Connect with us

Kültür-Sanat Haberleri

Hayvanlar için daha iyi bir dünya yaratmaya var mısın?

Paylaşım odaklı, etik ve önemseyen marka konumuyla, hayvanlar ve sahipleri için yaşam boyu sağlıklı ve mutlu birliktelikler sağlayabilme …

Published

on

Paylaşım odaklı, etik ve önemseyen marka konumuyla, hayvanlar ve sahipleri için yaşam boyu sağlıklı ve mutlu birliktelikler sağlayabilme hedefinde olan Royal Canin, 8 bölümlük mini dizi projesini Bunu Bi’ Düşünün diyerek hayata geçiriyor. Marka, 20 Ağustos’ta, Türkiye’nin lider yerli online video platformu BluTV’de yayına girecek mini dizi projesi ile sorumlu hayvan sahipliği konusunda bireyselden kolektife yayılan bir farkındalık yaratmayı hedefliyor.

Kedi ve köpeklerle sorumluluk bilinci ile kurulan uzun süreli dostluklar, hayvan sahiplerinin kaygı, stres ve yalnızlıkla mücadele edebilmelerine destek oluyor. Öyle ki, 10 hayvan sahibinden 6’sı hayvanları ile oldukları süre boyunca çok daha fazla güldüklerini ve hayattan keyif aldıklarını belirtiyor. Öte yandan sorumlu hayvan sahipliği kavramı, hayvanların refah ve mutluluklarını artırırken yaşam boyu birlikteliklere de imkân tanıyor.

Bu kapsamda, Royal Canin Türkiye de hayatlarımıza her daim olumlu katkılarda bulunan kedi ve köpeklerin yaşam kalitesinin artırılması, hayvan sahiplenme sürecinin bilinçli bir şekilde ele alınması ve hayvan terk edilmelerin önüne geçilebilmek adına hayata geçirdiği sorumlu hayvan sahipliği kavramını güçlendirme çalışmalarını bir mini dizi projesiyle taçlandırıyor.

Sosyal farkındalık oluşturmayı amaçlayan mini dizi projesinin çıkış noktası “Sorumlu Hayvan Sahipliği.” Buna göre, her hayvanın en temelde, açlık ve susuzluktan, sağlık sorunlarından ve korku/stres unsurlarından uzak bir yaşama erişim, uygun barınma koşulları ve kendilerini oldukları gibi ifade edebilme hakkı bulunuyor. Sorumlu hayvan sahipliği tanımlamasının altını çizen ve bu tanımlamayı merkezine alan Bunu Bi’ Düşünün isimli mini dizi projesi de hayvan haklarının bir başka önemli boyutu olan hayvan refahı olgusu ve hayvanların kendilerine özgü beslenme, sağlık, bakım, ilgi, onları oldukları gibi kabul etme, birlikte oyun oynama ve anlaşılma gibi ihtiyaçlarının da karşılanması gerektiğine vurgu yapıyor. Proje, sorumlu hayvan sahipliği konusunda farkındalık oluşturmayı, ülkemizin önemli sorunlarından biri olan hayvan terk edilmelerinin önüne geçebilmeyi ve doğru bakış açısıyla hayvan sahiplenilmesini teşvik edebilmeyi hedefliyor. Bu kapsamda mini dizi, bunu bi’ düşünün diyerek hayvan sahiplerini yaşam boyu birliktelik için sorumluluklarını düşünmeye davet ediyor.

Yaşam Boyu Birlikte!

Hazırlıksız Yakalanan Yağmur, Çok Meşgul Adam Cenk, Dünyayı Kurtaran Çocuk Feza, Sevmeyi Unutmayan Münevver gibi başlıklara sahip 8 bölümden oluşan mini dizi, birbirinden tamamen farklı sekiz kişiyi ve onların hayvanları ile ilişkilerini konu alıyor. Mini dizide yer alan birbirinden farklı karakterlerin ortak noktası ise hayvanları ile kurdukları ilişki ve bu ilişkinin taşıdığı sorumluluklar.

