Connect with us

Kültür-Sanat Haberleri

“Elli Kelimelik Mektuplar” 10 Eylül’de sinemalarda

Emir Khalilzadeh’in yönetmenliğini yaptığı başrollerini Gizem Karaca, İlker Kızmaz, Tekin Temel, Derya Alabora ve İlhan Şeşen’in paylaştığı “Elli …

Published

on

Emir Khalilzadeh’in yönetmenliğini yaptığı başrollerini Gizem Karaca, İlker Kızmaz, Tekin Temel, Derya Alabora ve İlhan Şeşen’in paylaştığı “Elli Kelimelik Mektuplar” filmi 10 Eylül’de vizyona giriyor.

Yapımcılığı İstanbul Medya Akademisi ve Medya Fikir Kulübü tarafından yapılan Elli Kelimelik Mektuplar filmi; Adnan Menderes döneminde Ulaştırma Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Başbakan Yardımcılığı ve Bayındırlık Bakanlığı görevlerinde bulunan Tevfik İleri’nin 27 Mayıs darbesiyle Yassıada’ya sürgün edilişini ve ailesinin başından geçen olayları anlatıyor.

27 Mayıs darbesini gerçekleştiren askeri cunta yönetimi tarafından Yassıada’ya sürülen ve aylarca kötü muameleye maruz kalan Tevfik İleri’nin sadece elli kelime yazma hakkı verilen mektuplarla hayata tutunmasını anlatan film, halkın gözünden uzak yargılanmalara ve dönemin haksızlıklarına ışık tutuyor. Darbeyle beraber olumsuz anlamda değişen hayatları ve askeri cuntanın yönetimi ele alıp her şeyi kontrol altına almasını perdeye yansıtacak Elli Kelimelik Mektuplar, bu zorluklarla dolu ortamda oluşan bir aşk hikayesine ve hukuk mücadelesine odaklanıyor.

Gerçek Bir Hayat Hikayesi

Sadık Yalsızuçanlar’ın “Vefa Apartmanı” kitabından serbest uyarlanan Elli Kelimelik Mektuplar filmi, gerçek bir hikayeden yola çıkarak Türkiye’nin 1950 ve 60’lar döneminin gergin günlerini anlatıyor.Gizem Karaca’nın Tevfik İleri’yi savunan idealist bir avukatı, İlker Kızmaz’ın ise; cuntayı kızdıracak haberler yapan bir gazeteciyi canlandırdığı film seyircisiyle buluşmaya hazırlanıyor.

Oyuncu Kadrosunda Birçok Ünlü İsim Bulunuyor

Elli Kelimelik Mektuplar filminin yönetmen koltuğunda Adanış: Kutsal Kavga, Adam Mısın, Eski Sevgili gibi filmlerin yönetmenliğini yapmış Emir Khalilzadeh otururken, oyuncu kadrosunda ise; Gizem Karaca, İlker Kızmaz, Tekin Temel, İlhan Şeşen, Derya Alabora, Zafer Kırşan gibi ünlü isimler bulunuyor.

Yeni normal düzenle beraber sinema perdelerin açılmasıyla Elli Kelimelik Mektuplar filmi 10 Eylül’de vizyona girerek sinemaseverlerle buluşacak.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kültür-Sanat Haberleri

Ahmet Gümüştekin’in “Hafıza Odası” Diyarbakır’da Açıldı – İnternet Haber

Ahmet Güneştekin’in “Hafıza Odası” sergisi PİLEVNELİ tarafından, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası’nın ev sahipliğinde Diyarbakır Keçi Burcu’nda …

Published

on

By

Ahmet Güneştekin’in “Hafıza Odası” sergisi PİLEVNELİ tarafından, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası’nın ev sahipliğinde Diyarbakır Keçi Burcu’nda açıldı. Açılışa özel gerçekleştirilen davete iş, sanat ve cemiyet dünyasından ünlü isimler bir araya geldi.

