Connect with us

Kültür-Sanat Haberleri

Zorlu PSM 9. Sezon Prömiyerini Dünyaca Ünlü Sanatçılarla Kutluyor

Açıldığı günden bu yana milyonlarca sanatsevere ulaşan Zorlu PSM, bu yıl #dünyandeğişsin mottosuyla 17 Eylül’de 9. sezonuna başlıyor. Caz ve …

Published

on

Açıldığı günden bu yana milyonlarca sanatsevere ulaşan Zorlu PSM, bu yıl #dünyandeğişsin mottosuyla 17 Eylül’de 9. sezonuna başlıyor. Caz ve Flamenko’yu bir araya getirdiği tarzı, buğulu sesi ve etkileyici yorumuyla dünyaca ünlü sanatçı Buika, İsveçli koreograf Johan Inger’in Bizet’in ikonik eserini yorumladığı Compañía Nacional de Danza de España’nın ödüllü dans gösterisi “Carmen” ve olağanüstü sesiyle çağımızın en muhteşem tenorlarından Rolando Villazón ve neslinin en heyecan verici genç sopranolarından Fatma Said’in, Cemi’i Can Deliorman’ın şefliğinde Gedik Filarmoni Orkestrası eşliğinde gerçekleştirecekleri unutulmayacak performans, 9. Sezon Prömiyeri kapsamında Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde sanatseverle buluşacak.

Dünya Müziği, Caz, Flamenko şarkılar…

İspanyol aşk şarkılarının tutkulu sesi Buika, 17 Eylül’de Zorlu PSM’de, uzun bir aradan sonra Türkiye’deki hayranları ile buluşmaya hazırlanıyor. Dünya müziğine kendine özgü yorumuyla yepyeni bir tarz getiren ve dünya çapında milyonlarca hayranı bulunan İspanyol sanatçı Buika, buğulu sesi ve etkileyici yorumuyla ilk kez Zorlu PSM’de sanatseverlerle buluşacak. Sahnedeki tutkulu performansıyla izleyenleri kendine hayran bırakan Buika, kariyeri boyunca Reggae, Ragga, Flamenko, R&B, Afrobeat ve Gospel’i muhteşem bir şekilde harmanlarken, önceki çalışmalarında da Flamenko ile cazı bir araya getirdiği tarzı ile Flamenko’yu farklı boyutlara taşıdı.

İçinden geldiği gibi şarkı yazan ve kaybedilen aşklara ithafen şarkılar söyleyen Buika, NPR tarafından dünyanın “50 En Büyük Sesi”nden biri olarak gösteriliyor. Son olarak Carlos Santana’nın “Africa Speaks” adlı son albümünde, Carlos Santana’nın akorları eşliğinde müzikseverlerin büyük beğenisini toplayan Buika, önümüzdeki günlerde yeni albümünü müzikseverlerle buluşturmaya hazırlanıyor. Buika, 17 Eylül akşamı hayranlarına yepyeni şarkılarını da seslendireceği muhteşem bir müzik şöleni yaşatacak.

Carmen’in tutku dolu hikayesinin heyecan verici ve çağdaş bir dans yorumu

İspanya’nın önde gelen çağdaş dans topluğu Compañía Nacional de Danza de España’nınJohan Inger imzalı, Benois de la Danse ödüllü Carmen dans gösterisi 24-25 Eylül tarihlerinde ilk kez Türkiye’de Zorlu PSM sahnesinde olacak. Dünyaca ünlü koreograf Johan Inger’in genç bir izleyicinin gözünden dünyanın en popüler operası Carmen’i yenilikçi bakış açısıyla yorumladığı gösteri, benzersiz bir seyir deneyimi sunuyor. Bizet’in ikonik eseri Carmen’in bu yeni uyarlamasının kavramsal temelini, güçlü bir görselliğin yanı sıra net form ve figürlerin yer aldığı sade ve açık bir sahne oluşturuyor. Kurulduğu 1979 yılından bu yana, İspanya’yı uluslararası dans dünyasında temsil eden Compañía Nacional de Danza de España, yıllar içinde İspanyol kültürel ve folklorik köklerine dayanan kendine özgü kimliğini korurken, klasik bale ilkelerinden vazgeçmeden daha çağdaş bir tarza doğru evirilerek dans dünyası içinde dikkat çekici bir yer edindi. Dans dünyasının yıldız isimlerinden Joaquín De Luz’ün sanat yönetmenliğinde, Compañía Nacional de Danza de España dansçılarının göz alıcı performansı, Curt Allen Wilmer tarafından tasarlanan set ve İspanyol moda tasarımcısı David Delfín’in zarif kostümleri ile zamansız bir anlatının da temellerini atıyor.

