ve uzun dönem etkilerini değerlendirmek gerekli.” dedi.

Erken dönemde tedaviler aksatıldı

Pandeminin erken döneminde daha önceden alkol ya da madde kullanım bozukluğu olan hastaların tedavilerini aksatmaya başladıklarını belirten Doç. Dr. Onur Noyan, “Hastalığı anlamaya çalışırken, eve kapanma sırasında biraz arka planda kaldı, sağlık kaygısı ve COVİD’den korunma önlemlerine ağırlık verildi. Bu sebeplerle bir süre bağımlılık tedavi klinikleri çok sakindi, hastalar tedavi merkezlerine müracaat etmediler ve bazen de isteseler de ulaşamadılar.” dedi.

Alkol ve madde tüketimi evde kullanıma evrildi

Alkol ve madde tüketiminin ev içerisinde kullanım şeklinde doğru evrildiğini kaydeden Doç. Dr. Onur Noyan, “Alkol ve madde etkisi altında ev içerisinde huzursuzluklar, aile içi şiddet artışı oldu, çocuklar bu kullanımlara şahit olmaya başladı.” dedi.

Eve kapanma döneminde bağımlılıkların şiddeti arttı

Pandeminin orta dönem etkilerine bakıldığında hastaların bağımlılıklarının şiddetlenmesinin dikkat çekici olduğunu ifade eden Doç. Dr. Onur Noyan, “Eve kapanma dönemleri, uzaktan çalışma, sosyal izolasyon, iş kayıpları, maddi sorunlar ve günlük rutinlerin bozulması gibi sebeplerle bireylerin hem stresle karşılaşma hem de stresle baş etme biçimleri değişmeye başladı, haz kaynaklarına erişimde zorluklar ön plana çıkınca mevcut bağımlılıkların şiddeti arttı.” dedi.

Bağımlılık ve yalnızlık pandemisi konuşulacak

Pandeminin uzun dönem etkilerini hem bireysel hem de toplumsal olarak hep birlikte göreceğimizi kaydeden Doç. Dr. Onur Noyan, “Birleşmiş Milletler’in 2021 raporunda belirttiği üzere 2030 yılında madde kullanımı 11 kadar artış göstermesine ve pandemi sürecinde madde trafiğinin etkilenmesi sebebi ile yerel ve bireysel madde üretimlerinin artmasına dikkat çekiliyor. Yapılan değerlendirmelerde COVİD-19 pandemisi yerine ‘yalnızlık pandemisi’ ya da ‘bağımlılık pandemisi’ söylemleri bağımlılığın ne kadar büyük bir sorun haline geldiğini gösteriyor.” dedi.

Pandemi döneminde bağımlılık tablosu

Pandemi sürecinde bazı maddelerin kullanımları artarken bazı maddelerin kullanımlarının da azalmaya başladığını kaydeden Doç. Dr. Onur Noyan, “Erişmesi zor olan ve daha pahalı psikoaktif maddeler daha az tercih edilirken daha kolay ulaşılan ve daha ucuz olan maddeler daha fazla tercih edilmeye başlandı. Pandeminin erken döneminde özellikle uyarıcı madde kullanımları düşerken, sakinleştirici ve uyuşturucu etkisi yüksek olan madde kullanımlarındaki artış dikkat çekici idi. Zaman ilerledikçe bu fark normale döndü, madde kullanım alışkanlıkları eski rutin. Daha önceden kullandıkları maddelere erişemeyen bazı hastalar ise daha önce hiç kullanmadıkları farklı ve yeni maddeleri kullanmaya başladılar.” dedi.