Hayali bir uzmanın odasında geçen mini dizide, hayvan sahiplerinin hikayeleri üzerinden her bölümde sorumlu hayvan sahipliği konusunun farklı bir alt başlığını odağına alıyor. Mini dizide, insanların hayvanları ile ilişkilerindeki sorumluluk bilincinde geliştirilmesi gereken noktalar olduğu gerçeğine pozitif mesajlarla değiniliyor. Senaryosunu Erkan Tunç’un yazdığı, yönetmen koltuğunda Onur Ünlü’nün oturduğu mini dizide hayvanlarla paylaşılan yaşamı güzelleştiren anılar da işleniyor.

Eğlendirirken düşündürmeyi amaçlayan mini dizinin ana karakteri olan uzman rolünde ise usta oyuncu Ahmet Mümtaz Taylan var. Aslında bir şair olan ama yaşadığı bir ayrılık sonrası hayatını tamamen değiştiren Ahmet Kenan karakteri, yaşam boyu bir birlikteliği mümkün kılabilmek için hayvan sahiplerine sorumlu hayvan sahipliği ve onları eşsiz doğaları ile oldukları gibi kabul etme konusunda yol gösteriyor ve hayatını hayvanlar için daha iyi bir dünya yaratmaya adıyor. Ahmet Mümtaz Taylan’a her bölümde farklı bir oyuncunun konuk oyuncu olarak yer aldığı, gerçek hayatlarında sorumlu birer hayvan sahibi oluşları ile dikkat çeken Şebnem Bozoklu, Ahmet Rıfat Şungar, Pınar Deniz, Kubilay Aka, Dilara Aksüyek, İsmail Ege Şaşmaz, Başak Daşman, Müjde Uzman, Ulaşcan Kutlu ve Ayşenil Şamlıoğlu eşlik ediyor.

Hayvan Refahını Artırmanın Önceliği Sorumlu Hayvan Sahipliği

Royal Canin’de gerçekleştirdiğimiz tüm çalışmalar ‘Hayvanlar için daha iyi bir dünya’ sağlayabilme mottomuzun bir parçası diyen Royal Canin Türkiye Ülke Müdürü Aslı Çelikkol, konuyla ilgili açıklamasında mini dizinin mesajını tekrar pekiştirdi ve sektörde ilk kez hayata geçirilen mini dizi projesi hakkında şunları söyledi: “Royal Canin, ‘Hayvanlar İçin Daha İyi Bir Dünya’ misyonunu benimseyerek onlar için en yüksek düzeyde fayda sağlamaya odaklı bir marka. Vizyoner bir veteriner hekim tarafından kurulduğumuz 1968 yılından bugüne, kedi ve köpeklerin gereksinimlerini fazlasıyla önemseyen ve tüm çalışmalarını onların benzersiz beslenme ve sağlık ihtiyaçlarını anlamaya odaklanan bir marka olarak, sorumlu hayvan sahipliği konusunda ayak seslerimizi her zamankinden daha fazla yükseltiyoruz.”

“Hayvanların dünyayı daha iyi bir yer haline getirdiğine olan inancımız bize bu mini dizi projesini hayata geçirmek için ilham verdi. Royal Canin olarak, kedi ve köpeklerin dünyamızı daha iyi bir yer haline getirdiğine inanıyor ve sorumluluğumuzun onlara sunduğumuz kaliteli ürün ve hizmetlerimizin çok ötesine geçtiğini biliyoruz. Ortak sorumluluğumuz olarak gördüğümüz bu uygulamalar bütünlüğünü, sorumlu hayvan sahipliği olarak nitelendiriyor ve bu doğrultuda onların sağlık ve sıhhatinin korunması ve geliştirilebilmesi için programlar geliştiriyoruz. Bunu Bi’ Düşünün isimli mini dizi projemiz de bu kapsamda hayata geçirdiğimiz çalışmalardan bir tanesi. Hayvan sahipliği, ciddiye alınması gereken uzun süreli bir taahhüt. Bu sebeple sorumlu hayvan sahipliği anlayışı ve uygulamalarının tüm hayvan sahipleri tarafından benimsenmesini sağlamak için çalışıyoruz.”