Açılış nedeniyle Diyarbakır’da verilen özel davete İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Kaya, Pilevneli Galery Kurucusu Murat Pilevneli, Leyla Alaton, Gülden – Yılmaz Yılmaz, Başak Sayan, Zeynep Demirel, Emin Hitay, Evin-Selçuk Tümay, Feryal Gülman, Sedef Orman, Ayşe Boyner, Emek Külür, İnci Aksoy, Fulya Nayman, Erol Özmandıracı-Naz Elmas gibi iş, sanat ve medya dünyasının önde gelen isimleri katıldı.

Hafıza Odası isimli sergi, sanatçının nesnelere biçim verişini gösteren çeşitli mecralardan çalışmalarını bir araya getiriyor. Hafıza Odası sanatsal hatırla(t)ma biçimlerini araştırıyor ve başka türlü sesi hiç duyulmadan kalacak, tamamen unutulacak olanların silinmiş seslerini duyulur kılma yollarını gösteriyor. Güneştekin’in çalışmaları epistemik direniş tarzlarını göstererek resmî söyleme meydan okuyan karşı hafızalara yer açıyor, geçmişin parçalara ayrılmış hatıralarıyla dayanışma geliştiriyor. Sergi, 31 Aralık 2021 tarihine kadar sürecek.

Açılışta yaptığı konuşmasında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, “İstanbul’la Diyarbakır arasında sıkı bir kültür-sanat köprüsü kuracağız. Bu köprüyle, İstanbul’da var olan, yapılan hangi etkinlik varsa uygun olanlarını Diyarbakır’la pekiştirmek ve burda da hem Diyarbakırlı dostlarımızla buluşturmak, hem de İstanbul’da izleyemeyen insanlarımızın Diyarbakır’a gelmelerine vesile olabilecek birçok sanat etkinliğini müşterek yapmak istiyoruz” dedi.

İmamoğlu, Keçi Burcu’nda açılan Ahmet Güneştekin’in Hafıza Odası sergisiyle ilgili kadim kültürlerin kenti Diyarbakır’ın böylesine bir kültürel etkinliğe ev sahipliği yapması beni çok mutlu etmiştir. Çünkü Diyarbakır ülkemizin içinde bulunduğu atmosferlerden belki de en çok etkilenen şehirlerimizden biridir. Bu sebeple Ahmet Güneştekin dostumuzun sanatından süzülen ve ülkenin hafızasına ışık tutacak olan Hafıza Odası sergisinin açılmış olması vesilesiyle, hem ülkemiz hem de Diyarbakır adına kendisine teşekkürlerimi sunuyorum” dedi.

Ahmet Güneştekin açılışa özel yaptığı konuşmasında “Takdir edersiniz ki her sergimin bende yeri ayrı. Ama bu sergim benim için başka, çok özel bir anlamı var. Çocukluğumda resim yapmayı çok severdim. Herkesten önce de ailemin görmesini isterdim. Onlar onaylıyorsa başkalarına gösterirdim. Şu anda çocukluğumdaki gibi, sanatımı herkesten önce aileme gösterdiğimi hissediyorum” dedi.

Diyarbakır Keçi Burcu’nda açılan sergisinin önemini vurgulayan Güneştekin, “Bugün tarihi bir ana tanıklık için buradayız. Altı yıldır kapalı olan Keçi Burcu, bugün yeni yüzüyle yeniden açılıyor. Böyle bir anda Diyarbakır’ı sanatla buluşturan ev sahibimiz, Diyarbakır Sanayi ve Ticaret Odası’nın kıymetli Başkanı Mehmet Kaya ve yardımcısı Fadıl Oğurlu ayrı bir teşekkürü hak ediyor. Bir teşekkürüm de, uluslararası projelerimi en başından beri başarılı bir şekilde sürdüren Pilevneli Galeri’nin kurucusu Murat Pilevneli ve ekibine… Çok teşekkür ediyorum. Bu serginin oluşumunda sponsorluklarıyla, emekleriyle destek olan bütün kurum ve kuruluşlara teşekkür ediyorum” dedi.