Tükenmişlik hissi alkol kullanımını artırıyor

Pandeminin erken dönemlerinde madde kullanımı ile ilgili az veri olmasına rağmen deneyimlerinin alkol ve madde kullanımının azaldığı yönünde olduğunu ifade eden Doç. Dr. Onur Noyan, “Pandemi ilerledikçe bağımlılık ve bağlantılı psikiyatrik tablolar giderek artış gösterdi. Özellikle alkol bağımlılığı olan hastalar son aylarda daha fazla müracaat etmeye başladılar. Tükenmişlik ve umutsuzluk hissi ile birlikte alkol kullanımında belirgin artış, hem fiziksel hem de psikolojik sorunların daha da fazla artmasına sebep olmaktadır. Alkol kullanımı başta karaciğer olmak üzere diğer bedensel işlevler ile dikkat, konsantrasyon ve karar verme gibi bilişsel işlevler üzerine olumsuz etki göstermekte, bireyin ödül mekanizmalarını bozarak hayattan tat ve keyif alamamasına sebep olmaktadır.” dedi.

Kumar bağımlılığında artış gözlendi

Doç. Dr. Onur Noyan, alkol ve madde kullanımlarının artmasının yanı sıra pandemi döneminde kumar bağımlılığı sebebiyle başvuran hasta sayısındaki artışın dikkat çekici olduğunu söyledi. Doç. Dr. Onur Noyan, “Ekonomik sorunlar, hızlı para kazanma beklentisi, haz arayışının fazla olması ve hazza çabuk ulaşma isteği gibi sebeplerle yasal/yasadışı bahis, canlı bahis ve diğer kumar oyunlarında artış gözlenmektedir.” dedi.

Doç. Dr. Onur Noyan, “Bunun yanında pandemi ile ilgili haberlere ve sosyal medya mecralarına ulaşmak için sürekli akıllı telefon kullanımı, çok fazla çaba sarf etmeden ve hızlı bir şekilde haz erişimine vesile olan ekran bağımlılığı da önümüzdeki yıllarda çeşitli sorunlarla kendisini gösterecektir. Özellikle gelişim çağındaki çocukların ekran ile çok daha fazla ilgili olmaları hem bağımlılık hem de çeşitli gelişim problemlerine sebep olabilmektedir.”dedi.

Uzaktan tedavi büyük bir kolaylaştırıcıdır

Bağımlılığın tekrar edebilen ama tedavisi olan uzun seyirli bir beyin hastalığı olduğunu belirten Doç. Dr. Onur Noyan, “Hastalar tedaviye sıklıkla en son noktada müracaat etmektedirler. Genellikle aile üyelerinin önerisi/isteği ile müracaat etmekte ama tedavi devamlılığını bireysel olarak devam ettirmektedirler. Eğer alkol, madde ya da kumar bağımlılığı tedavi edilmez ise işlevsellikte bozulmalar, aile içi huzursuzluk, iş veriminde azalma, hayat devamlılığının bozulması gibi durumlarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Pandemi ile birlikte uzaktan tedavi seçeneğinin artması büyük bir kolaylaştırıcı olmuştur. Bağımlılıkta iyileşme için ilaç tedavisi ve psikoterapi devamlılığının sağlanması gerekmektedir. Hastaların yaşadıkları tüm olumsuz deneyim ve istek gibi durumları tedavi ekibi ile paylaşarak çözüm yollarını üretmeleri beklenmektedir. Tedavi merkezlerine erişim zorluğu yaşayan hastaların telepsikiyatri gibi hizmetler ile tedavi devamlılığı sağlanarak hastaların alkol ve madde kullanmadan, kumar oynamadan hayatlarına devam etmesi hedeflenmektedir.” diye konuştu.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Sağlık Haberleri

MS’in Gelip Geçici Şikayetlerine Dikkat! – İnternet Haber

MS’in gözlerde bulanıklık, kolda veya bacakta uyuşukluk gibi gelip geçici olabilen belirtilerinin tanı koyma sürecinde çok önemli olduğunu …

Published

on

By

MS’in gözlerde bulanıklık, kolda veya bacakta uyuşukluk gibi gelip geçici olabilen belirtilerinin tanı koyma sürecinde çok önemli olduğunu söyleyen Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Emin Özcan, Kişilerin bezen şikâyetleri geçtiği için doktora gitmiyor ve bu nedenle tanı gecikebildiğini. tedaviye geç başlandığında ise bu atakların engelliliğe kadar varabilecek sonuçlara neden olabileceğine işaret etti.