“Her hayvan doğuştan getirdiği özellikleri ile biriciktir. Hepsinin kendi doğalarına has ihtiyaçları bulunuyor. Bu ihtiyaçları karşılamanın ve yaşam boyu birlikteliği mümkün kılmanın yolu ise sorumlu hayvan sahipliğinden geçiyor. Mini dizi projemiz ile sorumlu hayvan sahipliği kavramını güçlendirmek istiyoruz. Hayvanlar için daha iyi bir dünya sunma hedefimize emin adımlarla ilerliyor olacağız.”

BluTv Ticari Direktörü (CCO) Deniz Şaşmaz Oflaz, “Hayvanlar ve sahipleri için daha bilinçli ve bilgili olunan bir dünya yaratma misyonuyla çalışan Royal Canin ile iş birliği yaptığımız için çok mutluyuz. Royal Canin’in sosyal farkındalık projesi olarak hayata geçirdiği 8 bölümlük Bunu Bi’ Düşünün isimli dizi projesini izleyicilerimizle buluşturmanın ve mümkün olduğu kadar insana ulaştırmanın bizim de sorumluluğumuz olduğuna yürekten inanıyoruz.” dedi.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kültür-Sanat Haberleri

Ahmet Gümüştekin’in “Hafıza Odası” Diyarbakır’da Açıldı – İnternet Haber

Ahmet Güneştekin’in “Hafıza Odası” sergisi PİLEVNELİ tarafından, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası’nın ev sahipliğinde Diyarbakır Keçi Burcu’nda …

Published

on

By

Ahmet Güneştekin’in “Hafıza Odası” sergisi PİLEVNELİ tarafından, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası’nın ev sahipliğinde Diyarbakır Keçi Burcu’nda açıldı. Açılışa özel gerçekleştirilen davete iş, sanat ve cemiyet dünyasından ünlü isimler bir araya geldi.

Açılış nedeniyle Diyarbakır’da verilen özel davete İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Kaya, Pilevneli Galery Kurucusu Murat Pilevneli, Leyla Alaton, Gülden – Yılmaz Yılmaz, Başak Sayan, Zeynep Demirel, Emin Hitay, Evin-Selçuk Tümay, Feryal Gülman, Sedef Orman, Ayşe Boyner, Emek Külür, İnci Aksoy, Fulya Nayman, Erol Özmandıracı-Naz Elmas gibi iş, sanat ve medya dünyasının önde gelen isimleri katıldı.

Hafıza Odası isimli sergi, sanatçının nesnelere biçim verişini gösteren çeşitli mecralardan çalışmalarını bir araya getiriyor. Hafıza Odası sanatsal hatırla(t)ma biçimlerini araştırıyor ve başka türlü sesi hiç duyulmadan kalacak, tamamen unutulacak olanların silinmiş seslerini duyulur kılma yollarını gösteriyor. Güneştekin’in çalışmaları epistemik direniş tarzlarını göstererek resmî söyleme meydan okuyan karşı hafızalara yer açıyor, geçmişin parçalara ayrılmış hatıralarıyla dayanışma geliştiriyor. Sergi, 31 Aralık 2021 tarihine kadar sürecek.

Açılışta yaptığı konuşmasında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, “İstanbul’la Diyarbakır arasında sıkı bir kültür-sanat köprüsü kuracağız. Bu köprüyle, İstanbul’da var olan, yapılan hangi etkinlik varsa uygun olanlarını Diyarbakır’la pekiştirmek ve burda da hem Diyarbakırlı dostlarımızla buluşturmak, hem de İstanbul’da izleyemeyen insanlarımızın Diyarbakır’a gelmelerine vesile olabilecek birçok sanat etkinliğini müşterek yapmak istiyoruz” dedi.