Hafıza Odası, bir yokluğa tanıklık ediyor

Sanatçının nesne yerleştirmelerinden ve videolarından oluşan Hafıza Odası’nda bu eserler sessizlikleri ve eşsizlikleri, görülmemişlikleriyle bir yokluğa tanıklık ediyor, bu yokluktan ortaya çıkan tarihi anlatıyor ve yokluğun, noksanlığın, inatçı bekleyişiyle bugünün peşini kovalamasını, hatırlanıp anlatılmadıkça bu hafıza alanına talip olmaktan vazgeçmeyeceğini daima hatırlatma görevi yapıyor. Sanatçının mitolojiyi ve ikonografik unsurları kullanarak yeni bir anlatı olanağı oluşturduğu boyutlu çalışmaları, heykelleri ve kırkyamaları da sergilenecek işler arasında yer alıyor.

Hafıza Odası, sanatçının ses ve görüntüleri yeniden düzenleme biçimlerine odaklanarak şu soruları soruyor: Tanığı olmayan tarihsel olayların hafızası nerededir? Olaylara tanık olmuş kişiler öldüğünde anıları nereye gider? Fotoğrafı çekilmeyen görüntüler nerede saklıdır? Kamera ile kaydedilmeyen olayların arkalarında bıraktığı izler nelerdir? Peki ya yas imkânı tanınmazsa ne olur? Başka bir ifadeyle, eksiklik bir imge aracılığıyla telafi edilemiyorsa, çünkü eksik olan ölmüş bir kişi değil de ölümün kendisiyse, o zaman ne olur?

Olay, bekletilme vasfında sağ kalıyor. Tam olarak hatırlanamayan, ama hesaplaşılmamış bir geçmiş olarak inatla direnç gösteren bir şey o; henüz hatırlanmamış, tarihi henüz yazılmamış olan bir geçmiş. Yaşanmış bazı şeylerin görüntüleri sadece onları o anda görmüş olanların zihinlerinde mevcutken, bazı olayların artık ölülerin ruhlarından başka gözlemcisi kalmamıştır. Onları nasıl işitilir kılabiliriz, deneyimin, hafızanın ve tarihin alanlarında nasıl kapsayabiliriz onları? Sanatçının Hafıza Odası’nda sergilenen işlerinin materyali belleğinde taşıdığı bu imgesiz geçmişin görünümleridir.

Güneştekin’in yerleştirmeleri, olayların silinmesine, bunların zorunlu tarihsel tekerrürüne ve unutulmaya direnirken gösterdikleri dikbaşlılığa tanıklık edebilecek bir gramer yerleştiriyor. Unutuluşa direniş, ortaya çıkarmaktan çok sessizce eşlik etme görevi gören bir hafızanın çatlaklarına, ara boşluklarına sığınıp orada yaşayabilme becerilerine bağlı. Bu yüzden o olaylar tam da yas tutma ve hatırlama imkânlarının tanınmadığı yerlerde başka bir dil konuşuyorlar. Sanatçının enstalasyonları, sesi duyulmamışların adına konuşmaya yeltenmiyor. Bunlar susturulmuş yok oluşun elle tutulamayan, taşan fazlasını temsil ediyorlar.

Fakat burada söz konusu olan, yokluğu eserde kuvvetli bir şekilde ortaya konan, henüz anlatılmamış bir tarihin var olma talebi değil yalnızca. Mesele bu sessizliğin yaratmaya devam ettiği ve resmî olarak, kurumsal olarak silindikçe gelecekte de yaratmaya devam edeceği tekrar eden, süren etkiler. Geçmiş, unutulmaya direnmesiyle hatırlanıyor burada; dahası sadece direnişle, kaybının tekrar eden deneyimi üstünden gösterdiği bu direnişle hatırlanıyor.

Sanatçının eserleri yalnızca hafızanın, açığa çıkmak için, hakkı teslim edilmek ve dinlenmek için başka yol bulamadığı zaman aldığı biçimleri temsil etmiyor. Eserler başkalarının yerine konuşmaya, onlara ses vermeye veya başka türlü bir rahatlama sağlamaya da kalkışmıyor; yası tutulmamış ölülerle bedensiz isimler arasındaki kurgusal karşılaşmanın temsil ettiği imkânsız yasın yerini almaya girişmiyor. Onlar yalnızca bu kavranması, hayal edilmesi imkânsız yasa, boş ve hayaletvâri varlığı üzerinden eşlik ediyorlar. İsimsiz ölü bedenler ile ağlanan, gömülen, hafıza ile unutulmuşluğun geçiş eşiğinde hatırlanan bedensiz isimler arasındaki karşılaşmada keşfettiğimiz şey bir yolun hikâyesi; bu yol, başka türlü yüzleşmenin mümkün olmayacağı bir şimdi’de, özür dileme, telafi etme imkânına çıkıyor.