Olağanüstü bir ses, tutkulu yorumlar ve zarafet dolu bir klasik müzik ziyafeti

Olağanüstü sesiyle çağımızın en muhteşem tenorlarından Rolando Villazón ve neslinin en heyecan verici genç sopranolarından Fatma Said, unutulmayacak bir klasik müzik ziyafetiyle ilk kez Türkiye’de 9. Sezon prömiyeri kapsamında Zorlu PSM’de müzikseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Dünyanın önde gelen opera evleri ve orkestralarıyla gerçekleştirdiği benzersiz ve etkileyici performansları sayesinde, müzik dünyasının en sevilen yıldızlarından biri olan Rolando Villazón günümüzün önde gelen tenorlarından biri olarak biliniyor. Milano’daki prestijli Accademia del Teatro alla Scala’dan mezun olmasının ardından, burada sahneye çıkan ilk Mısırlı olarak da adını şimdiden tarihe yazdıran Fatma Said, müzisyen kimliğinin yanı sıra ülkesi Mısır’ın kültür elçisi olarak da tanınıyor. Tutku dolu yorumlarıyla opera dünyasının “süper starı” olarak adlandırılan Rolando Villazón ve zarafeti, sahne duruşu, genç yaşına karşın usta yorumuyla gönülleri fetheden Fatma Said’e Cemi’i Can Deliorman şefliğinde Gedik Filarmoni Orkestrası’nın eşlik edeceği konser, 30 Eylül’de Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde gerçekleşecek.

Etkinliklerin biletleri passo.com.tr’de üzerinden satışta.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kültür-Sanat Haberleri

Rüzgar ve Uçurtma Sörfünde İddialıyız – İnternet Haber

İzmir Büyükşehir Belediyesi himayelerinde, İMEAK Deniz Ticaret Odası İzmir Şubesi, Arkas, İzdeniz, İzmir Marina, Türkiye Yelken Federasyonu, Ege …

Published

on

By

İzmir Büyükşehir Belediyesi himayelerinde, İMEAK Deniz Ticaret Odası İzmir Şubesi, Arkas, İzdeniz, İzmir Marina, Türkiye Yelken Federasyonu, Ege Açıkdeniz Yat Kulübü işbirliği ile düzenlenen 4. İzmir Körfez Festivali’nde, Milli Rüzgâr Sörfçüsü Çağla Kubat ile Milli Uçurtma Sörfçüsü Bilge Öztürk, deniz ve su sporlarında deneyimlerini aktarırken, Türk gençlerinin uluslararası organizasyonlarda yeni başarılara imza atmaya hazır olduklarını söyledi.

“Deniz ve Rüzgâr Sordular Seni Neredesin?” sloganıyla düzenlenen etkinlik kapsamındaki panel, İMEAK Deniz Ticaret Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Öztürk’ün oturum başkanlığında, İzmir Tarihi Havagazı Fabrikası’nda yapıldı.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin İzmir’in deniz ve liman kenti olduğunu dünyaya anlatmaya devam ettiğini belirten Öztürk, bu konudaki çabalarından dolayı Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’e teşekkür etti. Öztürk, “İzmir, denizi, körfezi, insanı, eğitimi, kültürü ve medeniyeti ile marka bir şehirdir. Deniz sporlarının böyle denizci bir kentte gelişmesi için düzenlenen tüm etkinliklere destek olmaya gayret ediyoruz. Son yıllarda su sporlarında ve deniz aktivitelerinde çok sayıda uluslararası başarıya imza attık. Bunun öncülüğünü de Çağla Kubat, Bilge Öztürk gibi kadın sporcular yaptılar. Kadınlar hem yarışlarda hem eğitimde hem de tanıtımda çok başarılılar” dedi.