İmamoğlu, Keçi Burcu’nda açılan Ahmet Güneştekin’in Hafıza Odası sergisiyle ilgili kadim kültürlerin kenti Diyarbakır’ın böylesine bir kültürel etkinliğe ev sahipliği yapması beni çok mutlu etmiştir. Çünkü Diyarbakır ülkemizin içinde bulunduğu atmosferlerden belki de en çok etkilenen şehirlerimizden biridir. Bu sebeple Ahmet Güneştekin dostumuzun sanatından süzülen ve ülkenin hafızasına ışık tutacak olan Hafıza Odası sergisinin açılmış olması vesilesiyle, hem ülkemiz hem de Diyarbakır adına kendisine teşekkürlerimi sunuyorum” dedi.

Ahmet Güneştekin açılışa özel yaptığı konuşmasında “Takdir edersiniz ki her sergimin bende yeri ayrı. Ama bu sergim benim için başka, çok özel bir anlamı var. Çocukluğumda resim yapmayı çok severdim. Herkesten önce de ailemin görmesini isterdim. Onlar onaylıyorsa başkalarına gösterirdim. Şu anda çocukluğumdaki gibi, sanatımı herkesten önce aileme gösterdiğimi hissediyorum” dedi.

Diyarbakır Keçi Burcu’nda açılan sergisinin önemini vurgulayan Güneştekin, “Bugün tarihi bir ana tanıklık için buradayız. Altı yıldır kapalı olan Keçi Burcu, bugün yeni yüzüyle yeniden açılıyor. Böyle bir anda Diyarbakır’ı sanatla buluşturan ev sahibimiz, Diyarbakır Sanayi ve Ticaret Odası’nın kıymetli Başkanı Mehmet Kaya ve yardımcısı Fadıl Oğurlu ayrı bir teşekkürü hak ediyor. Bir teşekkürüm de, uluslararası projelerimi en başından beri başarılı bir şekilde sürdüren Pilevneli Galeri’nin kurucusu Murat Pilevneli ve ekibine… Çok teşekkür ediyorum. Bu serginin oluşumunda sponsorluklarıyla, emekleriyle destek olan bütün kurum ve kuruluşlara teşekkür ediyorum” dedi.

Hafıza Odası, bir yokluğa tanıklık ediyor

Sanatçının nesne yerleştirmelerinden ve videolarından oluşan Hafıza Odası’nda bu eserler sessizlikleri ve eşsizlikleri, görülmemişlikleriyle bir yokluğa tanıklık ediyor, bu yokluktan ortaya çıkan tarihi anlatıyor ve yokluğun, noksanlığın, inatçı bekleyişiyle bugünün peşini kovalamasını, hatırlanıp anlatılmadıkça bu hafıza alanına talip olmaktan vazgeçmeyeceğini daima hatırlatma görevi yapıyor. Sanatçının mitolojiyi ve ikonografik unsurları kullanarak yeni bir anlatı olanağı oluşturduğu boyutlu çalışmaları, heykelleri ve kırkyamaları da sergilenecek işler arasında yer alıyor.

Hafıza Odası, sanatçının ses ve görüntüleri yeniden düzenleme biçimlerine odaklanarak şu soruları soruyor: Tanığı olmayan tarihsel olayların hafızası nerededir? Olaylara tanık olmuş kişiler öldüğünde anıları nereye gider? Fotoğrafı çekilmeyen görüntüler nerede saklıdır? Kamera ile kaydedilmeyen olayların arkalarında bıraktığı izler nelerdir? Peki ya yas imkânı tanınmazsa ne olur? Başka bir ifadeyle, eksiklik bir imge aracılığıyla telafi edilemiyorsa, çünkü eksik olan ölmüş bir kişi değil de ölümün kendisiyse, o zaman ne olur?