Sanatçı için bellek, amorf, sürekli değişen bir görüntü alanıdır. Şekillendirilmeye ve tekrar tekrar müzakere edilmeye açık, kişisel olanla müşterek olanın, geçmiş ile geleceğin kesiştiği noktada durmaktadır. Hafıza Odası’ndaki işlerin ortaya çıkardığı, sanatsal hatırla(t)ma biçimlerinin, henüz çözüme ulaşmamış bir geçmişi yeniden yazmanın yollarını açabileceğidir.

Sergiye PİLEVNELİ’nin yayınladığı kapsamlı bir kitap eşlik ediyor. Yayın, Şener Özmen’in sanatçının siyasi ve kültürel tarih bağlamlarıyla iç içe geçmiş araştırma ve uygulamalarına çok katmanlı bir okuma sunduğu makalesini içeriyor. Kitapta ayrıca, Özmen ile Güneştekin’in serginin teorik çerçevesini ele aldıkları ve günümüz çağdaş sanat politikalarıyla ilgili önemli konuları tartıştıkları kapsamlı bir söyleşiye de yer veriliyor. Sergiye sponsor olan kurumlar arasında Deniz Bank, Arçelik, Tatko 1926 ve Lokal Enerji alıyor.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Kültür-Sanat Haberleri

9. Engelsiz Filmler Festivali’nde Sona Yaklaşıliyor – İnternet Haber

Bu yıl dokuzuncu kez düzenlenen Engelsiz Filmler Festivali, çevrim içi gösterimleri ve söyleşileriyle sinemaseverlerle buluşmaya devam ediyor …

Published

on

By

Bu yıl dokuzuncu kez düzenlenen Engelsiz Filmler Festivali, çevrim içi gösterimleri ve söyleşileriyle sinemaseverlerle buluşmaya devam ediyor.

Programındaki yenilikleriyle sinemaseverleri dokuzuncu kez ağırlayan Engelsiz Filmler Festivali’de bu yıl da film ekipleriyle söyleşiler gerçekleştirildi. Programda yer alan Ulusal Uzun Film Yarışmasın’daki finalist filmlerin yönetmenleriyle yapılan söyleşiler ise ilk gününden itibaren Festival’in YouTube kanalında yayınlandı.

Sinemaseverlerin Festivalin YouTube kanalından takip ettiği söyleşilerinden biri Ulusal Uzun Film Yarışması”nda yer alan, dünya prömiyerini 77. Venedik Film Festivali’nde yapan ve eleştirmenlerin büyük ödülüne layık görülen, 58. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde de En İyi Film, En İyi Yönetmen olmak üzere beş farklı ödül alan Hayaletler” filminin yönetmeni Deniz Okyay söyleşisiydi. Sözlerine; Biz kendi jenerasyonumuzu yazmak, sanatçı olarak yeni kuramlar ortaya koymak zorundayız” diye başlayan Okyay, Projeyi oturtmak ve mimari ve sanatsal iskeleti oturtmak altı senemi aldı” diye ekledi. İstanbul’un bir mahallesinde bir elektrik kesintisi ile başlayan kaosu merkeze alındığı ve dört farklı karakterin hikayesini anlatıldığı film için Okyay, hem bir antropolog hem bir sanatçı olarak çok hızlı değişen Türkiyede, bu değişim dışında bu insanlar ne yapıyor, nasıl değişiyorlar, nereye evrildiklerini göstermek için bir bina inşa ettiğini dile getirdi.

Festivalde gerçekleşen diğer bir söyleşi ise yine Ulusal Uzun Film Yarışma”da yer alan ve Ankara Film Festivali, Boğaziçi Film Festivali, Adana Altın Koza Film Festivali gibi festivallerden ödüllerle dönen Uzun Zaman Önce ” filminin yönetmeni Cihan Sağlam ile olan söyleşiydi.