ÇOCUKLARI TEKNOLOJİK BAĞIMLILIKTAN KURTARIYORUZ

Çeşme Alaçatı’da rüzgâr sörfünün gelişmesine öncülük yapan Milli Rüzgâr Sörfçüsü Çağla Kubat, makine mühendisliği eğitimi almasına rağmen rüzgâr sörfünün hayatında hep olduğunu söyledi. Kubat, “Sörfe 15 yaşında başladım. Mühendislik eğitimi aldım ama bir anda hayatımda sporun çok daha önemli olduğunu fark ettim. Ülkemi temsil etmek ve tanıtmak benim için önemliydi. Güzellik yarışması sonrası televizyon kariyeri önümde açıldı. Böylece sörf yarışlarına çok daha rahat katılma imkânına kavuştum. Mühendisliği arka plana attım ama mühendislikte öğrendiklerimi hayatımda hep uyguladım. Rüzgâr benim eşimi bulmamı sağladı. Ailemi kurdum. Bütün hayatımı spor şekillendirdi. Çocuklar beni örnek alarak okuluma geliyor. Kimisi de Arka Sokaklar dizisindeki rolümden dolayı beni polis sanmaya devam ediyor” diye konuştu.

Çeşme Alaçatı’nın rüzgâr sörfü için çok ideal bir yer olduğuna dikkat çeken Kubat, “Artık kış aylarında da eğitime gidiyoruz. Türkiye Yelken Federasyonu desteğiyle çocuklara milli sporcu hakkı verilmesi, sörfe olan ilgiyi artırdı. Pandemi döneminde bile ara vermeden çocukları eğittim. Çocukları eve kapanmaktan, teknoloji bağımlısı olmaktan çıkarmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Kızım beş yaşında ve sörfü gayet başarılı şekilde yapıyor. Bunu Alaçatı’ya borçluyuz. Sporcularımız yurtdışında çok sayıda başarıya imza attı. Hedefimiz olimpik sınıfta yarışmak. Bu konuda iddialıyız. Ama mevzuat ve diğer konularda daha fazla desteğe ihtiyacımız var” dedi.

“DENİZ SPORLARI DAHA KIYMETLİ HALE GELDİ”

Akyaka’da kurduğu okul ile bölgenin dünyaca ünlü bir uçurtma sörfü merkezi olmasını sağlayan Bilge Öztürk ise, 28 yaşında başladığı uçurtma sörfünün hobi yerine mesleği haline geldiğini söyledi. Öztürk, “Çocukluğumdan beri hep avukat olmak istiyordum. Çünkü haksızlıklara hiç katlanamıyordum. Hukuk fakültesini severek ve isteyerek okuyup avukat oldum. Mesleğimi yapmaya devam ediyorum. 11 yıl hentbol oynadım. Başka sporlar da yaptım ama uçurtma sörfü ile tanışınca hayatım değişti. Bu spor hobi olmaktan çok yaşam tarzına dönüştü. 2011’de ilk defa Türkiye şampiyonasında derece aldım. Oradan dünya şampiyonluklarında yarışmaya başladım. Severek, gönül vererek yaptığım şey mesleğim oldu. Akyaka’daki okulumda yeni nesilleri yetiştirmeye çalışıyorum. Bizim ulaşamadığımız koşulları onlar için yaratmaya çalışıyoruz” diye konuştu.

Uçurtma sörfünün çocuklar için disiplini ve eğlenceyi birlikte barındırdığına dikkat çeken Bilge Öztürk, şöyle konuştu: “İnsanların içine kapandığı, yalnızlığa mahkûm olduğu bir dönemde kişisel ve içsel gelişmeyi sağlayan deniz sporları daha kıymetli hale geldi. Özellikle pandemi sonrası çocuklar bize koşarak geliyor. Akyaka, rüzgârı ve doğasıyla dünyanın en güzel yerlerinden biri. Bu lütfu değerlendirmemiz gerekiyor”.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Kültür-Sanat Haberleri