Olay, bekletilme vasfında sağ kalıyor. Tam olarak hatırlanamayan, ama hesaplaşılmamış bir geçmiş olarak inatla direnç gösteren bir şey o; henüz hatırlanmamış, tarihi henüz yazılmamış olan bir geçmiş. Yaşanmış bazı şeylerin görüntüleri sadece onları o anda görmüş olanların zihinlerinde mevcutken, bazı olayların artık ölülerin ruhlarından başka gözlemcisi kalmamıştır. Onları nasıl işitilir kılabiliriz, deneyimin, hafızanın ve tarihin alanlarında nasıl kapsayabiliriz onları? Sanatçının Hafıza Odası’nda sergilenen işlerinin materyali belleğinde taşıdığı bu imgesiz geçmişin görünümleridir.

Güneştekin’in yerleştirmeleri, olayların silinmesine, bunların zorunlu tarihsel tekerrürüne ve unutulmaya direnirken gösterdikleri dikbaşlılığa tanıklık edebilecek bir gramer yerleştiriyor. Unutuluşa direniş, ortaya çıkarmaktan çok sessizce eşlik etme görevi gören bir hafızanın çatlaklarına, ara boşluklarına sığınıp orada yaşayabilme becerilerine bağlı. Bu yüzden o olaylar tam da yas tutma ve hatırlama imkânlarının tanınmadığı yerlerde başka bir dil konuşuyorlar. Sanatçının enstalasyonları, sesi duyulmamışların adına konuşmaya yeltenmiyor. Bunlar susturulmuş yok oluşun elle tutulamayan, taşan fazlasını temsil ediyorlar.

Fakat burada söz konusu olan, yokluğu eserde kuvvetli bir şekilde ortaya konan, henüz anlatılmamış bir tarihin var olma talebi değil yalnızca. Mesele bu sessizliğin yaratmaya devam ettiği ve resmî olarak, kurumsal olarak silindikçe gelecekte de yaratmaya devam edeceği tekrar eden, süren etkiler. Geçmiş, unutulmaya direnmesiyle hatırlanıyor burada; dahası sadece direnişle, kaybının tekrar eden deneyimi üstünden gösterdiği bu direnişle hatırlanıyor.

Sanatçının eserleri yalnızca hafızanın, açığa çıkmak için, hakkı teslim edilmek ve dinlenmek için başka yol bulamadığı zaman aldığı biçimleri temsil etmiyor. Eserler başkalarının yerine konuşmaya, onlara ses vermeye veya başka türlü bir rahatlama sağlamaya da kalkışmıyor; yası tutulmamış ölülerle bedensiz isimler arasındaki kurgusal karşılaşmanın temsil ettiği imkânsız yasın yerini almaya girişmiyor. Onlar yalnızca bu kavranması, hayal edilmesi imkânsız yasa, boş ve hayaletvâri varlığı üzerinden eşlik ediyorlar. İsimsiz ölü bedenler ile ağlanan, gömülen, hafıza ile unutulmuşluğun geçiş eşiğinde hatırlanan bedensiz isimler arasındaki karşılaşmada keşfettiğimiz şey bir yolun hikâyesi; bu yol, başka türlü yüzleşmenin mümkün olmayacağı bir şimdi’de, özür dileme, telafi etme imkânına çıkıyor.

Sanatçı için bellek, amorf, sürekli değişen bir görüntü alanıdır. Şekillendirilmeye ve tekrar tekrar müzakere edilmeye açık, kişisel olanla müşterek olanın, geçmiş ile geleceğin kesiştiği noktada durmaktadır. Hafıza Odası’ndaki işlerin ortaya çıkardığı, sanatsal hatırla(t)ma biçimlerinin, henüz çözüme ulaşmamış bir geçmişi yeniden yazmanın yollarını açabileceğidir.