Sözlerine; “Uzun Zaman Önce” filmi benim tiyatro sonrasında, yalnız kaldığım ve hayata dair ne yapacağımı ne edeceğimi bilmediğim bir sürü soruların benim kafamda şekillenmeye başladığı ve kendi içime döndüğüm karanlık bir dönemimde ortaya çıktı” diye başlayan yönetmen, filmin büyük bir şehirin kenar mahallesinde geçtiğini ifade etti. Sağlam ayrıca hikâyeyi görsel ve estetik sebepler ve kaygılar dolayısıyla, gizemli, kendine ait bir kasaba ve evrene taşımak istediğini de ifade etti.

Söyleşinin diğer bir konuğu da Ulsal Uzun Metraj Film Kısa Film Yarışması finalistlerinden dünya prömiyerini Rotterdam Film Festivali’nde yapan Cemil Şov” filminin yönetmeni Barış Sarhandı. Moderatörün sorularını cevaplayan Sarhan, filmin oluşma hikayesinden bahsetti. Hikâyeyi yaptığı mesleğin, kendisi üzerinde yarattığı ruh hali nedeniyle yarattığını dile getiren Sarhan, filmdeki karakterin ezildiği için, vitrine çıkmanın bir yolu olarak kötü karakter olmayı seçtiğini, dile getirdi.

Son olarak, birçok ulusal ve uluslararası festivallerde gösterilen, Torino Underground Film Festivalinde, “En İyi Film” ve “En İyi Kurgu” ödülü Adana Altın Koza Film festivali En İyi Erkek Oyuncu ve 7. Balkan Film Festivali’nde En İyi Oyuncu ve En İyi Film ödülleri alan Ceviz Ağacı”nın yönetmeni Faysal Soysal’ın katıldığı söyleşide Soysal, filmde Latin Amerika edebiyatının etkisinde kalarak bütünüyle Türkiye coğrafyasının meselelerini hem sosyolojik hem politik hem de sanatla ve sinemayla ilgili kaygılarının da toplandığı bir karakter yarattığını dile getirdi.

O ağacın bir metaforu olduğunu, bazı şeyleri imgelediğini ve filmdeki karakterin ağacı yeşertmeye çalışırken aslında kendisini bir anlamda sulamak istediğini ifade eden Soysal, baba karakterinin aslında Hayatinin kaderini de kendisine bağladığından bahsetti.

Ödüller, yarın akşam çevrim içi yayınlanacak ve tüm Türkiyeden takip edilebilecek Ödül Töreninde sahiplerini bulacak.

FESTİVAL TAMAMEN ERİŞİLEBİLİR VE ÜCRETSİZ

Engelsiz Filmler Festivali programda yer alan tüm filmlerini ve yan etkinliklerini her yıl olduğu gibi göremeyenler için sesli betimleme, duyamayanlar içinse ayrıntılı altyazı seçenekleri ile erişilebilir olarak izleyicilere sunuyor.

Festival filmleri, web sitesinden açıklanan gün ve saatlerde çevrim içi platform üzerinden ücretsiz takip edilmeye devam ediyor.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Kültür-Sanat Haberleri

Dayı Ve Aspova Birlikte Rap Yaptı – İnternet Haber

Dayı Şov’da bu hafta rapçi Aspova ve Youtuber Chaby ile eğlence dozunun hiç düşmediği rengarenk bir gece yaşandı. Dayı, Aspova ile yaptığı düetle …

Published

on

By

Dayı Şovda bu hafta rapçi Aspova ve Youtuber Chaby ile eğlence dozunun hiç düşmediği rengarenk bir gece yaşandı. Dayı, Aspova ile yaptığı düetle rap aleminde de iddialı olabileceğinin sinyallerini verirken, Chaby ise, Koreden ithal ettiği format fikirleriyle talk show dünyasında Dayı’ya rakip olabileceğini gösterdi. Ayrıca Aspova, rap dünyasını GAİN ekranlarına kilitleyecek Gain Açık Mikrofonun” çok yakında başlayacağını da duyurdu.

Dayı Şov, bu hafta iki eğlenceli konukla birlikte, şarampolden yuvarlanır gibi hareketli ve bol kahkahalı bir bölüme sahne oldu.Su gibi akan muhabbete Dayı’nın güldüren skeçleri, sürprizler, konuklarla oynadığı oyunlar ve bolca müzik eşlik etti.