Ahmet Gümüştekin’in “Hafıza Odası” Diyarbakır’da Açıldı – İnternet Haber

Ahmet Güneştekin’in “Hafıza Odası” sergisi PİLEVNELİ tarafından, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası’nın ev sahipliğinde Diyarbakır Keçi Burcu’nda …

Published

on

By

Ahmet Güneştekin’in “Hafıza Odası” sergisi PİLEVNELİ tarafından, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası’nın ev sahipliğinde Diyarbakır Keçi Burcu’nda açıldı. Açılışa özel gerçekleştirilen davete iş, sanat ve cemiyet dünyasından ünlü isimler bir araya geldi.

Açılış nedeniyle Diyarbakır’da verilen özel davete İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Kaya, Pilevneli Galery Kurucusu Murat Pilevneli, Leyla Alaton, Gülden – Yılmaz Yılmaz, Başak Sayan, Zeynep Demirel, Emin Hitay, Evin-Selçuk Tümay, Feryal Gülman, Sedef Orman, Ayşe Boyner, Emek Külür, İnci Aksoy, Fulya Nayman, Erol Özmandıracı-Naz Elmas gibi iş, sanat ve medya dünyasının önde gelen isimleri katıldı.

Hafıza Odası isimli sergi, sanatçının nesnelere biçim verişini gösteren çeşitli mecralardan çalışmalarını bir araya getiriyor. Hafıza Odası sanatsal hatırla(t)ma biçimlerini araştırıyor ve başka türlü sesi hiç duyulmadan kalacak, tamamen unutulacak olanların silinmiş seslerini duyulur kılma yollarını gösteriyor. Güneştekin’in çalışmaları epistemik direniş tarzlarını göstererek resmî söyleme meydan okuyan karşı hafızalara yer açıyor, geçmişin parçalara ayrılmış hatıralarıyla dayanışma geliştiriyor. Sergi, 31 Aralık 2021 tarihine kadar sürecek.

Açılışta yaptığı konuşmasında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, “İstanbul’la Diyarbakır arasında sıkı bir kültür-sanat köprüsü kuracağız. Bu köprüyle, İstanbul’da var olan, yapılan hangi etkinlik varsa uygun olanlarını Diyarbakır’la pekiştirmek ve burda da hem Diyarbakırlı dostlarımızla buluşturmak, hem de İstanbul’da izleyemeyen insanlarımızın Diyarbakır’a gelmelerine vesile olabilecek birçok sanat etkinliğini müşterek yapmak istiyoruz” dedi.

İmamoğlu, Keçi Burcu’nda açılan Ahmet Güneştekin’in Hafıza Odası sergisiyle ilgili kadim kültürlerin kenti Diyarbakır’ın böylesine bir kültürel etkinliğe ev sahipliği yapması beni çok mutlu etmiştir. Çünkü Diyarbakır ülkemizin içinde bulunduğu atmosferlerden belki de en çok etkilenen şehirlerimizden biridir. Bu sebeple Ahmet Güneştekin dostumuzun sanatından süzülen ve ülkenin hafızasına ışık tutacak olan Hafıza Odası sergisinin açılmış olması vesilesiyle, hem ülkemiz hem de Diyarbakır adına kendisine teşekkürlerimi sunuyorum” dedi.

Ahmet Güneştekin açılışa özel yaptığı konuşmasında “Takdir edersiniz ki her sergimin bende yeri ayrı. Ama bu sergim benim için başka, çok özel bir anlamı var. Çocukluğumda resim yapmayı çok severdim. Herkesten önce de ailemin görmesini isterdim. Onlar onaylıyorsa başkalarına gösterirdim. Şu anda çocukluğumdaki gibi, sanatımı herkesten önce aileme gösterdiğimi hissediyorum” dedi.