Sergiye PİLEVNELİ’nin yayınladığı kapsamlı bir kitap eşlik ediyor. Yayın, Şener Özmen’in sanatçının siyasi ve kültürel tarih bağlamlarıyla iç içe geçmiş araştırma ve uygulamalarına çok katmanlı bir okuma sunduğu makalesini içeriyor. Kitapta ayrıca, Özmen ile Güneştekin’in serginin teorik çerçevesini ele aldıkları ve günümüz çağdaş sanat politikalarıyla ilgili önemli konuları tartıştıkları kapsamlı bir söyleşiye de yer veriliyor. Sergiye sponsor olan kurumlar arasında Deniz Bank, Arçelik, Tatko 1926 ve Lokal Enerji alıyor.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Kültür-Sanat Haberleri

9. Engelsiz Filmler Festivali’nde Sona Yaklaşıliyor – İnternet Haber

Bu yıl dokuzuncu kez düzenlenen Engelsiz Filmler Festivali, çevrim içi gösterimleri ve söyleşileriyle sinemaseverlerle buluşmaya devam ediyor …

Published

on

By

Bu yıl dokuzuncu kez düzenlenen Engelsiz Filmler Festivali, çevrim içi gösterimleri ve söyleşileriyle sinemaseverlerle buluşmaya devam ediyor.

Programındaki yenilikleriyle sinemaseverleri dokuzuncu kez ağırlayan Engelsiz Filmler Festivali’de bu yıl da film ekipleriyle söyleşiler gerçekleştirildi. Programda yer alan Ulusal Uzun Film Yarışmasın’daki finalist filmlerin yönetmenleriyle yapılan söyleşiler ise ilk gününden itibaren Festival’in YouTube kanalında yayınlandı.

Sinemaseverlerin Festivalin YouTube kanalından takip ettiği söyleşilerinden biri Ulusal Uzun Film Yarışması”nda yer alan, dünya prömiyerini 77. Venedik Film Festivali’nde yapan ve eleştirmenlerin büyük ödülüne layık görülen, 58. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde de En İyi Film, En İyi Yönetmen olmak üzere beş farklı ödül alan Hayaletler” filminin yönetmeni Deniz Okyay söyleşisiydi. Sözlerine; Biz kendi jenerasyonumuzu yazmak, sanatçı olarak yeni kuramlar ortaya koymak zorundayız” diye başlayan Okyay, Projeyi oturtmak ve mimari ve sanatsal iskeleti oturtmak altı senemi aldı” diye ekledi. İstanbul’un bir mahallesinde bir elektrik kesintisi ile başlayan kaosu merkeze alındığı ve dört farklı karakterin hikayesini anlatıldığı film için Okyay, hem bir antropolog hem bir sanatçı olarak çok hızlı değişen Türkiyede, bu değişim dışında bu insanlar ne yapıyor, nasıl değişiyorlar, nereye evrildiklerini göstermek için bir bina inşa ettiğini dile getirdi.

Festivalde gerçekleşen diğer bir söyleşi ise yine Ulusal Uzun Film Yarışma”da yer alan ve Ankara Film Festivali, Boğaziçi Film Festivali, Adana Altın Koza Film Festivali gibi festivallerden ödüllerle dönen Uzun Zaman Önce ” filminin yönetmeni Cihan Sağlam ile olan söyleşiydi.

Sözlerine; “Uzun Zaman Önce” filmi benim tiyatro sonrasında, yalnız kaldığım ve hayata dair ne yapacağımı ne edeceğimi bilmediğim bir sürü soruların benim kafamda şekillenmeye başladığı ve kendi içime döndüğüm karanlık bir dönemimde ortaya çıktı” diye başlayan yönetmen, filmin büyük bir şehirin kenar mahallesinde geçtiğini ifade etti. Sağlam ayrıca hikâyeyi görsel ve estetik sebepler ve kaygılar dolayısıyla, gizemli, kendine ait bir kasaba ve evrene taşımak istediğini de ifade etti.