Özellikle genç yetişkin çağda görülen Multipl Skleroz (MS)’in geçici olabilen belirtilerine dikkat çeken Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Emin Özcan, MS’in gelip geçici belirtilerine dikkat çekerek, hastalığa ilişkin önemli bilgiler verdi.

Hastalığın belirtileri arasında yer alan ağrılı bulanık görmeye dikkat çeken Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Özcan, sözlerine şöyle devam etti:

“Bağışıklık sisteminin kendi sinir kılıflarımıza saldırdığı ve onu yabancı bir madde gibi algıladığı otoimmün bir hastalık olan MS, beyin ve omurilik bölgesini etkiliyor. Görme kaybı, çift görme hali, dengesizlik, konuşma bozukluğu, idrar tutamama, yürüme güçlüğü gibi şikayetler, belirtileri arasındadır. Tek gözde ağrılı görme kaybı veya bulanık görme de MS’in tipik bulguları arasında yer alır. Ancak bu belirtiler bazı durumlarda tamamen geçtiği için ne yazık ki çok önemsenmeyebiliyor.”

GELİP GEÇİCİ ŞİKAYETLERİ ÖNEMSEYİN!

MS’in ataklar şeklinde seyrettiğini ve şikayetlerin 24 saat veya daha fazla sürmesi durumunda mutlaka dikkate alınması gerektiğini hatırlatan Doç. Dr. Özcan, “Belirtilerden şüphelenmemiz için 24 saat sürmesi gerekli. Eğer böyle bir durum söz konusu ise MS’ten şüphelenmek gerekli. Bazen tek gözde bulanıklık 24 saatten fazla sürüyor ve kendiliğinden geçebiliyor. Dolayısıyla kişiler de şikâyet geçtiği için üzerinde durmuyor. Ancak bu konuya çok dikkat edilmesi ve üzerinde durulması gerekiyor. MS tanısının konulabilmesi için hastanın bir nöroloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekir” dedi.

Doç. Dr. Emin Özcan, MS tanısının geç kalınmadan konulabilmesi için hastaların bu gelip geçici olabilen şikâyetlere çok dikkat etmeleri ve uyanık olmaları gerektiğinin altını çizdi.

GEÇ TANI ENGELLİLİK NEDENİ OLABİLİR

Hastaların belirtileri önemseyip doktora gitmezse tanı koyma sürecinde gecikme olabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Özcan, “Geç tanı konulduğunda beyindeki lezyonlar artabilir. Tedaviye geç başlanırsa tedavisiz geçen bu süreçte yeni bir atak ortaya çıkabilir. Bu ataklar engelliliğe yol açabilir. Tedaviye erken başlandığında yeni bir atak gelişmesinin önüne geçilebilir. Ancak kişi doktora gitmezse örneğin 1 yıl sonra yürüme güçlüğüne yol açan bir atakla karşılaşabilir. O zaman doktora gittiğinde ise uygun tedaviye rağmen sekel kalabilir. O yüzden ortaya çıkacak atakların bir an önce engellenmesi ve kalıcı engelliliğin olmaması için mümkün olan en kısa zamanda tedaviye başlamak gerekir” ifadelerini kullandı.