Diyarbakır Keçi Burcu’nda açılan sergisinin önemini vurgulayan Güneştekin, “Bugün tarihi bir ana tanıklık için buradayız. Altı yıldır kapalı olan Keçi Burcu, bugün yeni yüzüyle yeniden açılıyor. Böyle bir anda Diyarbakır’ı sanatla buluşturan ev sahibimiz, Diyarbakır Sanayi ve Ticaret Odası’nın kıymetli Başkanı Mehmet Kaya ve yardımcısı Fadıl Oğurlu ayrı bir teşekkürü hak ediyor. Bir teşekkürüm de, uluslararası projelerimi en başından beri başarılı bir şekilde sürdüren Pilevneli Galeri’nin kurucusu Murat Pilevneli ve ekibine… Çok teşekkür ediyorum. Bu serginin oluşumunda sponsorluklarıyla, emekleriyle destek olan bütün kurum ve kuruluşlara teşekkür ediyorum” dedi.

Hafıza Odası, bir yokluğa tanıklık ediyor

Sanatçının nesne yerleştirmelerinden ve videolarından oluşan Hafıza Odası’nda bu eserler sessizlikleri ve eşsizlikleri, görülmemişlikleriyle bir yokluğa tanıklık ediyor, bu yokluktan ortaya çıkan tarihi anlatıyor ve yokluğun, noksanlığın, inatçı bekleyişiyle bugünün peşini kovalamasını, hatırlanıp anlatılmadıkça bu hafıza alanına talip olmaktan vazgeçmeyeceğini daima hatırlatma görevi yapıyor. Sanatçının mitolojiyi ve ikonografik unsurları kullanarak yeni bir anlatı olanağı oluşturduğu boyutlu çalışmaları, heykelleri ve kırkyamaları da sergilenecek işler arasında yer alıyor.

Hafıza Odası, sanatçının ses ve görüntüleri yeniden düzenleme biçimlerine odaklanarak şu soruları soruyor: Tanığı olmayan tarihsel olayların hafızası nerededir? Olaylara tanık olmuş kişiler öldüğünde anıları nereye gider? Fotoğrafı çekilmeyen görüntüler nerede saklıdır? Kamera ile kaydedilmeyen olayların arkalarında bıraktığı izler nelerdir? Peki ya yas imkânı tanınmazsa ne olur? Başka bir ifadeyle, eksiklik bir imge aracılığıyla telafi edilemiyorsa, çünkü eksik olan ölmüş bir kişi değil de ölümün kendisiyse, o zaman ne olur?

Olay, bekletilme vasfında sağ kalıyor. Tam olarak hatırlanamayan, ama hesaplaşılmamış bir geçmiş olarak inatla direnç gösteren bir şey o; henüz hatırlanmamış, tarihi henüz yazılmamış olan bir geçmiş. Yaşanmış bazı şeylerin görüntüleri sadece onları o anda görmüş olanların zihinlerinde mevcutken, bazı olayların artık ölülerin ruhlarından başka gözlemcisi kalmamıştır. Onları nasıl işitilir kılabiliriz, deneyimin, hafızanın ve tarihin alanlarında nasıl kapsayabiliriz onları? Sanatçının Hafıza Odası’nda sergilenen işlerinin materyali belleğinde taşıdığı bu imgesiz geçmişin görünümleridir.

Güneştekin’in yerleştirmeleri, olayların silinmesine, bunların zorunlu tarihsel tekerrürüne ve unutulmaya direnirken gösterdikleri dikbaşlılığa tanıklık edebilecek bir gramer yerleştiriyor. Unutuluşa direniş, ortaya çıkarmaktan çok sessizce eşlik etme görevi gören bir hafızanın çatlaklarına, ara boşluklarına sığınıp orada yaşayabilme becerilerine bağlı. Bu yüzden o olaylar tam da yas tutma ve hatırlama imkânlarının tanınmadığı yerlerde başka bir dil konuşuyorlar. Sanatçının enstalasyonları, sesi duyulmamışların adına konuşmaya yeltenmiyor. Bunlar susturulmuş yok oluşun elle tutulamayan, taşan fazlasını temsil ediyorlar.

Fakat burada söz konusu olan, yokluğu eserde kuvvetli bir şekilde ortaya konan, henüz anlatılmamış bir tarihin var olma talebi değil yalnızca. Mesele bu sessizliğin yaratmaya devam ettiği ve resmî olarak, kurumsal olarak silindikçe gelecekte de yaratmaya devam edeceği tekrar eden, süren etkiler. Geçmiş, unutulmaya direnmesiyle hatırlanıyor burada; dahası sadece direnişle, kaybının tekrar eden deneyimi üstünden gösterdiği bu direnişle hatırlanıyor.