Söyleşinin diğer bir konuğu da Ulsal Uzun Metraj Film Kısa Film Yarışması finalistlerinden dünya prömiyerini Rotterdam Film Festivali’nde yapan Cemil Şov” filminin yönetmeni Barış Sarhandı. Moderatörün sorularını cevaplayan Sarhan, filmin oluşma hikayesinden bahsetti. Hikâyeyi yaptığı mesleğin, kendisi üzerinde yarattığı ruh hali nedeniyle yarattığını dile getiren Sarhan, filmdeki karakterin ezildiği için, vitrine çıkmanın bir yolu olarak kötü karakter olmayı seçtiğini, dile getirdi.

Son olarak, birçok ulusal ve uluslararası festivallerde gösterilen, Torino Underground Film Festivalinde, “En İyi Film” ve “En İyi Kurgu” ödülü Adana Altın Koza Film festivali En İyi Erkek Oyuncu ve 7. Balkan Film Festivali’nde En İyi Oyuncu ve En İyi Film ödülleri alan Ceviz Ağacı”nın yönetmeni Faysal Soysal’ın katıldığı söyleşide Soysal, filmde Latin Amerika edebiyatının etkisinde kalarak bütünüyle Türkiye coğrafyasının meselelerini hem sosyolojik hem politik hem de sanatla ve sinemayla ilgili kaygılarının da toplandığı bir karakter yarattığını dile getirdi.

O ağacın bir metaforu olduğunu, bazı şeyleri imgelediğini ve filmdeki karakterin ağacı yeşertmeye çalışırken aslında kendisini bir anlamda sulamak istediğini ifade eden Soysal, baba karakterinin aslında Hayatinin kaderini de kendisine bağladığından bahsetti.

Ödüller, yarın akşam çevrim içi yayınlanacak ve tüm Türkiyeden takip edilebilecek Ödül Töreninde sahiplerini bulacak.

FESTİVAL TAMAMEN ERİŞİLEBİLİR VE ÜCRETSİZ

Engelsiz Filmler Festivali programda yer alan tüm filmlerini ve yan etkinliklerini her yıl olduğu gibi göremeyenler için sesli betimleme, duyamayanlar içinse ayrıntılı altyazı seçenekleri ile erişilebilir olarak izleyicilere sunuyor.

Festival filmleri, web sitesinden açıklanan gün ve saatlerde çevrim içi platform üzerinden ücretsiz takip edilmeye devam ediyor.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Kültür-Sanat Haberleri

Dayı Ve Aspova Birlikte Rap Yaptı – İnternet Haber

Dayı Şov’da bu hafta rapçi Aspova ve Youtuber Chaby ile eğlence dozunun hiç düşmediği rengarenk bir gece yaşandı. Dayı, Aspova ile yaptığı düetle …

Published

on

By

Dayı Şovda bu hafta rapçi Aspova ve Youtuber Chaby ile eğlence dozunun hiç düşmediği rengarenk bir gece yaşandı. Dayı, Aspova ile yaptığı düetle rap aleminde de iddialı olabileceğinin sinyallerini verirken, Chaby ise, Koreden ithal ettiği format fikirleriyle talk show dünyasında Dayı’ya rakip olabileceğini gösterdi. Ayrıca Aspova, rap dünyasını GAİN ekranlarına kilitleyecek Gain Açık Mikrofonun” çok yakında başlayacağını da duyurdu.

Dayı Şov, bu hafta iki eğlenceli konukla birlikte, şarampolden yuvarlanır gibi hareketli ve bol kahkahalı bir bölüme sahne oldu.Su gibi akan muhabbete Dayı’nın güldüren skeçleri, sürprizler, konuklarla oynadığı oyunlar ve bolca müzik eşlik etti.