TOPLUM HASTALIĞI YETERİNCE BİLMİYOR

MS kronik bir hastalık olduğu için hastalığın psikolojik yükünün de fazla olduğunu söyleyen Doç. Dr. Emin Özcan, toplumun da MS’i yeterince tanımadığını ve hastaları etiketleyebildiğini söyledi. Anksiyete ve depresyonun MS hastalığında çok sık karşılaşıldığına işaret eden Doç. Dr. Emin Özcan konuyla ilgili şunları anlattı: “Hastalık sonucu gelişen beyindeki plakların depresyona zemin hazırladığı düşünülüyor. O nedenle anksiyete ve depresyon MS hastalarında sık rastlanıyor. Hastalarda bu durumlar varsa bir psikiyatri uzmanından destek alıyoruz. Çünkü depresyon ve anksiyete hastanın yaşam kalitesini ciddi anlamda düşürüyor ve MS tedavisini de olumsuz etkiliyor. Tedavileri de bu şekilde multidisipliner bir yaklaşımla gerçekleştiriyoruz.”

GENÇ ERİŞKİN ÇAĞDA DAHA SIK GÖRÜLÜYOR

MS’in nedeni tam olarak bilinmese de kadınlar arasında daha yaygın olarak gözlendiği bilgisini veren Doç. Dr. Emin Özcan, “Toplumda 100 binde 8 civarında çok yaygın olmayan bir hastalık. Daha çok da 20-40 yaş arası genç erişkin kadınlarda gözleniyor. Bununla birlikte MS’te genetik geçiş diğer genetik geçişli hastalıklara göre daha az. Dolayısıyla MS hastasının kardeşi, annesi, çocuğu gibi birinci derece yakınlarının rutin tarama yaptırması zorunlu değildir” dedi.

MS’in doğru tedavi edilmesi halinde ciddi probleme yol açacak bir hastalık olmayabileceğinin bilinmesi gerektiğini anlatan Doç. Dr. Emin Özcan, “Hastaların yaklaşık yüzde 20’sinde hastalık iyi huylu MS tipinde seyreder. Neredeyse hiç özürlülük gelişmeden hayatlarına devam ederler” diye konuştu.

HASTALAR GEBE KALABİLİR, ÇALIŞABİLİR

Hastaların sosyal hayattan kopmamaları uyarısında bulunan Doç. Dr. Özcan, “MS hastaları rahatlıkla gebe kalabilir. Ancak doktoruyla bu kararı alıp, planlamaları gerekir. Plansız gebelik istemiyoruz çünkü ilaçlarını ona göre ayarlamak lazım, gebelik döneminde istisnai durumlar dışında MS ilaçlarını kesiyoruz ancak ne zaman kesileceğine önceden karar vermek gerekir. Hastaların hayatın içinde olmalarını özellikle istiyoruz. MS ölümcül bir hastalık değil ancak kronik bir hastalık, tamamen ortadan kaldıramıyoruz. Mutlaka tedavi gerektirir, etkin tedavi ve düzenli takip ile hastalık büyük oranda ciddi problemler ortaya çıkmadan idame ettirilebilir” ifadelerini kullandı.

HASTALIĞIN SEYRİNİ DEĞİŞTİRECEK TEDAVİLER UYGULANIYOR

Hastalığın seyrini değiştirecek tedaviler uyguladıklarını anlatan Doç. Dr. Özcan, “Hastalığın yavaşlaması veya durması ana hedeflerimiz. Ana tedavi bu hastalık seyrini değiştirici ilaçlar oluyor. Bunun yanı sıra hastanın şikayetlerine yönelik tedavi uyguluyoruz. Örneğin, hastanın idrar kaçırma problemi olabilir, yorgunluk, bitkinlik oluşabilir bunlara yönelik tedaviler veriyoruz. Bir diğer tedavi şekli ise fizik tedavilerdir. Hastalığın çoğunlukla ileri dönemlerinde kas güçsüzlüğü veya kaslarda katılığı olabiliyor onların giderilmesi için fizik tedavi almasını mutlaka istiyoruz. Böylece yaşam kalitesi de artıyor” dedi.