Sanatçının eserleri yalnızca hafızanın, açığa çıkmak için, hakkı teslim edilmek ve dinlenmek için başka yol bulamadığı zaman aldığı biçimleri temsil etmiyor. Eserler başkalarının yerine konuşmaya, onlara ses vermeye veya başka türlü bir rahatlama sağlamaya da kalkışmıyor; yası tutulmamış ölülerle bedensiz isimler arasındaki kurgusal karşılaşmanın temsil ettiği imkânsız yasın yerini almaya girişmiyor. Onlar yalnızca bu kavranması, hayal edilmesi imkânsız yasa, boş ve hayaletvâri varlığı üzerinden eşlik ediyorlar. İsimsiz ölü bedenler ile ağlanan, gömülen, hafıza ile unutulmuşluğun geçiş eşiğinde hatırlanan bedensiz isimler arasındaki karşılaşmada keşfettiğimiz şey bir yolun hikâyesi; bu yol, başka türlü yüzleşmenin mümkün olmayacağı bir şimdi’de, özür dileme, telafi etme imkânına çıkıyor.

Sanatçı için bellek, amorf, sürekli değişen bir görüntü alanıdır. Şekillendirilmeye ve tekrar tekrar müzakere edilmeye açık, kişisel olanla müşterek olanın, geçmiş ile geleceğin kesiştiği noktada durmaktadır. Hafıza Odası’ndaki işlerin ortaya çıkardığı, sanatsal hatırla(t)ma biçimlerinin, henüz çözüme ulaşmamış bir geçmişi yeniden yazmanın yollarını açabileceğidir.

Sergiye PİLEVNELİ’nin yayınladığı kapsamlı bir kitap eşlik ediyor. Yayın, Şener Özmen’in sanatçının siyasi ve kültürel tarih bağlamlarıyla iç içe geçmiş araştırma ve uygulamalarına çok katmanlı bir okuma sunduğu makalesini içeriyor. Kitapta ayrıca, Özmen ile Güneştekin’in serginin teorik çerçevesini ele aldıkları ve günümüz çağdaş sanat politikalarıyla ilgili önemli konuları tartıştıkları kapsamlı bir söyleşiye de yer veriliyor. Sergiye sponsor olan kurumlar arasında Deniz Bank, Arçelik, Tatko 1926 ve Lokal Enerji alıyor.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Kültür-Sanat Haberleri

9. Engelsiz Filmler Festivali’nde Sona Yaklaşıliyor – İnternet Haber

Bu yıl dokuzuncu kez düzenlenen Engelsiz Filmler Festivali, çevrim içi gösterimleri ve söyleşileriyle sinemaseverlerle buluşmaya devam ediyor …

Published

on

By

Bu yıl dokuzuncu kez düzenlenen Engelsiz Filmler Festivali, çevrim içi gösterimleri ve söyleşileriyle sinemaseverlerle buluşmaya devam ediyor.

Programındaki yenilikleriyle sinemaseverleri dokuzuncu kez ağırlayan Engelsiz Filmler Festivali’de bu yıl da film ekipleriyle söyleşiler gerçekleştirildi. Programda yer alan Ulusal Uzun Film Yarışmasın’daki finalist filmlerin yönetmenleriyle yapılan söyleşiler ise ilk gününden itibaren Festival’in YouTube kanalında yayınlandı.