Stüdyoya ilk olarak gelen Aspova, Dayı’nın Senelerce brutal vokal yaptın, sonra parayı rapten vurdun” diye takılması üzerine, Kim vurmadı ki, Berkcan Güven bile rap yapıyor” diyerek genç Youtubera diss attı.

Cezanın mentorluğunda rap dünyasını sallayacak program geliyor

Aspova programda GAİNde yayınlanmaya başlayacak yeni projesi Gain Açık Mikrofonu da duyurdu. Cezanın mentorluğunda, Tepki, Server Uraz ve Aspovanın jüriliğinde gerçekleşecek yarışma için hazırlıkların sürdüğünü anlattı, “İnsanlar şu anda katılım gösteriyorlar. Ekimde muhtemelen yayında olacağız” dedi. Ayrıca katılmak isteyenlerin programın sitesinden hazırlanan beatleri indirip, üzerine bir dakikalık videolarını çekip başvuru yapabileceklerini söyledi.

R&Byi Türkiyeye getiren benim”

Sevilen rapçi, Dayı’nın Rapte önemli olan ne? Teknik mi, mahlas mı?”sorusuna, Benim için gerçeklik ve içerik önemli. Anlattığı şeyi bana ne kadar geçirebiliyor? Ondan sonrasında da ses tonu, ses kullanımı gibi şeyler gelecek” diye cevapladı. Kendisi hakkında Aslında popçu” şeklinde yorum yapanlara ise, Ben R&B yapıyorum”, R&Byi Türkiyeye getiren benim” şeklinde yanıt verdi.

Türkiyede Ceza, Sagopa Kajmer ve Fuat Erginle düet yapmak istediğini söyleyen Aspova, yurt dışından kiminle feat atmak istediğiyle ilgili soru üzerine ilginç bir anekdot anlattı: Bir gün stüdyoda eski şarkıları dinlerken, 50 Cent çalıyordu. 50 Cente ulaşabilir miyiz dedik. Yarım saat içinde menajerine ulaştık. Düet için bizden 250 bin dolar istedi.”

Türkiyede yabancı olmanın ekmeğini yedim”

Programın ikinci konuğu Chaby, babasının işleri dolayısıyla Türkiyeye geldiklerini ve 15 yıldır burada yaşadıklarını anlattı. Dayı’nın Biri sana Türkçeyi öğren, gerisi gelir” diye akıl verdi misorusu üzerine, Bir yabancı olarak Türkiyede sevilen bir karakter oluyorsun zaten. Ben de onun ekmeğini yedim” dedi.

Dayı’ya rakip çıktı

Dayı, Chabyyi masasına çağırarak, kendi kurguladığı “Bir Yabancı Bir Dayı” ismini verdiği programı sunmasını istedi. Chaby, Koreden ithal ettiği fikirleriyle Dayı’nın ekmeğini adeta elinden almaya çalıştı. GAİN için yeni format önerilerinde bulundu. Ancak Dayı, programının elden gitmesine izin vermedi.

Aspovanın konserine sadece Chabyyi davet etmesi üzerine ise Dayı’nın, Bana artistik yaptın ama benim gücüm az değil. Kapatırım mekanı, bir masa kurdururum, bir bana söylersin” demesi tüm stüdyoyu güldürdü. Chaby’nin Aspova’ya attığı pas üzerine Aspova stüdyoda bulunan Boğaziçi üniversiteli öğrencileri de konserine davet etti.

Gecenin zirvesi Eskimiş Senelere” düeti oldu

Hızla akan dopdolu programın zirvesi ise Aspova ile Dayı’nın Eskimiş Senelere” düeti oldu. Ünlü rapçinin muhteşem performansına Dayı, kendi yazdığı sözlerle eşlik etti ve rap dünyasında da bir iddiası olabileceğini göstermiş oldu.

Dayı Şov” her Cuma saat 23.00te canlı yayınla GAİNde yayınlanıyor. Kaçıranlar ve bir kez daha izlemek isteyenler için tüm bölümlere yine GAİNde yer veriliyor.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Trending