RUTİN KONTROLLERİ İHMAL ETMEYİN

Hastalara, özellikle içinde bulunduğumuz pandemi döneminde de doktor kontrolünü ihmal etmemelerini öneren Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Emin Özcan, hastalara şu önerilerde bulundu: “Maske, mesafe ve hijyenlerine dikkat ederek hastaneye gitsinler. Tedavinin aksamaması, hastalığın ilerlememesi için çok önemlidir. Özellikle MS’te gördüğümüz bitkinlik, halsizlik gibi şikayetlerin toparlanmasında düzenli egzersiz çok önemli. Hastalardan her gün yürümelerini istiyoruz. Çünkü MS hastalığının ileriki dönemlerinde yürüme güçlüğü ortaya çıkabiliyor. Her gün 30 dakika yürüyüş yapmaları gerekiyor. Ama kendilerini yormadan hafif tempoda yürüyüşler olmalı. Beslenme de önemli bir faktör. Özellikle tuzdan kaçınmalı, katı, doymuş yağlardan uzak durmalılar” diye konuştu.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Sağlık Haberleri

Ergenlerde sağlıksız beslenme okullarda zorbalık riskini arttırıyor – İnternet Haber

İstinye Üniversitesi (İSÜ), Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim ÜyesiProf. Dr. Aliye Özenoğlu, ergenlerde sağlıksız beslenmenin okullardaki …

Published

on

By

İstinye Üniversitesi (İSÜ), Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim ÜyesiProf. Dr. Aliye Özenoğlu, ergenlerde sağlıksız beslenmenin okullardaki zorbalık riskini arttırabileceğine dikkat çekiyor. Beslenmenin fiziksel olduğu kadar ruhsal sağlığın üzerinde de etkileri olduğunu hatırlatan Özenoğlu, abur-cubur besinlerin çocuk ve ergenlerde psikiyatrik sıkıntı ve şiddet davranışlarını artırabileceği konusunda aileleri uyarıyor.

Çocuklarının sağlıklı beslenmesi her ebeveynin hayali. Ancak, sonuç her zaman istenildiği gibi olamayabiliyor. Çocuklar ve ergenler sağlıklı yiyeceklerin yanı sıra abur-cubur ve fast food yiyeceklere yönelebiliyor. Araştırmacılar, beslenmenin fiziksel olduğu kadar ruh sağlığı üzerinde de etkileri olduğunu söylüyor. İstinye Üniversitesi (İSÜ), Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aliye Özenoğlu, özellikle ergenlerde sağlıksız beslenmenin okullardaki zorbalık riskini arttırabileceğine dikkat çekiyor. “Araştırmalar ergenlerin beslenme tarzının akran zorbalığı ve öfke kontrolleri üzerinde önemli bir etkisi olduğunu gösteriyor” diyen Özenoğlu, abur-cubur besinlerin çocuk ve ergenlerde psikiyatrik sıkıntı ve şiddet davranışlarını artırabileceği konusunda aileleri uyarıyor.

Öfke gerekli bir duygudur

Öfkenin gerekli bir duygu olduğunu belirten Prof. Dr. Özenoğlu, şunları söylüyor:

“Ergenlik dönemi, fiziksel değişim kadar duygusal anlamda da hızlı değişimlerin yaşandığı bir gelişim evresidir. Ergenlerin bedenindeki ve çevresindeki değişimleri kendi iç dünyasında algılaması, yorumlaması ve tepkileri farklılık gösteriyor. Her yaş grubunda olduğu gibi ergenlerin de duygusal tepkilerini ifade etme yollarından birisi öfkedir. Öfke, çeşitli durumlara tepki olarak ortaya çıkan normal, sağlıklı ve yaşamın sürdürülmesi için gerekli bir duygudur. Ergenin öfke ifade tarzını belirleyen faktörler arasında sağlık durumu, cinsiyet, okul başarısı, aile ve arkadaş ilişkileri sayılabilir. Öfkenin uygun yollarla ifade edilememesi, ergende şiddet davranışlarına ve bunun sonucunda fiziksel, psikolojik ve sosyal sorunlara neden olabilir. Bunun yanında, tüketilen besinlerin vücut için metabolik yakıt sağlamakla birlikte zihin ve bilişin de dâhil olduğu birçok beyin fonksiyonlarını etkilediğini biliyoruz. Besinler hem fiziksel hem de duygusal iyilik haline katkıda bulunabilir. Çalışmalar, şeker ilaveli içecekler, tatlılar, çikolata, tuzlu atıştırmalıklar ve fast food gibi sağlıksız yiyeceklerin aşırı tüketiminin mental sağlık ve davranışsal sorunlar yönünden yüksek risk ile ilişkili olduğunu gösteriyor. Bundan başka, çay, kahve, çikolata, kola ve bazı gazlı içeceklerde bulunan kafeinin, merkezi sinir sistemini üzerine uyarıcı bir etkiye sahip olduğu biliniyor. Kafeinin fazla miktarlarda tüketilmesinin uyku bozukluğu, sinirlilik, endişe, panik atak ve kaygıya neden olduğu, aşırı dozlarda ise istemsiz kasılmaların görülebileceği belirtiliyor.”

Okullarda zorbalık giderek artıyor

Okullarda zorbalığın giderek arttığını belirten Özenoğlu, şöyle devam ediyor:

“Çalışmalar, son 25-30 yıldır zorbalık ve zorbalığa kurban olmanın okullarda giderek artış gösteren önemli bir sorun olduğunu ortaya koyuyor. Zorbalık mağdurları genellikle saldırganlığa tepki göstermezler, öz güvenleri düşük ve reddedilme korkusu yaşarlar. Zorbalar ise, grup lideri olma eğilimindedirler, genellikle okuldan hoşnutsuzdur, sınıf arkadaşlarına karşı negatif ve kışkırtıcıdırlar. Lise ve dengi okullarda okuyan öğrencilerle yaptığımız bir araştırma beslenme ve zorbalık arasında bir bağlantı olduğunu ortaya koydu. Ayrıca, şekerleme-pastane ürünleri gibi abur-cubur besinlerin tüketimi ile şiddet davranışları (fiziksel saldırı, zorbalık, kurban olma) arasında da anlamlı ilişkiler saptandı. Çalışmamız bulguları, diğer çalışmalarla birlikte yorumlandığında sağlıksız besinlerin tüketimindeki artışın akıl sağlığı sorunları görülme olasılığında da artışla ilişkili olduğu sonucuna varıldı.”

Kahvaltının atlanmamasına dikkat edin

“Beslenme alışkanlığının sağlıklı yönde değiştirilmesi, akıl sağlığı sorunlarının önlenmesinde etkili bir yaklaşım olabilir” diyen Özenoğlu, kahvaltı konusunun da önemine değinerek şunları söylüyor:

“Kahvaltı atlama fiziksel ve psikolojik olumsuz sonuçları iyi bilinen bir sağlık sorunudur. Kahvaltı atlama çocuklar ve ergenler arasında giderek yaygın hale geldi. Birçok araştırma ergenlerde kahvaltı atlamanın sigara kullanımı, sık alkol tüketimi, esrar kullanımı, seyrek egzersiz ve davranış bozuklukları gibi çeşitli riskli sağlık davranışları ile ilişkili olduğunu gösterdi. Diğer taraftan, kahvaltının atlanması okulda zorbalığa maruz kalmanın olası bir işareti olabilir. Ailelere bu konuda farkındalık kazandırılması, kahvaltıyı atlayan çocuklarının daha yakından izlenmesine ve yardım edilmesine olanak sağlayabilir. Depresyon ve kahvaltının atlanması bazı çocuklarda zorbalık mağduriyetinden daha ciddi yeme davranışı bozukluklarının gelişmesine neden olabilir. Diğer taraftan düzenli ve besleyici bir kahvaltı ergenin okuldaki akademik başarısında da önemli bir unsurdur.”

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Trending