Sinemaseverlerin Festivalin YouTube kanalından takip ettiği söyleşilerinden biri Ulusal Uzun Film Yarışması”nda yer alan, dünya prömiyerini 77. Venedik Film Festivali’nde yapan ve eleştirmenlerin büyük ödülüne layık görülen, 58. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde de En İyi Film, En İyi Yönetmen olmak üzere beş farklı ödül alan Hayaletler” filminin yönetmeni Deniz Okyay söyleşisiydi. Sözlerine; Biz kendi jenerasyonumuzu yazmak, sanatçı olarak yeni kuramlar ortaya koymak zorundayız” diye başlayan Okyay, Projeyi oturtmak ve mimari ve sanatsal iskeleti oturtmak altı senemi aldı” diye ekledi. İstanbul’un bir mahallesinde bir elektrik kesintisi ile başlayan kaosu merkeze alındığı ve dört farklı karakterin hikayesini anlatıldığı film için Okyay, hem bir antropolog hem bir sanatçı olarak çok hızlı değişen Türkiyede, bu değişim dışında bu insanlar ne yapıyor, nasıl değişiyorlar, nereye evrildiklerini göstermek için bir bina inşa ettiğini dile getirdi.

Festivalde gerçekleşen diğer bir söyleşi ise yine Ulusal Uzun Film Yarışma”da yer alan ve Ankara Film Festivali, Boğaziçi Film Festivali, Adana Altın Koza Film Festivali gibi festivallerden ödüllerle dönen Uzun Zaman Önce ” filminin yönetmeni Cihan Sağlam ile olan söyleşiydi.

Sözlerine; “Uzun Zaman Önce” filmi benim tiyatro sonrasında, yalnız kaldığım ve hayata dair ne yapacağımı ne edeceğimi bilmediğim bir sürü soruların benim kafamda şekillenmeye başladığı ve kendi içime döndüğüm karanlık bir dönemimde ortaya çıktı” diye başlayan yönetmen, filmin büyük bir şehirin kenar mahallesinde geçtiğini ifade etti. Sağlam ayrıca hikâyeyi görsel ve estetik sebepler ve kaygılar dolayısıyla, gizemli, kendine ait bir kasaba ve evrene taşımak istediğini de ifade etti.

Söyleşinin diğer bir konuğu da Ulsal Uzun Metraj Film Kısa Film Yarışması finalistlerinden dünya prömiyerini Rotterdam Film Festivali’nde yapan Cemil Şov” filminin yönetmeni Barış Sarhandı. Moderatörün sorularını cevaplayan Sarhan, filmin oluşma hikayesinden bahsetti. Hikâyeyi yaptığı mesleğin, kendisi üzerinde yarattığı ruh hali nedeniyle yarattığını dile getiren Sarhan, filmdeki karakterin ezildiği için, vitrine çıkmanın bir yolu olarak kötü karakter olmayı seçtiğini, dile getirdi.

Son olarak, birçok ulusal ve uluslararası festivallerde gösterilen, Torino Underground Film Festivalinde, “En İyi Film” ve “En İyi Kurgu” ödülü Adana Altın Koza Film festivali En İyi Erkek Oyuncu ve 7. Balkan Film Festivali’nde En İyi Oyuncu ve En İyi Film ödülleri alan Ceviz Ağacı”nın yönetmeni Faysal Soysal’ın katıldığı söyleşide Soysal, filmde Latin Amerika edebiyatının etkisinde kalarak bütünüyle Türkiye coğrafyasının meselelerini hem sosyolojik hem politik hem de sanatla ve sinemayla ilgili kaygılarının da toplandığı bir karakter yarattığını dile getirdi.

O ağacın bir metaforu olduğunu, bazı şeyleri imgelediğini ve filmdeki karakterin ağacı yeşertmeye çalışırken aslında kendisini bir anlamda sulamak istediğini ifade eden Soysal, baba karakterinin aslında Hayatinin kaderini de kendisine bağladığından bahsetti.

Ödüller, yarın akşam çevrim içi yayınlanacak ve tüm Türkiyeden takip edilebilecek Ödül Töreninde sahiplerini bulacak.

FESTİVAL TAMAMEN ERİŞİLEBİLİR VE ÜCRETSİZ

Engelsiz Filmler Festivali programda yer alan tüm filmlerini ve yan etkinliklerini her yıl olduğu gibi göremeyenler için sesli betimleme, duyamayanlar içinse ayrıntılı altyazı seçenekleri ile erişilebilir olarak izleyicilere sunuyor.

Festival filmleri, web sitesinden açıklanan gün ve saatlerde çevrim içi platform üzerinden ücretsiz takip edilmeye devam ediyor.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Trending