Stüdyoya ilk olarak gelen Aspova, Dayı’nın Senelerce brutal vokal yaptın, sonra parayı rapten vurdun” diye takılması üzerine, Kim vurmadı ki, Berkcan Güven bile rap yapıyor” diyerek genç Youtubera diss attı.

Cezanın mentorluğunda rap dünyasını sallayacak program geliyor

Aspova programda GAİNde yayınlanmaya başlayacak yeni projesi Gain Açık Mikrofonu da duyurdu. Cezanın mentorluğunda, Tepki, Server Uraz ve Aspovanın jüriliğinde gerçekleşecek yarışma için hazırlıkların sürdüğünü anlattı, “İnsanlar şu anda katılım gösteriyorlar. Ekimde muhtemelen yayında olacağız” dedi. Ayrıca katılmak isteyenlerin programın sitesinden hazırlanan beatleri indirip, üzerine bir dakikalık videolarını çekip başvuru yapabileceklerini söyledi.

R&Byi Türkiyeye getiren benim”

Sevilen rapçi, Dayı’nın Rapte önemli olan ne? Teknik mi, mahlas mı?”sorusuna, Benim için gerçeklik ve içerik önemli. Anlattığı şeyi bana ne kadar geçirebiliyor? Ondan sonrasında da ses tonu, ses kullanımı gibi şeyler gelecek” diye cevapladı. Kendisi hakkında Aslında popçu” şeklinde yorum yapanlara ise, Ben R&B yapıyorum”, R&Byi Türkiyeye getiren benim” şeklinde yanıt verdi.

Türkiyede Ceza, Sagopa Kajmer ve Fuat Erginle düet yapmak istediğini söyleyen Aspova, yurt dışından kiminle feat atmak istediğiyle ilgili soru üzerine ilginç bir anekdot anlattı: Bir gün stüdyoda eski şarkıları dinlerken, 50 Cent çalıyordu. 50 Cente ulaşabilir miyiz dedik. Yarım saat içinde menajerine ulaştık. Düet için bizden 250 bin dolar istedi.”

Türkiyede yabancı olmanın ekmeğini yedim”

Programın ikinci konuğu Chaby, babasının işleri dolayısıyla Türkiyeye geldiklerini ve 15 yıldır burada yaşadıklarını anlattı. Dayı’nın Biri sana Türkçeyi öğren, gerisi gelir” diye akıl verdi misorusu üzerine, Bir yabancı olarak Türkiyede sevilen bir karakter oluyorsun zaten. Ben de onun ekmeğini yedim” dedi.

Dayı’ya rakip çıktı

Dayı, Chabyyi masasına çağırarak, kendi kurguladığı “Bir Yabancı Bir Dayı” ismini verdiği programı sunmasını istedi. Chaby, Koreden ithal ettiği fikirleriyle Dayı’nın ekmeğini adeta elinden almaya çalıştı. GAİN için yeni format önerilerinde bulundu. Ancak Dayı, programının elden gitmesine izin vermedi.

Aspovanın konserine sadece Chabyyi davet etmesi üzerine ise Dayı’nın, Bana artistik yaptın ama benim gücüm az değil. Kapatırım mekanı, bir masa kurdururum, bir bana söylersin” demesi tüm stüdyoyu güldürdü. Chaby’nin Aspova’ya attığı pas üzerine Aspova stüdyoda bulunan Boğaziçi üniversiteli öğrencileri de konserine davet etti.

Gecenin zirvesi Eskimiş Senelere” düeti oldu

Hızla akan dopdolu programın zirvesi ise Aspova ile Dayı’nın Eskimiş Senelere” düeti oldu. Ünlü rapçinin muhteşem performansına Dayı, kendi yazdığı sözlerle eşlik etti ve rap dünyasında da bir iddiası olabileceğini göstermiş oldu.

Dayı Şov” her Cuma saat 23.00te canlı yayınla GAİNde yayınlanıyor. Kaçıranlar ve bir kez daha izlemek isteyenler için tüm bölümlere yine GAİNde yer veriliyor.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Continue Reading

Trending